
73.Allah’tan Deyyusa Kadar
“Ve insan için ancak çalıştığı vardır.” (Necm Suresi, 39. Ayet)
“Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir.” (Buhari, Buyu 15)
Ey cemaat-i gaflet,
Dinlediklerinizle değil, sindirdiklerinizle sınanıyorsunuz.
Okuduğunuz kitapla değil, yaşadığınız hayatla yargılanıyorsunuz.
Bir yanda Allah’ın apaçık ayeti: “İnsan için ancak çalıştığı vardır”,
Diğer yanda bizim ağzımızda pelesenk: “Rızkı veren Allah’tır”…
E madem öyle, Allah niye “çalışan” dedi, yatan değil?
İşte buradan başlıyor sıkıntı.
Allah’ı tanımadan O’nun adına konuşanlardan,
Kendi beceriksizliğini “kader” kılıfına saranlardan,
Her haltı yedikten sonra “imtihan bu” deyip sıyrılanlardan geçilmiyor bu memleket!
”Allah birdir,
Eşi benzeri yoktur.
Doğmamıştır, doğurulmamıştır.
Hiçbir şey O’na denk değildir…”
Ama biz ne yapıyoruz?
Allah’ın adını ağzımıza sakız ediyoruz.
Pisliğimizin üstüne kutsallık serpiyoruz.
İnancı, ahlaksızlığın makyajı yapıyoruz.
Beceriksizliğimizi Allah’a ihale ediyoruz.
Tembelliğimizi “tevekkül” diyerek kutsuyoruz.
Hırsızı, haksızı, torpilliyi… hepsini “nasip” deyip aklıyoruz.
Sonra da oturup dua ediyoruz:
“Allah’ım bize adalet ver.”
Ama adaletsizliği kim besliyor?
Kim oy veriyor, kim susuyor, kim sineye çekiyor?
Ellerin bağlıysa zinciri çöz;
Dilinde düğüm varsa, çöz;
Ama yok…
Sınav bu sınav!
Zaman Odur ki
Bir kasabada Bektaşi Baba yaşarmış.
Her sabah “Her şey Allah’tan, her şey Allah’tan” diyerek dolaşırmış.
Sanki sabah ezanı okununca ibadet değil, “sorumluluktan kaçma maratonu” başlarmış.
Kasabanın zibidisi de bir gün sinsice sokulmuş arkadan…
PAT! Ensesine bir Osmanlı tokadı!
Bektaşi dönmüş, gözleriyle zebani çağırır gibi bakıyor.
Zibidi pişkin pişkin sırıtıyor:
— Ne o baba erenler? Her şey Allah’tandı hani?
Bektaşi derin bir nefes almış, şöyle demiş:
— E doğru evlat, her şey Allah’tan… ama ben şimdi düşünüyorum ve onun için geriye döndüm :
Bu tokat için Allah hangi deyyusu aracı etti acaba?
Ertesi gün Bektaşi yine aynı sokakta…
Ama bu defa elinde bir sopa, arkasını kollayarak yürüyor. Biri sormuş:
— Baba ne oldu, tevekkül yetmedi mi?
— Tevekkülü yanlış anlamışız evlat. “Tedbir almak da imandandır” ben şimdi “aracı deyyusu” korkutma kısmındayım!
Fıkradan Anladıklarımız
1. “Devesi olan damdan bakmaz.” (Türkmen atasözü) — Elinde imkân olan insan başkasının kapısına muhtaç olmaz; asıl mesele o deveyi kendi emeğinle edinmiş olmaktır.
2. “Allahtan korkmayan kuldan da korkmaz.” (Anadolu halk sözü) — İnancını sadece dilde taşıyan, ne ilahi adaletten çekinir ne insani sorumluluk hisseder; böylesi toplum için en tehlikeli tiptir.
3. “Kurt kocayınca köpeklere maskara olur.” (Türk atasözü, Orta Asya kökenli) — Gücünü kaybedince değil, aklını kullanmayınca maskara olan toplumlar, en küçük zibidinın bile tokadına maruz kalır.
