153.Azmanlık mı Uzmanlık mı? Soba Neden Yukarıda?

Alanında Azman ve Uzmanlar Soruyor: Bu Soba Neden Yukarıda?  

153.Azmanlık mı Uzmanlık mı? Soba Neden Yukarıda?

Bilgi çağında yaşıyoruz; ama ne gariptir ki, hayatı en çok karmaşıklaştıranlar da çoğu zaman “bilgi sahibi” olanlar. İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çok uzman, bu kadar az çözüm görülmedi. Her alanda uzmanlar konuşuyor ama meseleler hâlâ yerli yerinde duruyor. Çünkü bilginin içi boşaldı, pratiğe dönüşmeyen her bilgi bir süs eşyasına döndü.

Zamanın alfabesiyle okuyanlar, köydeki sobanın neden yüksek konduğunu anlamaya çalışırken, cevabın hayatın kendi lisanında gizli olduğunu kaçırıyor. Büyük laflar, yabancı terimler, akademik süslemeler arasında boğulan her “çözüm”, gerçekliğe çarpıp darmadağın oluyor.

Oysa Anadolu’da, köyde, dağda, kıraç bir tepede yaşayan insanlar, süslü cümleler kurmazlar. Onlar hayatı teoride değil, çamurun içinde, yokuşun başında, ekmeğin peşinde öğrenirler. Ve bazen, bir çobanın suskun cevabı, kırk akademisyenin makalesinden daha fazla anlam taşır.

İşte şimdi okuyacağınız fıkra, bu sade gerçekliği; azmanlaşan uzmanlıkla dalga geçerek ve Anadolu insanının içtenliğiyle tokat gibi yüzümüze vuruyor. Gülümseyerek okurken, aslında kimin daha bilgili, kimin daha akıllı olduğuna karar vereceksiniz.

Zaman odur ki

Zamanın birinde, her meseleye bir etiketi yapıştırmak moda olmuştu. Kimine “uzman” dendi, kimine “danışman”, kimine ise “stratejist”. Herkes her konuda bir şey söylüyordu ama az kişi bir şey yapıyordu.

Günün birinde, başkentten bir grup kravatlı adam Anadolu’nun bir köyüne geldiler. Ellerinde dosyalar, ağızlarında terimler, ceketlerin iç cebinde kartvizitler… Muhtarı buldular köy meydanında. Adamcağız tütün sararken onları görünce hemen ayağa kalktı, hazrola geçti:

— Hoş geldiniz ağalar, bir yanlışımız mı oldu?

Başlarındaki adam gülümsedi:

— Yok muhtar bey, biz devletin görevlileriyiz. Hepimiz kendi alanımızda uzmanız. Halkın yaşamını gözlemleyip, mikrodan makroya sosyo-politik analizlerle çözümler üretmek üzere görevlendirildik…

Muhtar, söylenenlerin yarısını anlamasa da, karşısındakilerin okumuş insanlar olduğunu sezdi. Usulca sordu:

— Yani siz benden ne istiyorsunuz?

— Bir hafta kalacak yer… Köydeki yaşamı gözlemlemek istiyoruz.

Muhtar, hiç düşünmeden:

— Hasan’ın evine gidin, hem evi müsaittir hem de kendisi çalışkan bir çobandır, size her konuda yardımcı olur.

Misafirler Hasan’a emanet edildi. Hasan da bunları odasına aldı. İçeri girer girmez heyet üyeleri bir soba gördü ama öyle sıradan bir soba değil… Soba yerde değil, taşlarla örülmüş bir yükseltinin üzerinde âdeta heykel gibi duruyordu. Herkes gözlerini açtı, fısıltılar başladı:

— Soba neden yüksekte?

Okumuş çocuklar, odaya girdiklerinde hazine bulmuş edasıyla, bir soba görürler ve  hayretlerini gizleyemezler.

Soba yere değil, taştan yapılan bir yüksekliğin üzerine oturtulmuş ve bir büst gibi durmaktadır. Bu durum herkesin dikkatini çekmiştir ve kendi aralarında  tartışmaya başlamışlardır.

Ekonomi uzmanı:

Bu tamamen bir kalori sorunudur der. Soba yerden yukarıda olunca daha fazla kalori yayılımı olur ve oda iyi ısınır. Ekonomik kazançtır der. Proje olarak bütün ülkeye yayılmalıdır.

Enerji uzmanı  lafa girer:

Hayır!

Bu köylü hepimize örnek olmalı. Amacı enerji tasarrufudur. Soba yüksekte yanınca bütün ısı odanın her yanına dağılıyor. Böylece az odunla çok yer ısınabiliyor. Bu durum mutlaka enerji bakanlığına iletilip örnek proje olarak ülke genelinde yagınlaştırılmalıdır.

