58. Evdeyiz Ama Evde Değiliz

58.Evdeyiz Ama Evde Değiliz

Duyulmayan bir çığlık: Göz göze gelemeden geçen bir ömür…”

İletişim…
İnsan olmanın en kadim gücüdür.

Konuşarak anlaşırız, susarak dağılırız.
Ama artık kelimeler dudaktan değil, ekranlardan çıkıyor.
Göz teması lüks, ses tonu gürültü sayılıyor.
Aynı evdeyiz ama başka evrenlerdeyiz.
Birlikteyiz ama bağlı değiliz.
Görünürde yakınız ama içten içe kopuğuz ve kopuyoruz..

Tarihin her döneminde kuşak farkı vardı:

Giyim değişti, müzik başkalaştı, dünya görüşleri farklılaştı. Bakış açıları değişti….

Fakat bugünkü fark, bir tercihin değil; bir duygunun çöküşüdür.
Artık çocuklar dedesinin ses tonunu değil, sosyal medyanın  “trend seslerini”ni taklit ediyor.
Annenin “Yemek yedin mi?” sorusu bir uygulama bildirimine dönüştü.
Baba “Ders çalış” demez, çünkü ders de artık çevrim içi…ve en acısı sormak ile psikoloji bozmayı kardeş yaptılar.

Çocuğuna birkaç soru soruyorsun…aman sorgulandım…psikolojim dağıldı hikayeleri…..

Teknoloji ilerledi, doğru.
Ama biz bu gelişmeye bir “gönül güncellemesi” yapmadan katıldık. Duygusal hazırlığı, psikolojik alt yapı hazırlanmadan rastgele daldık…
Sonunda aynı masadayız ama farklı dünyalarda. Herkes bağlı, ama kimse sevgi ve saygı bağını kuramıyor.

İşte bu yüzden:
Kuşaklar arası sessizlik sadece yaş farkının değil, İçten içe çürüyen bağlarımızın sessiz çığlığıdır.

Bu sessizlik en çok gençlerin iç sesinde yankılanıyor. Çünkü anlaşılmayan susar, sustukça yalnızlaşır.
Yalnızlık arttıkça birey değil, içine kapanan küçük kabileler oluşur.
Genç, konuşamayınca içine döner, duyulmayınca bir başına kalır.
Ve bu yalnızlık, bazen en karanlık düşüncelerin anahtarı olur. intiharların gençlikte çok olmasının sebepleri belli değil mi?

İstatistikler söylemese de, hikâyeler söylüyor:  Bunalımda bir gençlik, duyulmayan bir çığlık… ve bu çığlıkların oluşturduğu çığlıklar ordusu…

Bu kopuşun tek nedeni teknoloji değil.
Asıl yarık, duyguların dilinde açıldı. 
Dede geçmişin türküsünü mırıldanıyor, torun algoritmalarla konuşuyor.
Aynı evdeyiz ama farklı evrenlerdeyiz.
Koltuklar kalabalık, kalpler tek kişilik…

Ama hâlâ geç değil.
Çözüm ne geçmişe dönmekte,  Ne teknolojiyi reddetmekte.
Çözüm niyette. Çözüm empatide.

Duyulmak isteyen gençle, anlamak isteyen yetişkinin,  el ele tutuştuğu o ince duyguda.

Aile içi zaman bildirimlerle değil, bakışmalarla şekillenmeli.
Gençler yargılanmadan değil, anlaşılmaya çalışılarak konuşmalı.
Ortak alanlar sadece fiziksel değil, duygusal mekânlara da dönüşmeli.
Duyulma ihtiyacı, etiketlerle değil, anlayışla karşılanmalı.

Çünkü bazen bir fıkrada…
Sustuğumuz kadar gerçek, güldüğümüz kadar yaralıyız.

Zaman Odur ki

Sessizlik bazen modem değil, muhabbetsizlikten kopar.”

Bir pazar sabahı…
Güneş perdeyi delip içeri sızıyor ama odada ne kuş sesi var ne insan sesi.
Koltuklar dolu, ruhlar boş.
Dört kuşak aynı çatı altında: Dede, baba, oğul ve torun.
Kalabalık bir ev ama… sessiz.

