72.”Allah Versin” Ama Sen de Tırman!

72.”Allah Versin” Ama Sen de Tırman!

Modern zamanların en büyük imtihanlarından biri, zahmetsiz kazanç arzusu ve emek vermeden hak talep etme alışkanlığıdır. Her şeyin kısa yoldan, hızlıca ve kolayca elde edilebildiği bir çağda yaşıyoruz. “Çabalamadan sahip olma” isteği, artık yalnızca bireysel bir zaaf değil; toplumsal bir hastalığa dönüşmüş durumda.

Bir yanda sabahın ilk ışıklarında yollara düşen, teri toprağa karışan, helal kazancın peşinde koşanlar var.

Diğer yanda ise “Allah versin” diyerek tevekkül adı altında tembelliği meşrulaştıranlar…

Oysa dinimizde tevekkül, hareketsiz durmak değil; elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.

Hz. Muhammed (s.a.v), “Hiç kimse, el emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir” buyurarak çalışmanın ve üretmenin ne denli kutsal olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Bugün birçok insan, başarısızlığını “kader“, ataletini ise “nasip” kavramlarıyla örtmeye çalışıyor.

Oysa ne rızık gökten zembille iner, ne de kısmet koltukta oturana koşar.

Hayat, çalışanı ödüllendirir; emek verene rızık yollarını açar.

Bu anlayışı zekice hicveden Nasreddin Hoca, yüzyıllar öncesinden bugüne ışık tutuyor. Bir cumartesi sabahı çatıda kiremit aktaran Hoca’nın fıkrası, aslında modern dünyanın emek-sermaye çelişkisini, çalışma ahlakını ve sosyal adalet anlayışını sorguluyor.

İşte tam da bu yüzden, Nasreddin Hoca bize damın üstünden sesleniyor:

“Rızkınız gökten zembille inmediğine göre, merdiveni çıkmaya hazır olun!”

Zaman Odur ki

Bir cumartesi sabahı, Hoca evinin çatısında kiremit aktarıyormuş.
Ter içinde kalmış, güneşin altında “Rızkımızı helalinden kazanalım” diye çabalıyormuş. Tam o sırada…

Bahçe kapısından ses gelmiş:

– Tak tak tak!

Hoca aşağıya seslenmiş:

– Kim ooo?

Kapının dışından bir ses:

– Hocam, lütfen çatıdan inip aşağıya gelir misiniz? Çok acil bir ihtiyacım var!

Hoca, “Belki hasta biridir” diye düşünüp merdivenlerden süratle inmiş. Kapıyı açınca, karşısında pırıl pırıl giyinmiş ama eli açık bir adam görmüş.

Adam:

– Hocam, Allah rızası için bir sadaka…

Hoca, kaşlarını çatmış:

– Bre adam! Ben damda rızkımın peşinde koştururken, sen benim kapımda rızkımı mı dileniyorsun?

Adam ısrar etmiş:

– Ama Hocam, “Veren el alan elden üstündür” dememiş miydiniz?

Hoca bu sözlere gülümseyerek cevap vermiş:

– Öyleyse buyur yukarı çık!

Adam şaşırmış:

Neden?

Hoca:

– Çünkü “veren el” yukarıda çalışıyor da ondan!

Adam, Hoca’nın peşinden huff puff merdivenleri tırmanmış. Damın üstüne çıkınca, Hoca terini silip:

– Allah versin! demiş.

Adam sinirlenmiş:

– Madem verecektin, beni niye buraya çıkardın?

Hoca taşı gediğine koymuş:

– Madem dilenecektin, beni niye aşağıya indirdin?
Senin sadakan damda, benim sadakam sokakta mıydı?!

 

Fıkradan Anladıklarımız

1. “Merdiveni basamak basamak çıkarlar.” (Anadolu halk sözü) — Rızık da başarı da sabırla ve adım adım emek vererek elde edilir; asansör arayanlar çoğu zaman boşlukta kalır.

2. “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” (İstanbul halk deyişi, Osmanlı dönemi) — Fırsatı değerlendiren çoktan yol almışken, “nasip olursa olur” deyip oturan hâlâ kapıda bekler.