4. “Eşeğini sağlam kazığa bağla, ondan sonra Allah’a emanet et.” (Hz. Muhammed’e atfedilen hadis kaynaklı halk sözü) — Tevekkülün gerçek anlamı budur; önce tedbir, sonra teslimiyet; sıralama bozulursa iman değil tembellik ortaya çıkar.
5. “Korkak bezirgan ne kâr eder ne zarar.” (Osmanlı ticaret hikmeti) — Haksızlık karşısında susan, ne sevap kazanır ne günah işler zanneder ama aslında en büyük günahın ortağıdır.
6. “Ağzı olan konuşur, yüreği olan susar.” (Anadolu halk deyişi) — Herkes Allah adına fetva verirken, gerçek iman sahibi önce kendi nefsini sorgular ve dilini tutmasını bilir.
7. “Kendi gözündeki merteği görmez, başkasının gözündeki çöpü görür.” (İncil kaynaklı, Anadolu’da yaygınlaşmış halk sözü) — Başkasının günahını kadere bağlayıp kendi günahını görmezden gelen, imanı değil ikiyüzlülüğü yaşıyor demektir.
8. “Tilki tilkiye ‘kaç ayağın var’ demiş, ‘kesene göre’ demiş.” (Anadolu halk fıkrası kökenli söz) — İnancını duruma göre eğip büken, dini kendi çıkarının avukatı yapan kurnazlar her devirde var olmuştur.
9. “Ateş düştüğü yeri yakar.” (Türk atasözü) — Zalimin tokadı yalnızca yiyen bilir; seyirci kalıp “kaderi buymuş” demek, yangını uzaktan seyretmekten farksızdır.
10. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” (Türk atasözü) — Toplumsal adaletin en büyük düşmanı, haksızlığı kendi kapısına dayanmadıkça görmezden gelen bireysel kayıtsızlıktır.
11. “Mum dibine ışık vermez.” (Türk atasözü) — Cami cemaatine vaaz veren ama kendi hayatında adaleti uygulamayan, ışığı herkese gösterir kendisi karanlıkta kalır.
12. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” (Türk atasözü) — Bir toplumda tembellik ve sorumsuzluk normalleştirilirse, çalışkan olanlar bile zamanla o karanlığa bulaşır.
13. “İt ürür, kervan yürür.” (Türk atasözü, Orta Asya kökenli) — Hak yolunda yürüyen, arkasından konuşanlara değil önündeki hedefe bakar; deyyusların gürültüsü kafilenin yönünü değiştirmemelidir.
14. “Yılanın başı küçükken ezilir.” (Anadolu atasözü) — Zulüm küçükken müdahale edilmezse büyür; “Allah bilir” deyip beklemek, o yılanı beslemektir.
15. “Dervişin fikri neyse zikri odur, münafığın zikri neyse fikri başkadır.” (Tasavvuf geleneğinden türetilmiş halk hikmeti) — Dilinde Allah ama fiilinde hırsızlık olan kişi, dervişlik değil münafıklık icra ediyordur.
16. “Körle yatan şaşı kalkar.” (Türk atasözü) — Zalimlere sessiz kalan toplum, bir sabah aynaya baktığında kendi yüzünde de zulmün izini görür.
17. “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.” (Türk atasözü) — Bir kez tokadı yiyen, tevekkülü yeniden tanımlar; gerçek ders, acıdan sonra alınan tedbirde gizlidir.
18. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” (Türk atasözü) — Adaleti dile getiren her çağda dışlanır ama hakikat, sürgün edildiği her köyde yeniden filiz verir.
19. “Balık baştan kokar.” (Türk atasözü, Akdeniz kültürlerinde yaygın) — Toplumsal çürüme tepeden başlar; liderler Allah adına konuşup adaletsizlik üretiyorsa, halk da o kokuyu siner.
20. “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” (Türk atasözü) — Kadere sığınmak uzaktan huzur gibi görünür ama yakından bakınca sorumluluktan kaçışın en kurnaz kılığıdır.
Metin KOCA