Çünkü artık evin salonu değil, modem kapsama alanı çekiyor.

Gözler ekranlarda, parmaklar dans ediyor.
Ama yüzler ölü gibi…
Televizyon açık, kimse bakmıyor.
Anne mutfaktan bağırıyor:

Çay demlendi ha, biri gelsin bardak uzatsın!

Ses yok.
Çünkü herkes başka bir evrende.
Birinin dünyası Instagram’da, ötekininki Steam’de…
Kiminin ajandası bile Google Takvim’de.

Evde herkes var ama evde kimse yok.

Dede koltuğundan doğrulup iç geçiriyor:

Bizim zamanımızda “çeker mi?” diye kahve falına sorulurdu. Şimdi herkes ”gogula” soruyor!

Tam o sırada torun TikTok videosu çekiyor.

Dede çekil, arkada çıkıyorsun!

Dede gözlüğünü indirip sinirle soruyor:

Ne çıkıyor? Bizim zamanımızda fotoğraf çektirmek bayram işiydi. 3 gün tıraş olunurdu. Şimdi suratını süzgeçle çekiyor herkes! çekil diyeceğine filtrele!

Anne tekrar bağırıyor:

Yemek hazır, sofraya gelin!

Baba koltuktan cevaplar:

Ben uygulamadan söyledim,  bir alana bir bedavası da var. Senin yemeğinden  yemeyecem !

Kız evlat ekler:

  İçli köfte bana toksik hissettiriyor. Ben sezgisel besleniyorum anne. Gerçi doyurmuyor hiç bir şeyde bizi ama…işte…!

Anne içinden geçirir:

Eskiden içli köfte yapardık, aile birleşirdi. Şimdi herkesin içi başka, sofrada birlik yok… Yalvarır oldum. Bırakın elinizdekileri birlikte yemek yiyelim…

Nihayet herkes sofraya gelir.
Ama önce telefonlar çıkar.
Yemek değil, tabaklar yeniyor – piksel piksel.

Dede şaşkın:

Bu yemek yenir, poz mu verir ki?

Torun cevaplar:

Dede önce story, sonra glory. Okey mi dede!

Dede çatalını bırakır:

Biz soba başında otururken ekmeğimiz içinde çayımız üstünde pişerken sofrada birbirimize pişerdik.

Muhabbetin, kokunun, sıcaklığın tadı başka olurdu…

Baba başını kaldırmadan:

Şimdi airfryer var baba. Daha sağlıklı.

Torun atılır:

Sizde klima yokmuş, mecburen samimiymişsiniz.

Dede iç çeker:

Mecburiyet değildi evladım… Biz birbirimizin gözüne bakmadan doyamazdık. Şimdi herkes ekrana bakıyor, hâlâ aç…

Sohbet bir ara eğitime kayar.

Dede sorar:

Oğlum, torun ne okuyor?

Baba cevaplar:

Dijital pazarlama baba.

Dede düşünür:

Ne satıyor bu çocuk?

Torun gururla:

Algoritma üzerinden hedefli reklam yayıyorum!

Dede güler:

Biz de hedefli gübreyle domates yetiştirirdik. En çok hangi toprak sever bilirdik. O da pazarlamaydı. Ama yediğimizde tat kalırdı…

Birden elektrik kesilir.
Modem gider.
Telefon çekmez.
Televizyon susar.
Ev susar…

Ve ilk defa gözler birbirine döner.
Küçük torun panikle göz kırpan modem ışığını arar ama bulamaz.
Panik yok.
Ama yeni bir şey var: Gerçek sessizlik.

Dede fısıldar:

Heh! Şimdi aile olduk işte…

Baba tedirgin:

Sessiz olun…
Çocuklar gerçek insan görünce panik atak geçiriyorlar…

Fıkradan Anladıklarımız

1- “Ev alma komşu al.” (Türk atasözü) — Gerçek yuva duvarlarla değil, içindeki insanların birbirine duyduğu sıcaklıkla kurulur; fiziksel yakınlık gönül yakınlığını garanti etmez.