Sağlık uzmanı, devreye girer:

Hayır! Sizlere kesinlikle katılmıyorum. Neden sobayı zeminden kaldırdı. Çünkü bu tamamen sağlık meselesi. Sağlığa önem verdiğinden bunu yapmış olmalı. Soba yerden yanarsa ısı alttan gelir, ayaklar ısınır ama göğüs ve baş kısım soğuktan donar. Bu ise vücutta belirgin veya belirsiz ağrılara sebep olur. Yukarıdan ısınma olunca aşağı doğru hava akımı olmakta ve vücudun her yeri dengeli ısınmaktadır. Böylece ağrı sızı olamaz. Aile  doktorluk olmaz. Sağlık alanına dikkat çekmiştir. Koruyucu sağlık açısından örnek bir projedir.

Gıda uzmanı ise olayı , oda çevresindeki yiyeceklerin sağlıklı korunabileceği yönünde çıkarımlarda bulunur.

Diğerleri de kendi alanlarına göre çıkarımlarda bulunmuşlarıdır. Haliyle, okumuş çocukların konuşmaları saatleri bulur. Bunları arkada dinleyen Aza Hasan Efendi,  duydukları karşısında şaşkındır.  Bir o kadar da garipsemiştir eğitimin içler acısı durumunu. Alanında uzman olan insanlar neler neler de diyorlardı. Oysa kendisi sadece ilkokul mezunu olan bir çobandı.

Okumuş çocuklar ( veya alanında uzman kişiler), işin içinden saatlerdir çıkamayınca Hasan efendiye durumu sorma ihtiyacı hissederler.

-Ya Hasan Efendi! Gördün. Biz işin içinden çıkamadık. Bu neden böyle yapıldı. Hangi mühendislerin projesi. Hangi bilim insanları böyle mükemmel bir buluş yapmış hayran olmamak elde değil. Sen söyler misin? Neden sobayı yukarı kaldırdınız?

-Efendim, dediklerinizi nedir bilmem. Uzmanı da, azmanı da bilmem.  Sobayı kurarken borum yetmedi. Çarşı da uzaktaydı. Zaten çok da zamlanmıştı boru.  Borunun boyu yeterli gelmeyince, bende evde olan az bir çimentoyla, bahçede olan taşlar ile sobayı yukarı kaldırdım. Durum sadece bu.

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Aklın yolu birdir.” (Anadolu genel atasözü) Doğru çözüm çoğu zaman karmaşık değil, sade olanda gizlidir.
  2. “Çok bilen çok yanılır.” (Samsun–Amasya yöresinde sık kullanılır) Bilgi kibri, gerçeği görmeyi zorlaştırabilir.
  3. “İş bilenin, kılıç kuşananın.” (Kastamonu yöresi atasözü) Gerçek uzmanlık konuşmakta değil, çözüm üretmektedir.
  4. “Ağır basan taş yerinden oynamaz.” (Kütahya–Afyon yöresi atasözü) Sağlam düşünce gösterişten daha değerlidir.
  5. “Az söyle, çok dinle.” (Erzurum yöresi atasözü) Gerçek bilgi, önce anlamayı gerektirir.
  6. “Dağ başından duman eksik olmaz.” (Doğu Anadolu atasözü) Her işin bir sebebi vardır; görünen sonuca değil kaynağa bakılmalıdır.
  7. “Her işin başı sağlık.” (Anadolu genel) İnsan hayatında çözüm önce temel ihtiyaçtan başlamalıdır.
  8. “Sakınan göze çöp batar.” (Karadeniz yöresi atasözü) Gereğinden fazla yorum bazen asıl gerçeği kaçırır.
  9. “Su küçüğün, söz büyüğün.” (Türk atasözü) Tecrübe ve sade akıl çoğu zaman büyük dersler verir.
  10. “Yol bilenle gidilir.” (Yozgat–Çorum yöresi) Sahadaki insanın bilgisi göz ardı edilmemelidir.
  11. “Taş yerinde ağırdır.” (Kayseri yöresi atasözü) Halkın kendi yaşam deneyimi en doğru bilgiyi taşır.
  12. “Çok söz yalansız olmaz.” (Konya yöresi atasözü) Süslü anlatımlar her zaman doğruyu göstermeyebilir.
  13. “Demir tavında dövülür.” (İç Anadolu atasözü) Çözüm zamanında ve yerinde üretilmelidir.
  14. “İş işten geçmeden.” (Bolu yöresi atasözü) Sorun büyümeden pratik çözüm bulunmalıdır.
  15. “Yavaş giden menzile varır.” (Tokat yöresi atasözü) Sağlam düşünülmüş çözüm daha kalıcıdır.
  16. “Kuru söz karın doyurmaz.” (Anadolu genel) Teori tek başına yetmez, uygulama gerekir.
  17. “Her koyun kendi bacağından asılır.” (Türk atasözü) Her insan kendi emeğinin sonucunu yaşar.
  18. “Akıl akıldan üstündür.” (Anadolu genel) Farklı bakış açıları birlikte çözüm üretmelidir.
  19. “Damlaya damlaya göl olur.” (Türk atasözü) Küçük pratik çözümler büyük sonuçlar doğurur.
  20. “Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.” (Sivas yöresi atasözü) Yanlış bakış açısıyla doğru sonuca varılamaz.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir