
77.Ehil Değilse Eziyet, Torpilse Felaket
Toplumların çöküşü, düşmanlardan önce, bir işe, ehil olmayanların koltuklara oturmasıyla başlar.
Bir toplumda; üniversite diploması, mesleki yeterliliği ya da hayat tecrübesi olan nice insan ya işsiz ya da hak ettiği yerden çok uzakta bekletilirse, sadece “dayısı” ya da “torpili” olanlar sırığa sarılan fasulye gibi yükselirse kısa sürede o toplum felaketi yaşar.
Kurum ve kuruluşların başına gelen, “ne iş olsa yaparız abi” kafasıyla şekillenmiş,
liyakatsiz,
bilgisiz ama çokça yağcı tipler; sistemi içeriden içeriye çökertmektedir.
Yalakalığın terfi sebebi, vasatlığın meziyet sayıldığı bu düzende; halkın güveni kaybolur, gençler “okusam ne olacak” demeye başlar, umut yerini suskunluğa bırakır. Gülüşlerimiz solmaya başlar….
Akıllı insanlar bilir ki, bir toplum, ehliyetli insanların elinde yükselir.
Bir köprü, mühendis bilir; bir okul, öğretmen; bir gemi, kaptan… Ama gemiyi yüzdürmeyen bile kaptan yapılırsa, o gemi elbet bir gün batar ve batıyorda.
Çoğunlukla hangi kuruma / kuruluşa giderseniz gidin, laubaliliği , oraya giden insanlara üstten bakışı görürsünüz… ‘’ ……hani Kovboy İdris, karşısına çıkan adama çekmiş silahını, demiş:
- iki artı iki kaç eder. Bilirsen yaşarsın; bilmezsen ölürsün…. Adam:
- cevap dört eder, deyice basmış tetiğe vurmuş onu. Çevredekiler:
- adam doğrusunu bildi. Neden vurdun? Kovboy İdrisin Cevabı:
- Çok şey bileyidi’’
Sanırım bilmek bilmeyenlere ağır geliyor. Ve bilen insanlar dışarıdan uzun hava söylüyor sadece ehil olmayan insanlara…sisteme…
Gelin yeryüzünü de gökyüzünü de kendi renklerinde bırakalım. Hayranlıkla gökkuşağının resmini çekiyor veya izliyorsak, kurum ve kuruluşların da resimlerini çekerken yüreğimiz gülümsesin… ve iyi ki iş bilenler buralarda diyebilelim….
( İsteğim sanırım bayağı uçuk….hele ki bu zamanda….)
Ve işte Karadeniz’den gelen bu fıkra da tam bu meseleye parmak basar — hem de göbekten!
Zaman Odur ki
Karadeniz’in sarp dağlarının yamacında, denizi sadece TV lerde gören bi köy varmış. Bir gün bu köye bir turist çıkagelmiş. Para var imkan var heriflerde. Her tarafı gezip dururlar…
Adam dünya turu yapıyor, gelmiş bizim dağ köyüne… Büyük bir heyecanla gördüklerini / derdini anlatmaya çalışıyor.
Önce İngilizce konuşmuş, köylüler ona bakmış. Sonra birbirlerine bakmışlar…..
Fransızcaya geçmiş, köylüler kafasını kaşımış. Sonra yine birbirlerine bakmışlar….
Almanca demiş, Nine Fatma “bu ciğere nazar mı değmiş ne olmuş? Konuştuğu anlaşılmıyor. Hele bir okuyayım ona “ demiş.
İspanyolca konuşmuş, İdris “Allah Allah bu da mı Karadenizli? Benzettum sanki eccük” demiş.
İtalyanca, Rusça derken Japoncayı da denemiş… Ama köy halkı hâlâ, onu uzaylı gibi izliyo. Muhtar çayını yudumluyor, “bize karışmayan dille uğraşmam , kimseyi kızdırmayayım. Seçim yaklaştı ‘’ havasında…
En sonunda turist pes etmiş. Çantasından bir kâğıt çıkarıp tavuk resmi çizmiş, yanına da yumurta yapmaya çalışmış ama ortaya çıkan şey patatesle badem arasında garip bir şey olmuş.