2- “Dil bir, gönül iki olmasın.” (Türk atasözü) — Aynı çatı altında yaşayanlar aynı dili konuşamıyorsa, meselenin kaynağı kelimeler değil, kalpler arasındaki mesafedir.

3- “Ağaç yaşken eğilir.” (Türk atasözü) — Çocuklara empati ve yüz yüze iletişim alışkanlığı küçük yaşta kazandırılmazsa, ileriki yıllarda duygusal bağ kurmak güçleşir.

4- “Yakın akraba uzak dost.” (Alman atasözü) — Kan bağı bir arada olmayı zorunlu kılar ama gerçek yakınlık ancak bilinçli çabayla inşa edilir; aksi halde aynı evdekiler yabancılaşır.

5- “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.” (Türk atasözü) — Ekrana gömülü gözler birbirini göremez hale geldiğinde, fiziksel yakınlık duygusal uzaklığı gizleyen bir perde olur.

6- “Bir mum diğer mumu yakmakla ışığından kaybetmez.” (İtalyan atasözü) — Ailedeki her birey diğerine zaman ayırdığında kendi dünyasından bir şey kaybetmez; aksine ortak ışık büyür.

7- “Söz gümüşse sükût altındır.” (Türk atasözü) — Susmak bazen bilgeliktir ama aile içinde süregelen sessizlik altın değil, çürüyen bağların habercisidir.

8- “Su uyur düşman uyumaz.” (Türk atasözü) — İletişimsizlik sessizce büyür; farkında olmadan aile bağlarını kemiren görünmez bir düşmandır.

9- “Bülbülü altın kafese koymuşlar, yine vatanım demiş.” (Türk atasözü) — Teknolojinin sunduğu konfor ne kadar parlak olursa olsun, insan ruhunun asıl aradığı şey samimi bir aidiyet duygusudur.

10- “Ağaç kökünden yıkılır.” (Arap atasözü) — Bir toplumun çöküşü ailede başlar; aile içi bağlar zayıfladığında toplumsal yapı da kökünden sarsılır.

11- “Birlikten kuvvet doğar.” (Türk atasözü) — Aile fertleri ekranlardan başını kaldırıp birbirine döndüğü anda, o evde yeniden güç ve anlam filizlenir.

12- “Her kuş kendi dilince öter.” (Fars atasözü) — Kuşaklar farklı konuşabilir ama önemli olan birbirinin şarkısını anlamaya çalışmaktır; fark, zenginlik de olabilir.

13- “Mum dibine ışık vermez.” (Türk atasözü) — İnsan dünyaya bağlanmak isterken en yakınındakini karanlıkta bırakabilir; en büyük iletişim eksikliği çoğu zaman ev içinde yaşanır.

14- “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” (Türk atasözü) — İçine kapanan genci yargılamak değil, anlayışla ve yumuşak bir dille yaklaşmak onu yeniden hayata bağlar.

15- “İki el bir baş içindir.” (Türk atasözü) — Teknoloji ve gelenek karşıt güçler değildir; birlikte ve dengeli kullanıldığında aileyi güçlendiren iki el olabilir.

16- “Vakit nakittir.” (İngiliz atasözü) — Aileye ayrılan zaman en değerli yatırımdır; ekrana harcanan her saniye, sevdiklerle paylaşılmayan bir an demektir.

17- “Kırk yıllık Kani, olur mu yani?” (Türk deyimi) — Yıllarca aynı çatı altında yaşamak bile bilinçli çaba olmadan gerçek bir tanışıklığı garanti etmez.

18- “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.” (Türk atasözü) — Ekranlardaki hayatlar kendi ailemizinkinden parlak görünür ama gerçek mutluluk sanal vitrinlerde değil, samimi sofralarda gizlidir.

19- “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” (Türk atasözü) — Dijital dünya uzaktan cazip görünür ama içine daldıkça insanı gerçek hayattan ve sevdiklerinden koparır.

20- “Bal tutan parmağını yalar.” (Türk atasözü) — Empatiyle yaklaşan, anlayışla dinleyen insan karşılığını mutlaka alır; sevgiyi veren, sevgiyi bulur, aile bağları böyle onarılır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir