“Allah Versin” Ama Sen de Tırman!
Modern zamanların en büyük imtihanlarından biri, zahmetsiz kazanç arzusu ve emek vermeden hak talep etme alışkanlığıdır. Her şeyin kısa yoldan, hızlıca ve kolayca elde edilebildiği bir çağda yaşıyoruz. “Çabalamadan sahip olma” isteği, artık yalnızca bireysel bir zaaf değil; toplumsal bir hastalığa dönüşmüş durumda.
Bir yanda sabahın ilk ışıklarında yollara düşen, teri toprağa karışan, helal kazancın peşinde koşanlar var.
Diğer yanda ise “Allah versin” diyerek tevekkül adı altında tembelliği meşrulaştıranlar…
Oysa dinimizde tevekkül, hareketsiz durmak değil; elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.
Hz. Muhammed (s.a.v), “Hiç kimse, el emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir” buyurarak çalışmanın ve üretmenin ne denli kutsal olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Bugün birçok insan, başarısızlığını “kader“, ataletini ise “nasip” kavramlarıyla örtmeye çalışıyor.
Oysa ne rızık gökten zembille iner, ne de kısmet koltukta oturana koşar.
Hayat, çalışanı ödüllendirir; emek verene rızık yollarını açar.
Bu anlayışı zekice hicveden Nasreddin Hoca, yüzyıllar öncesinden bugüne ışık tutuyor. Bir cumartesi sabahı çatıda kiremit aktaran Hoca’nın fıkrası, aslında modern dünyanın emek-sermaye çelişkisini, çalışma ahlakını ve sosyal adalet anlayışını sorguluyor.
İşte tam da bu yüzden, Nasreddin Hoca bize damın üstünden sesleniyor:
“Rızkınız gökten zembille inmediğine göre, merdiveni çıkmaya hazır olun!”
Zaman Odur ki
Bir cumartesi sabahı, Hoca evinin çatısında kiremit aktarıyormuş.
Ter içinde kalmış, güneşin altında “Rızkımızı helalinden kazanalım” diye çabalıyormuş. Tam o sırada…
Bahçe kapısından ses gelmiş:
– Tak tak tak!
Hoca aşağıya seslenmiş:
– Kim ooo?
Kapının dışından bir ses:
– Hocam, lütfen çatıdan inip aşağıya gelir misiniz? Çok acil bir ihtiyacım var!
Hoca, “Belki hasta biridir” diye düşünüp merdivenlerden süratle inmiş. Kapıyı açınca, karşısında pırıl pırıl giyinmiş ama eli açık bir adam görmüş.
Adam:
– Hocam, Allah rızası için bir sadaka…
Hoca, kaşlarını çatmış:
– Bre adam! Ben damda rızkımın peşinde koştururken, sen benim kapımda rızkımı mı dileniyorsun?
Adam ısrar etmiş:
– Ama Hocam, “Veren el alan elden üstündür” dememiş miydiniz?
Hoca bu sözlere gülümseyerek cevap vermiş:
– Öyleyse buyur yukarı çık!
Adam şaşırmış:
– Neden?
Hoca:
– Çünkü “veren el” yukarıda çalışıyor da ondan!
Adam, Hoca’nın peşinden huff puff merdivenleri tırmanmış. Damın üstüne çıkınca, Hoca terini silip:
– Allah versin! demiş.
Adam sinirlenmiş:
– Madem verecektin, beni niye buraya çıkardın?
Hoca taşı gediğine koymuş:
– Madem dilenecektin, beni niye aşağıya indirdin?
Senin sadakan damda, benim sadakam sokakta mıydı?!
Fıkradan Anladıklarımız
- Çalışmak ibadettir; tembellik nefsin tuzağıdır.
- Kendi rızkını kazanamayan, başkasının rızkına göz diker.
- Gerçek tevekkül, çabadan sonra Allah’a güvenmektir.
- İnsan, kendi emeğiyle yükselir; başkasının sırtından değil.
- Rızık için merdiven tırmanmak, hayatta yükselmenin metaforudur.
- Toplum, çalışana saygı göstermeli; tembelliği ödüllendirmemelidir.
- Sadaka, muhtaç olana verilir; tembelliğe değil.
- Sosyal adalet, adil paylaşım kadar adil çabayı da gerektirir.
- Dilenciliği meslek haline getirenler, toplumun üretkenliğine zarar verir.
- Çalışan insanların alın teri kutsal, sömürülen sabrı ise acıdır.
- İslam dini, emeği kutsar; asalaklığı değil.
- Dindar olmak, aynı zamanda üretken ve çalışkan olmayı gerektirir.
- “Allah verir” demek, çalışmaktan kaçmanın bahanesi değildir.
- Helal rızık, dua kadar ter de ister.
- Secdeyle çalışan el, duanın en samimi tercümanıdır.
- Tembelliği meşrulaştırmak, hem kul hakkına girer hem ahlaksızlıktır.
- Gerçek erdem, başkasından istemek değil, başkasına verebilmektir.
- Riyakârlık, dini görünüm altında gizlenmiş tembelliktir.
- İnsan, önce kendine karşı dürüst olmalı: ‘Ne verdim ki ne bekliyorum?’
- Vicdanlı olmak, sadece vermekle değil; hak ederek almakla da olur.
- Tüketen değil, üreten toplum güçlüdür.
- Emek olmadan refah olmaz; destek yerine teşvik esastır.
- Toplumda ekonomik refah, bireysel gayretle başlar.
- Rızık paylaşılır; ama kazanılmadan paylaşılamaz.
- İş, ibadetle yarışan bir değerdir; boş durmak israfla eşdeğerdir.
Metin KOCA
