
74.Salomon’un 10 Dolarlık Felaketi
Tarih boyunca insanlar hep paranın peşinden koştu. Kimisi onunla huzur bulacağını sandı, kimisi kudret kazanacağını. Lakin para dediğin şey; cebine girince dostu çoğaltır, çıkınca aynaya bile yabancılaştırır.
Ticaret yapanın gözü hep hesapta, yardım edenin bile gönlü bir teşekkürde olur bazen. İşte böyle zamanlarda, karakter ile karaktersizlik arasındaki çizgi, bir parmak uzunluğundadır.
Para insanı bozar mı bilinmez ama, bazıları henüz hiç düzelmemiş gibidir. Menfaatin dini, dili, ırkı olmaz. Çünkü, Hırs insanın içindeyse, pasaport taşımaz.
Para her şeyin ölçüsü değildir.
Kimin ne kadar değeri olduğu, karakteriyle değil; bankadaki bakiyesiyle ölçülüyor bu zamanda. “Adamın parası var, bir bildiği vardır,” diyerek saçma sapan fikirlerin peşinden gidiyoruz, sırf konuşan zengin diye. Oysa nice iflaslar, yanlış ortaklıklar, alavere dalavere işler hep bu “parası olan doğrudur” anlayışının sonucu değil mi.
Para o kadar sistemimizi bozmuş ki, her davranışta karşılık bekliyoruz. Hatta iyilik yapana fatura kesenler bile var. Menfaat dostluğu öyle bir noktaya geldi ki, birinden selam alasın geliyor, hemen arkasından soruyorsun: “Acaba ne isteyecek?”
Dostluklar “ortaklık“, merhametler “yatırım”, samimiyetler ise “strateji” haline geldi. Kimse kimseye bedava gülümsemiyor artık. Çünkü gülerken bile kazanç hesaplanıyor.
Hele bir de birilerine güvenip üç kuruşluk ortaklık yapmaya kalkarsan… Senin niyetin gönülden, onlarınki cebinden. Sonuç: hem gönül kırılır, hem cebin.
Böyle bir dünyada, iyiliği yapan da suçlu, kazıklanan da. Çünkü herkes, bir kazığın kime ait olduğunu konuşmadan önce, menfaate kim ortak oldu ona bakıyor. Ortada enayi varsa, sistem çalışıyor demektir.
Ama ne yapalım?
Mizah bizim elimizdeki tek silah. Gelin, şimdi sizi böyle bir dünyanın ortasında geçen, “paranın kutsal sayıldığı ama aklın yok sayıldığı” bir fıkraya götüreyim.
Zaman odur ki
Salomon sabah sabah kahvede saçını başını yoluyordu. Millet çayını karıştırırken, o kafasını karıştırıyordu.
— Eyvah! Mahvoldum! Yandım! 10 dolarım gitti!
Kahvede oturanlar, sanki ulusal felaket olmuş gibi etrafına toplandı. Yahudi milleti, parayı severdi; ama Salomon bir başka severdi.
— 10 dolar için mi bu yaygara? — dedi biri.
Salomon gözlüğünü düzeltti:
— Dinleyin hele şu başıma geleni. Dün çarşıda gezerken sahile indim. Parkta otururken çantamı bankta unutmuşum. İçinde tam 50 bin dolar vardı!
Herkesin gözleri fal taşı gibi açıldı.
— Ulan desene! 10 dolar değil, 50 bin dolar gitti!
— Yoo… O kısmı iyi. Çantayı bir Müslüman bulmuş. Biz onlara kötülük yapsak ta onlar iyilikten vazgeçmiyorlar. sağ olsunlar. Getirdi çantamı ve paracıklarımın hepsi tastamamdı..
— E güzel işte. O zaman sıkıntın niye. Bu paralanmalar neden?
— Ama taksiyle gelmiş! Çantayı verdi, sonra döndü: “Taksi parası 10 dolar.” dedi. Aldı gitti.
— Peki ya 50 bin?
— O bende kaldı. Ama 10 dolarım gitti! Yazık bana!
Kahvede bir sessizlik… Ardından bir kahkaha tufanı . ( nankör herif der gibi…)
— Ulan 50 bini kurtardın hâlâ 10 dolara mı yanıyorsun!
Salomon derin bir nefes aldı:
— Bu bir prensip meselesi! Madem iyilik yapıyorsun, tam yap! Taksi parasını da sen öde! Hem 10 dolar kolay mı kazanılıyor!
Tam o sırada telaşlı telaşlı Avrom içeri girdi:
— Salomon! Acil 10 dolara ihtiyacım var! Yarın öderim, vallahi! Peygamber kefil öderim. Yehova aşkına yarın ödeyecem.!
Salomon gözlüğünü indirip baktı:
— Veririm… ama bir saat yalvarırsan!
— Ne alaka?
— En azından egom tavan yapsın. Çok üzüldüm bugün. Para giderken ruhum eğlensin.
Avrom yalvarmaya başladı:
— Ne olur ver, Salomoncum… Kola da içmem, tost da istemem… Seninle çifte tavla bile oynamam…
Kahvedekiler kırıldı gülmekten. Tam ortam yumuşamıştı ki Salomon tekrar iç çekti:
— Ama asıl mesele bu değil. Ben iflas ettim.
— Nasıl yahu? Sabah 50 bin doları kurtardın. O parayla mı ortak oldun!
— Hayır tabiiki. Maiz’le daha önce şirket kurmuştuk. Onun 100 bin doları vardı, benim 10 dolarım. Onun parası benim aklım vardı…
— Ne güzel… Sonra?
— Sonra şirket battı. Gitti benim 10 dolar da.
— Maiz bu iflas durumuna ne diyor?
