57.Unutmak: Hafızanın Sessiz İmtihanı
Unutmak sadece bir beyin fonksiyonu değildir; insan olmanın, zamanla sınanmanın ve hayatla hesaplaşmanın kaçınılmaz bir parçasıdır.
Hafıza bir depo değil, bir anlam haritasıdır. Bu harita zamanla silinir, kıvrılır, bazen kaybolur ama her izi bir duyguya, bir yüke bağlıdır.
Unuttuğumuz şey yalnızca bir bilgi değil; bazen bir insan, bir söz, bir emanet, bir yara ya da bir hayaldir.
Hafıza geçmişi tutmanın ötesinde, sorumluluk, vicdan, sadakat ve borcu da taşır. Bu yüzden unutmak, sadece bir şeyi hatırlamamak değil; bazen bir vefayı yitirmek, bir yüzü bulanıklaştırmak, bir hatırayı ihmal etmektir.
Ve unutkanlık her zaman bir zayıflık değildir. Bazen hatırlamak ağır gelir; unutmak ise zihnin kendini koruma şeklidir. Asıl mesele, unuttuklarımıza karşı ne hissettiğimizdir.
Bugün bir insan “unutkan” olduğunda, çoğu kez bunun ardında sadece biyolojik değil; psikolojik, sosyolojik ve politik nedenler vardır.
Bastırılmış travmalar, yalnızlıklar, yüzleşilemeyen anılar, kırık aile yapıları ve toplumsal baskılar hafızayı karartır.
Modern toplum, zihni bilgiyle değil; dikkat dağıtan gürültülerle doldurur. Reklamlar, bildirimler, boş içerikler arasında anlamlı bağlar sessizce silinir.
Yaşlılık, bu unutmanın en görünür yüzüdür. Zihin eksilir, ama kalp hâlâ taşır.
Kalbin taşıdığı, zihnin unuttuğundan kıymetlidir çoğu zaman.
Bazen bir sözü hatırlayamayız ama unuttuğumuz için üzülürüz. Bu pişmanlık, o sözün bizde hâlâ yaşadığını gösterir.
Unutmak bireysel bir eksiklik değil, bazen toplumsal bir sonuçtur.
Hızla değişen normlar, yalnızlaşan birey ve geçmişi yeniden yazmaya çalışan sistemler, hafızamıza yön verir.
Politik müdahalelerle çarpıtılan tarihler, unutmamamız gerekenleri görünmez kılar.
Bu yüzden unutkanlıkla mücadele, bilgi ezberlemekle değil; anlamla bağ kurmakla mümkündür.
İnsan zihni bilgiye değil, kalbine dokunan bilgiye tutunur.
Her zihin bir kitaplıktır; ama raf düzenini niyet, duygu ve değerler belirler.
Hafıza tavan arasına benzer; neyi nereye koyduğuna dikkat etmezsen, sonra ararken hem kendini kaybedersin hem geçmişini.
Unutmak ayıp değildir.
Ayıp olan; unuttuğunu önemsememek, hatırlamak için çaba göstermemek ve bir sözü yalnızca dilde tutup gönülde taşımamaktır. Çünkü her söz bir emanettir; tıpkı hafıza gibi.
Zaman Odur ki
Emrullah Efendi, 78 yaşında, emekli bir edebiyat öğretmeni.
Yıllarca öğrencilerine “Söz, sahibini bekler” demiş, her dizesiyle vicdan aşılamaya çalışmış bir gönül insanı.
Ama şimdi onun hafızası tıpkı siyah beyaz bir eski film gibi: Kimi sahneler eksik, kimi bulanık; ama içinde yılların yüküyle yoğrulmuş koca bir ömür saklı.
Bir sabah, pijamalarıyla balkona çıkmış. Elinde ince belli bir bardakta çay, gözleri denize dalmış. Dalgalar gibi inişli çıkışlı bir iç geçirmiş ki yan komşusu sormuş:
— “Hayırdır Emrullah Bey, dertli görünüyorsunuz?”
— “Ah be kızım… Bugün biriyle bir yerde, bir şey için sözleşmişim. Ama ne kimdi, ne neredeydi, ne için söz verdim; hiçbirini hatırlayamıyorum! Ama içimde öyle bir vicdan sızısı var ki… Tarifi yok.”
O gün bastonunu aldı, ajandasını da cebine koydu. Sözünün izini bulmak için sokağa çıktı. Belki biri karşısına çıkar da “Hani gelecektin?” der, yüzü yere düşmesin diye…
Üç saat boyunca Karadeniz sahilinde yürüdü….