O sırada Temel kahkahalarla gülmeye başlamış. Dizini dövüyo, gözünden yaş geliyo.
Turist öfkeyle bağırmış:
— Why are you laughing?! I tried seven languages! Nobody understands me!
Temel gözlerini silmiş, gözlük yerine elini kullanmış:
— Ula sen yedi dil biliyon da hâlâ derdini anlatamiyon. Bizim kasabada torpille balıkçılığa başlayan bir çocuk var. Denize açıldı, kayığı batırdı… Onu gittiler müdür yardımcısı yaptılar! Sen ha burda bize aval aval bakayusun, ali okulu dedesu gibi resimle derdunu anlatmaya çaluşaysun’’
Turist kafayı yeme noktasına gelmişken, Temel, turistin çizdiği resme bakmış, kaşını çatmış:
— Tavuk var, yumurta var… Haa bu adam aç!
Seslenmiş hemen:
— Ula Fadime! Bi haşlanmış yumurta, bi de közlenmiş biber getir! Adam aç!
Fadime bağırmış içeriden:
— Temel! Sen doktor musun da adamın ne istediğini anladun?
Temel sırıtıp şöyle demiş:
— Doktor değilim ama ihtiyaç duyulan adamım. Ben işin ehliyim kızım, ehliyyim!
— Adam resim çizdi, ben acıktım, onun yerine de sipariş verdum! Bana da getir!
Fıkradan Anladıklarımız
- “İşi ehline ver, gerisini seyret.” (Türk Atasözü) Bir işi bilen kişiye vermek, başarıyı ve düzeni getirir.
- “Ehliyet olmayınca emanet zayi olur.” (Arap Hikmeti) Yetkin olmayan kişiye verilen görev, hem işi hem güveni bozar.
- “Balık baştan kokar.” (Türk Atasözü) Yönetim bozulursa, sistemin tamamı çürür.
- “Altın yere düşmekle pul olmaz.” (Türk Atasözü) Değerli insan, değersiz ortamda olsa da kıymetini kaybetmez.
- “Akıl akıldan üstündür.” (Türk Atasözü) Doğru çözümler, ortak akıl ve bilgiyle bulunur.
- “Kör, körü götürürse ikisi de çukura düşer.” (Türk Atasözü) Bilgisizlerin birbirini yönetmesi felaket getirir.
- “Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı kurtarır.” (İngiliz Atasözü) Küçük bir ehliyet eksikliği büyük sonuçlar doğurur.
- “Usta işi ustaya yakışır.” (Anadolu Atasözü) Her iş, o işin ehli tarafından yapılmalıdır.
- “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.” (Türk Atasözü) Cehalet değil, gelişmemek asıl sorundur.
- “Kişi kendinden bilir işi.” (Türk Atasözü) Liyakatsiz insanlar başkalarını da kendileri gibi sanır.
- “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” (Türk Atasözü) İnsan önce kendini sorgulamalıdır.
- “Ne ekersen onu biçersin.” (Türk Atasözü) Torpil ekilen yerde başarı değil çöküş yetişir.
- “İş bilenin, kılıç kuşananın.” (Türk Atasözü) Başarı, işi bilen ve sorumluluk alanındır.
- “Tilkiyi tavuk kümesine bekçi yaparsan, sonuç şaşırtmaz.” (Afrika Atasözü) Yanlış kişiyi göreve getirmek zararı kaçınılmaz kılar.
- “Adalet mülkün temelidir.” (Türk Hikmeti) Adalet yoksa ne kurum ne devlet ayakta kalır.
- “Söz gümüşse, iş altındır.” (Arap Atasözü) Laf değil, icraat değer taşır.
- “Dağ ne kadar yüce olsa, yol üstünden aşar.” (Türk Atasözü) Zorluklar, ehil insanlar sayesinde aşılır.
- “Kervan yolda düzülür.” (Türk Atasözü) Süreç önemlidir ama ehliyetsizlik varsa yol düzelmez.
- “Aslan yattığı yerden belli olur.” (Türk Atasözü) Bir kurumun kalitesi yöneticisinden anlaşılır.
- “Ağaç yaşken eğilir.” (Türk Atasözü) Liyakat ve eğitim küçük yaşta başlarsa toplum güçlenir.
Metin KOCA