90.Boynumuz Uzun Ama Görüş Mesafemiz Dar
‘’Mapusun içinde üç ağaç incir
Elimde kelepçe, boynumda zincir
Oy zulum zulum, başımda zulum, uzak git ölüm
Zincir sallandıkça her yanım sancır
Düştüm bir ormana yol belli değil
Oy zulum zulum, başımda zulum, uzak git ölüm’’
… Yaşar Kemal’in Orhan Veli’ ye yazdırdığı bir şiirdir. Belki de en güzel hapishane türkülerinden birisidir.
Zindanların soğuk taşlarını, ama daha çok da yüreğin en kuytu köşesindeki zincirleri anlatır. Zindan dediğin bazen bir duvar, bazen bir bakış, bazen de insanın kendi içinde kurduğu dört duvardır. Hani öyle süslü değil; karanlık, sessiz ve çoğu zaman kimsenin fark etmediği bir hapishane… uzak git ölüm der dururuz..
İnsan dediğin, yaratılışında özgürlük olan bir varlık aslında.
Toprağın kokusuna, gökyüzünün maviliğine, sevdanın yangınına muhtaç bir canlı. Ama sonra ne olmuşsa olmuş…
Gökyüzünü apartman katlarına sıkıştırmışız, dostluğu “çevrimiçi” yapmışız, sevgiyi emojilere, hasreti uçak biletine bağlamışız. Sonra uzak git ölüm der dururuz…
Yollar çoğalmış ama kimse sevdiklerine gitmez olmuş, yollar acıları yaşayanlarin ölülerin taşndığı yerler olmuş. Neden öldük- öldürüldük….
Nereye gidiyoruz?
Kalabalıklar artmış ama yalnızlıklar hiç bu kadar toplu yaşanmamıştır…oyy! Zulum zulum…uzak git ölüm…
Bir çocuk, köyden kente taşınırken iç cebine bir avuç toprak koyar belki farkında olmadan.
Bir anne, evladını askere / gurbete gönderirken gülümser ama dudaklarının kenarında “aman haa… uzak git ölüm” duası vardır.
Bir adam, trafik lambasında yeşilin yanmasını değil, hayatın kenfine, sevdiklerine yol vermesini bekler… neden?
Sevdasını içinden çıkaramayan sevgili neden aşkını hapseder ki?
Hastane kuyrukları, eczane sıraları… Hangi zulmün mirası bu? Doğasından koparılan insan, “uzak git ölüm” diye fısıldayarak kendini avutmaya çalışırken. gider mi ölüm uzaklara….
Saksıdakı çiçek ne kadar kırlarin, köyümün kokusunu taşır…
Ama ne gariptir… Bu yalnızlıktan, bu zincirlerden sadece insanlar nasibini almamış. Hayvanlar da bizimle aynı kafese tıkılmış. kendini hapseden zalim insan, gücünün yettiği her canlıyı da hapsetmiş ve buna farklı kılıflar hazırlamıştır….
Yani düşün:
Koşması gereken at, artık lunaparkta dönme dolap gibi döner.
Kükremesiyle ormanı titreten aslan, şimdi sirklerde “hopla aslanım!” komutuyla hoplar.
Balıklar el kadarcık fanusta, beklemeyi öğrenir ormanların uğuru, kuşları kafeslerde uçma konus demeyi ogrenmeye çalışır. ….oyy zulum zulum….uzak git ölüm…
Ve o deve…
Çölde özgürce yürüsün diye yaratılmış, susuzluğa sabırla meydan okusun diye yaratılmış o görkemli yaratık…
Şimdi çocukların ellerinde mısır patlaklarıyla izlediği hayvanat bahçesinin demirleri ardında…
Sahi, biz nereye düştük?
Ne oldu bize?
Zalim kim ?
Zulum ne?
Mapus neresi?
Zaman Odur ki…
Bir gün bir yavru deve, annesiyle birlikte hayvanat bahçesinin daracık bir kafesinde otururken sormuş:
— “Anne, bizim neden hörgücümüz var?”
Anne gülümseyerek cevaplamış:
— “Çünkü biz çölde uzun süre susuz kalabiliriz, yavrum. Hörgücümüz su depomuzdur.”