— Diyor ki: “Senin yüzünden ben de battım.” Ama olsun tekrar kazanır tekrar kurarız. Ama bu defa senin ortak almam. Aklını da kullanmam. Olan benim 10 dolara oldu.!
O esnada garson çayı masaya bıraktı:
“Abi istersen bu çayı da ‘ortaklık’ diye verelim, Tecrübelisin. Batmaz belki!”
Fıkradan anladıklarımız
1 — “Pul hesabı yapan, altını göremez.” (Kerkük Türkmenleri halk sözü) — On dolara ağlarken elli bin doları görmezden gelen göz, hayatın bütününü kavrayamaz; küçüğe takılanın büyüğü kaçırması kaçınılmazdır.
2 — “Verdiği sadakanın peşinden koşan, sadaka vermemiş sayılır.” (Horasan Türkmeni halk sözü) — İyilik yaptıktan sonra hesap soran, verdiği şeyi geri almış olur; gerçek cömertlik karşılık beklemeyen elden gelir.
3 — “Ortaklığın iyisi karı koca, kötüsü para ortaklığı.” (Kırım Tatarı halk sözü) — Para üzerine kurulan birlikteliğin temeli kırılgandır; çıkarın girdiği kapıdan güven çıkar.
4 — “Denize düşen yılana sarılır ama yılanı ortak yapan hem ısınır hem sokulur.” (Kıbrıs Türkleri halk sözü) — Çaresizlikle başlanan ortaklık, çaresizliğin kendisinden daha büyük felaket getirir.
5 — “Keseye giren el, gönülden çıkar.” (Buhara Türkmeni halk sözü) — Menfaat hesabı dostluğun giriş kapısıdır ama çıkış kapısı yoktur; para araya girince ilişkiler hesap defterine dönüşür.
6 — “Kuru ağacı sulayan, suyuna yanar.” (Gagavuz Türkleri halk sözü) — Liyakatsiz ve güvenilmez birine yatırılan emek boşa gider; kurumuş ağacı diriltmek suyun değil ağacın meselesidir.
7 — “Yarısı yapılan hayır, bütün yapılan şerden beterdir.” (Başkurt halk sözü) — İyiliği yarım bırakan, hiç yapmamasından daha büyük hayal kırıklığı yaratır; ya tam yap ya da hiç başlatma.
8 — “Borçluya yol gösteren, alacaklıdan hoşnut olmaz.” (Karaçay halk sözü) — Prensip adına bağıran kimseler çoğu zaman borçluluk duygusunu gururla kamufle eder.
9 — “Tencereyi ateş yakar ama tutacağı unutanın eli yanar.” (Ahıska Türkleri halk sözü) — Para ortaklığına girerken ayrıntıları gözden kaçıran, büyük resmi değil kendi avucundaki yarayı görür.
10 — “Ağzına bal sürülmüş bıçak, en keskin bıçaktır.” (Özbek halk sözü) — Tatlı sözlerle kurulan ortaklıklar çoğu zaman en acı sonuçlarla biter; gülümseyerek kazıklayan daha derin keser.
11 — “Kör paranın üstüne düşmez, para körün üstüne düşer.” (Kazan Tatarı halk sözü) — Para, aklı olmayanı bulmaz; bulan para da sahibinin cehaletinden ötürü erir gider.
12 — “Çömlek kırıldıktan sonra herkes usta kesilir.” (Pomak Türkleri halk sözü) — Ortaklık battıktan sonra herkes sebebini bilir ama öncesinde kimse uyarmaz; felaketin ardından uzmanlık taslamak kolay sanattır.
13 — “Cebinde parası olanın, dilinde dostluğu olur.” (Uygur Türkleri halk sözü) — Menfaat dostluğu cebin doluluğuna endekslidir; para bittiğinde dostluğun da sonu gelir.
14 — “Yıkılmış duvarın taşı çok olur ama yeniden ören kimse çıkmaz.” (Çeçen halk sözü) — İflastan sonra herkes taşları sayar ama yeniden inşa etmeye kimse elini taşın altına koymaz.
15 — “Kötüye borçlanan iki kere öder; birini parayla, birini haysiyetiyle.” (Nogay Türkleri halk sözü) — Yanlış insanla ortaklık kuran hem parasını hem onurunu kaybeder; ikinci bedel birincisinden her zaman ağırdır.
16 — “Misafirin bereketi gelişinde değil, gidişinde bıraktığı duadadır.” (Kazak halk sözü) — İyilik yapan taksi parasını da üstlense asıl ödülü bereket olarak döner; hesap kesilerek yapılan iyilik ticaretle karışır.
17 — “Kurt koyun postuna bürünür ama havlarken kendini ele verir.” (Türkmen halk sözü) — Menfaat amacı ile dost görünenler kriz anında gerçek yüzlerini gösterir; postun altındaki kurt er geç ortaya çıkar.
18 — “Altını ateşe atan saflığını anlar, insanı derde düşüren de karakterini gösterir.” (Kırgız halk sözü) — Gerçek karakter rahat zamanda değil sıkıntı anında ortaya çıkar; on dolarlık kayıp bile bütün bir kişiliğin röntgenini çeker.
19 — “Bir lokma ekmeğin yarısı komşunun hakkıdır; tamamı yenirse bereket gider.” (Boşnak Türkleri halk sözü) — Paylaşım bereketi çoğaltır ama hesapla paylaşan tam tersini yaşatır; iyiliğin içinde fatura saklanırsa o lokma boğaza dizilir.
20 — “Dağılan sofrada kalan, gerçek dosttur.” (Irak Türkmeni halk sözü) — Servet kaybolunca etrafta kalan insanlar gerçek dostlardır; iflas eden şirketin değil iflastan sonra arayan dostun değeri bilinir.
Metin KOCA