Her bankta bir yaşlıyla sohbet etti…..
Her kahvede bir çay içti….
Her dükkânda bir bakış fırlatıp, “Ben bugün biriyle görüşecektim. Acaba siz miydiniz?” diye sordu. Herkes tebessüm etti, ama kimse tanımadı.
Akşam eve döndüğünde yorgundu ama mahcup değildi. Günlüğüne titrek bir el yazısıyla bir not düştü:
“Bugün de bir sözü hatırlayamadım, ama unuttuğum için içim sızladı. Belki bu da hatırlamak sayılır.”
Ertesi gün telefonu çaldı. Arayan Halil Bey’di, eski bir dost:
— “Emrullah! Dünkü randevumuz ne oldu? Pastanede seni üç saat bekledim…”
Emrullah derin bir nefes aldı. Bastonunu biraz daha sıktı, sesi hem mahçup hem içten bir tonla dedi ki:
— “Halil’im… Üç saat boyunca seni aradım. Ama nerede buluşacaktık, onu hatırlayamadım. Bil ki bulamadım ama vazgeçmedim. Çünkü bazen bir sözü tutmak, sadece hatırlamakla değil; unutsa bile onun için üzülmekle başlar.”
Fıkradan Anladıklarımız
- “Söz gönülde saklanır, dilde değil.” (Türk halk hikmeti) İnsan bazen kelimeyi unutur ama verdiği sözün ağırlığını kalbinde taşımaya devam eder.
- “Gönül izi hafızadan geç silinir.” (Karadeniz yöresel sözü) Duyguyla bağ kurulan anılar zihinden önce kalpte yaşamaya devam eder.
- “Unutan baştır, sızlayan yürektir.” (Anadolu halk sözü) Zihin unutsa da vicdan unutulanın yükünü taşır.
- “Hatıra küllenir, közünü kalp saklar.” (Doğu Anadolu sözü) Eski anılar silikleşse de duygusal etkisi kaybolmaz.
- “Kalbin bildiğini dil her zaman söylemez.” (Türk–İslam irfanı) İnsan bazen hatırlayamaz ama içinde bir eksiklik duygusu kalır.
- “Eski yolun tozu ayaktan geç çıkmaz.” (Rumeli Türkleri sözü) Yılların dostluğu ve anıları kolay silinmez.
- “Söz unutulur, mahcubiyet unutulmaz.” (Azerbaycan Türkleri sözü) Verilen sözü tutamamanın sızısı uzun süre insanı takip eder.
- “Defter susar, vicdan konuşur.” (edebî özdeyiş) Notlar kaybolsa bile iç hesaplaşma devam eder.
- “Yaşlı göz geçmişi daha çok taşır.” (Anadolu halk hikmeti) Zihin zayıfladıkça duygu hafızası daha görünür hale gelir.
- “Dostun sesi unutulmaz, adı unutulsa da.” (Türkmen halk sözü) İnsanın kalbine dokunan kişiler isimden öte iz bırakır.
- “Kırık hafıza, sağlam vicdan ister.” (modern özlü söz) Unutkanlık içinde bile sorumluluk duygusu insanı ayakta tutar.
- “Eski sözün yankısı uzun sürer.” (Sivas yöresi) Yıllar önce verilen bir söz bile ruh üzerinde etkisini sürdürebilir.
- “Hatırlayamayan da arayan insandır.” (Anadolu halk sözü) Asıl değer, unutsa bile peşine düşmektir.
- “Zihin susar, kalp nöbet tutar.” (Türk halk hikmeti) Hafıza silinse bile içteki bağlılık hissi sürer.
- “Bir dost bir ömür iz bırakır.” (Kars yöresi) Gerçek dostluk zamanın aşındırmasına dirençlidir.
- “Sözün izi bastondan derindir.” (edebî halk özdeyişi) Yaşlılıkta bile verilen sözün yükü insanı yürütür.
- “Unutmak ayıp değil, aramamak ayıptır.” (modern halk sözü) İnsanî olan unutmak değil, önemsememektir.
- “Geciken hatırlayış da vefadır.” (Türk–İslam irfanı) Geç de olsa hatırlama çabası sadakatin göstergesidir.
- “Vicdanın saati hiç durmaz.” (Anadolu halk hikmeti) Hafıza zayıflasa bile iç muhasebe sürer.
- “Kalpte kalan iz, zihinden uzun yaşar.” (edebî özdeyiş) Duygusal hafıza çoğu zaman bilişsel hafızadan daha kalıcıdır.
Metin KOCA