Yavru biraz duraksamış:
— “Peki, neden ayaklarımız bu kadar büyük?”
Anne sabırla:
— “Kumlarda batmadan yürüyebilelim diye. Kum dediğin seni içine çeker ama sen bastığın yeri bilirsen batmazsın, yavrum.”
Yavru bu sefer hafiften sinirli, ama hâlâ nazikçe sormuş:
— “Peki anne… boynumuz neden bu kadar uzun? Bu ne böyle, periskop gibi!”
Anne bir iç çekmiş:
— “Uzaklardan gelen tehlikeyi erkenden fark edelim diye…”
Yavru deve, gözlerini kafesin paslı demirlerine çevirmiş, çocukların selfie çektiği cama bakmış ve usulca sormuş:
— “Peki anne… biz çöle göre yaratılmışız ama burası hayvanat bahçesi… Burada ne işimiz var? Üstelik Wi-Fi bile çekmiyor!”
Fıkradan Anladıklarımız
- “Her kuş kendi göğünde uçar.” (Türk atasözü) Her canlı kendi doğasına ve yaratılış amacına uygun yaşadığında huzur bulur.
- “Çöl devesi suyu, insan gönlü özgürlüğü arar.” (Türkmen atasözü) İnsan doğası gereği özgürlük ve anlam arayışındadır.
- “Kafes kuşun kanadını değil, ruhunu yorar.” (Azeri atasözü) Fiziksel sınırlamalardan çok duygusal baskılar insanı tüketir.
- “Sessizlik en kalın duvardır.” (İran / Fars atasözü) İletişimsizlik görünmeyen bir hapishane yaratır.
- “Kökünden kopan ağaç çabuk kurur.” (Türk atasözü) İnsan doğadan, kültüründen ve sevdiklerinden uzaklaştığında içten içe yıpranır.
- “Uzun boy her zaman uzak görüş vermez.” (Hint atasözü) Donanım tek başına anlam taşımaz; önemli olan doğru yerde kullanılmaktır.
- “At koşamazsa toz susar.” (Kırgız atasözü) Potansiyelin yanlış yerde tutulması gelişimi durdurur.
- “Balık fanusta yaşar, denizde var olur.” (Karadeniz halk sözü) İnsan da kendi doğal ortamında gerçek kimliğini bulur.
- “Yolunu bilmeyen, gölgesinden korkar.” (Özbek atasözü) Amaç duygusunu kaybeden birey yaşamda yönünü şaşırır.
- “Kafes altın olsa da kuş göğe bakar.” (Türk atasözü) Konfor, özgürlüğün yerini tutmaz.
- “Çocuk sorusu, hakikatin kapısını aralar.” (Anadolu halk sözü) Masum sorular çoğu zaman sistemin çarpıklığını açığa çıkarır.
- “Boyun uzunsa ufku da gör.” (Kayseri yöresi halk sözü) İnsana verilen imkân, sorumlulukla birleşmelidir.
- “Gölgesiz ağaç dinlenmez.” (İran atasözü) İnsan ruhu güvenli bir alan arar.
- “Hörgüç susuzluk için, akıl zorluk için verilir.” (Türkmen atasözü) Her özellik belirli bir amaç için vardır.
- “Mapus duvarı taştan değil, korkudan örülür.” (Türk halk sözü) En büyük esaret çoğu zaman zihinseldir.
- “Kuş uçmayı unutursa gök de yetim kalır.” (Kızılderili atasözü) Yeteneklerin bastırılması hem bireyi hem toplumu yoksullaştırır.
- “Yolunu kaybeden deve çölde değil, kafeste şaşar.” (Arap atasözü) İnsan doğasına aykırı koşullarda daha çok zorlanır.
- “Özgürlük rüzgâr gibidir, görünmez ama yaşatır.” (Hint atasözü) İnsan psikolojisinin temel ihtiyacı bağımsızlıktır.
- “Gönlü dar olanın dünyası da daralır.” (Türk atasözü) İçsel sıkışmışlık dış dünyayı da karanlıklaştırır.
- “Demir kapı değil, umutsuzluk hapseder.” (Azeri atasözü) İnsan en çok umudunu kaybettiğinde esir olur.
Metin KOCA