3. “Allah devenin boynunu eğri yarattı ama rızkını yerde bıraktı.” (Arap-Türk ortak hikmeti) — Yaratılışta her canlıya rızık vardır ancak o rızkı almak için boynunu eğmeyi, yani çalışmayı bilmek gerekir.

4. “Kendi düşen ağlamaz.” (Türk atasözü, Orta Asya kökenli) — Tembelliğin bedelini başkasına fatura eden, hem kendi onurunu hem toplumun sabrını tüketir.

5. “Ekmek elden su gölden olunca iş yürümez.” (Karadeniz yöresi halk sözü) — Başkasının alın terine yaslanarak geçinen toplumlar, üretkenliğini kaybedip çürümeye mahkûm olur.

6. “Yazın gölge arayan, kışın ateş bulamaz.” (Türkmen atasözü) — Rahatlık zamanında çalışmaktan kaçan, darlık zamanında sığınacak bir çatı bile bulamaz.

7. “Oturanın oturduğu yerden kalkanın topuğu görünmez.” (Balkan Türkleri halk sözü) — Yerinden kalkıp emek veren ilerlerken, oturup “kısmetim bu” diyen sadece toz bulutu seyreder.

8. “Araba devrilince yol gösteren çok olur.” (Anadolu atasözü) — Dilenen adama “çalış” demek kolaydır ama toplum, daha işin başında fırsat eşitliği sunmakla yükümlüdür.

9. “Tarlasını süren öküzünü sever.” (Anadolu köy hikmeti) — Emeğin kutsallığı, sadece sonuçta değil süreçte saklıdır; çalışma aşkı olmayanın elde ettiği şeye de değer vermez.

10. “Her yokuşun bir inişi vardır.” (Türk atasözü) — Çatıya çıkmak zordur ama asıl mesele orada kalmayı hak edecek kadar emek vermektir; iniş, ter dökmeyen için düşüştür.

11. “Havlayan köpek ısırmaz.” (Türk atasözü, yaygın kullanım) — Sadece konuşup çalışmayan, yalnızca dua edip elini taşın altına koymayan kişi, ne kendine ne topluma fayda sağlar.

12. “Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.” (Anadolu atasözü) — Çalışan insanlar yolda birbirini bulur; üretkenlik, yalnızca rızık değil kalıcı dostluklar da getirir.

13. “İğneyle kuyu kazanlar, kepçeyle su içerler.” (Fars kültüründen Anadolu’ya geçmiş hikmet) — Küçük emekler büyük bereketler doğurur; sabırla yapılan iş, sonunda bol bol karşılığını verir.

14. “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.” (Türk atasözü) — Başkasının kazancına imrenmek yerine kendi damında kendi kiremitini aktaran, gerçek zenginliğin ne olduğunu bilir.

15. “Yuvarlanan taş yosun tutmaz.” (İngiliz kökenli, Anadolu’da yaygınlaşmış) — Sürekli hareket eden, çalışan, üreten insan durağanlaşmaz; tembellik ise ruhu da bedeni de paslandırır.

16. “Elin ağzına bakan, kendi sofrasını kuramaz.” (Güneydoğu Anadolu halk sözü) — Başkasının sadakasına bel bağlayan, kendi mutfağında hiçbir zaman söz sahibi olamaz.

17. “Besle kargayı, oysun gözünü.” (Türk atasözü) — Hak etmeyene verilen destek, zamanla vericinin sırtına yük olur; yardım, tembelliği beslemek için değil ayağa kaldırmak içindir.

18. “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.” (Anadolu tarım hikmeti) — Hazırlıksız yakalanan, kışın ortasında odun dilenirken; önceden çalışan, fırtınada bile sıcak ocağının başındadır.

19. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” (Türk atasözü) — Gerçek sadaka, para vermek değil; birine iş öğretmek, meslek kazandırmak, kendi ayakları üstünde durmasını sağlamaktır.

20. “Üzümünü ye, bağını sorma.” (Anadolu atasözü) — Sonuçtan ziyade emek sürecine odaklanan toplumlar, hem üretir hem paylaşır; rızkın kaynağını sorgulayan vicdanlı bir ahlak inşa eder.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

 5.Gül, Geç!

 5.Gül, Geç! Zamane insanı, hele hele zamane ergenleri, sanki dünyaya “acil koduyla” gönderilmiş gibi yaşıyor. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir