
149.Sana Bir Kaz Göndersem Yolar mısın?
Toplumların en büyük yaralarından biri, yöneten ile yönetilen arasındaki mesafenin büyümesidir. Halkın dilini bilmeyen, derdini anlamayan ve emeğin değerini yaşamayan yönetim anlayışı, zamanla gerçeklerden kopar. Bu fıkra tam da bunu anlatıyor: Tecrübenin kitap bilgisinden, halk irfanının makam bilgisinden bazen çok daha güçlü olduğunu… Aynı zamanda ekonomik sıkıntıların en çok emekçinin sırtına bindiğini, yöneticinin ise gerçeği çoğu zaman dolaylı yollardan öğrenebildiğini gösteriyor. Mizahın içinden geçen bu anlatı, aslında devlet-toplum ilişkisine dair derin bir toplumsal eleştiridir.
Zaman odur ki
Padişah tebdili kıyafet yapıp halkın arasına katılmış. Halkın genel durumunu ölçüyor. Yöneticiler nasıl? Enflasyon var mı . Hayat pahalılığı halkı zorluyor mu? Meyve sebzenin durumu nasıl? ….Yanındaki vezirle bir dere kenarından geçerken, yaşlı bir adam görür. Adam yanında getirdiği ham derileri dere suyu ile temizlerken, derileri satılacak kıvama getirmeye çalışmaktaydı. Vakit de hayli ilerlemiştir. Padişah ( Sultan) Yaşlı adama takılır ve aralarında ilginç bir konuşma başlar:
-Selamun Aleyküm
-Aleyküm Selam Sultanım
-On ikide çalışmadın mı? Akşama kalmışsın İhtiyar!
-Çalıştım ama on ikiye , on iki eklemezsen yirmi dört etmiyor. Yirmi dört olmayınca da otuz ikiye yetmiyor sultanım.
-Altıda boş mu durdun!
-Tabiiki boş durmadım. Anadolu insanı boş durmaz. Sizde biliniz ki artık altıya altı eklemeyince on iki etmiyor. Haliyle geçinmek zor iş bu zamanda.
-Bu yaşta çalışıyorsun. Geceleri kalkmadın mı?
-Kalktım ama bana değil başkasına yaradı.
– Sana bir kaz göndersem Yolar mısın ?
-Tabiiki. Hem de cıyaklatmadan yolarım.
-Hadi kal sağlıcakla…
-Teşekkür ederim. Sana da kolay gelsin…
Konuşmalara şahit olan Vezir ( Padişahın Yardımcısı. Eski sistemde Başbakan veya bakan gibi anlamlara gelirdi..) şaşkındır. Konuşmalardan hiçbir şey anlamamıştır. Keskin bir zekaya da sahip değildir. Eğitim kurumlarında eğitim almış ama halkını tanımıyor, halkın durumundan ve halkın dilinden habersizdir. Saraya varınca Vezire dönen Sultan :
-Söyle bakalım:
O İhtiyar benim Sultan olduğumu nereden anladı?
-……..
-12 de çalışmadın mı ne demek?
…….
– 6 ya 6 eklemedin mi ne anlama geliyor?
…….
-Geceleyin kalmadın mı dedim ele yaradı…..bu soruların cevabını sabaha kadar bana doğru olarak vermezsen idam olacaksın der.
Vezir bu bilmecenin içinden çıkamayacağını anlamıştır. Canının kurtulmasının tek şartının ihtiyarı bulup cevapları öğrenmek olduğunu anlar ve gece yarısı yola çıkar. İhtiyarı evine girmek üzere bulur ve sorar:
-Amca ne olur yardım et yoksa kellem gidecek….. der.
– Buyur der İhtiyar. Ne yapabilirim senin için?
-Ben Padişahın veziriyim Eğer soruların cevabını öğrenmem gerek. Ne olur yardım et!
Yaşlı:
-Yardım edeceğim . Sorularını sormadan bir kese altını alayım der ve elini uzatır.
Can derdine düşen Vezir düşünmeden uzatır bir kese altını. ve sorar . Birinci sorum:
-Onun padişah olduğunu nereden anladın?
Altınları alınca,, İhtiyar konuşur:
-Ben dericiyim. Hangi kalite deriyi kimlerin giyeceğini bilirim. Üzerindeki deriyi biz sadece padişah ve sultanlara veririz der. Üstündekine bakarak onun padişah olduğunu anladım. İnsanın Kullandığı alet edavat ve araçlar O kişi hakkında bilgi verir….
-12 ‘ye 12 eklemeyince 24 etmez, 24 olmayınca da 32’ ye yetmiyor dediniz. Bu ne demektir ?
Bir kese daha alayım dedi ihtiyar ve açıkladı sonra:
– Gece 12 saat, gündüz de 12 saattir. 24 saat çalışmaz isek artık ağzımızı, karnımızı doyurmaya yetmiyor kazancımız. Hayat şartlarımız zorlaştı. Onu demek istedim.
-6 da boş mu durdun dedi. Bu ne demektir?
Yaşlı bir kese daha altın ister. Vezir mecbur olmasa vermeyecek ama can tatlı. Verir haliyle. Cevabı şöyle verir ihtiyar:
-6 ay yaz, 6 ay kış olarak düşünün. buralar orta kuşağa yakın. gece gündüz 12’şer saat olduğu gibi mevsim de ikidir. Hayat şartları öyle zor ki. Yazın da kışın da çalışmak zorundayız….
Vezir hemen söze girer:
-Geceleyin kalmadın mı dedi. Sen de kalktım ama başkasına yaradı dedin burada neyi anlatmak istediniz.?
Yaşlı hiç acımaz. Zaten yıllardır bizi sömürdünüz der içinden. Ver bakalım bir kese altı daha deyince vezir offlasa da pufflasa da çaresi yoktur. Verir bir kese altını daha. Yaşlı:
-Padişah evlenmedin mi. Gece kalkıp banyo yapmadın mı demek istedi. Çocuğun olmadı mı demek istedi. Bende çocuğum oldu ama kız oldu. Başkasının işine yaradı bana yaramadı demek istedim.
Vezir soruların çoğunun cevabını almıştı. Bir soru kalmıştı sadece. Altınları da kalmadı. Yıllardır yaptığı birikimi bir yaşlı elinden almıştı. Çaresizce sordu. Padişahım sana dedi ki:
-Kaz göndersem yolar mısın dedi. Sen de cıyaklatmadan dedin. Burada kaz kimdi ? Cıyaklatmadan ne demek ti?
-Yaşlı gülümsedi ve konuştu:
–Sen şimdi saraya git. Saraya gidene kadar bu soruyu kendine sor. Saraya varınca öğrenirsin. Öğrenemez isen Padişahıma deki ”İhtiyar dedi ki sana, Saraya bir tane kümes koysun dediğimi söylersen, Padişahımız sana bizzat açıklayacaktır. Ama cevabını bulursan bu dediğimi ona söyleme! dedi ve sırtını dönüp evine gitti sevinç içinde.
Fıkradan Anladıklarımız
- “Yük ağır olunca yol uzar.” (Anadolu sözü) Geçim zorlaştıkça hayat daha da zor görünür.
- “Esnafın terazisi vicdanıdır.” (Türk halk sözü) Emekle yaşayan, gerçeği en iyi bilendir.
- “Çarık ayağa dar gelince yol suçlanmaz.” (Yöresel söz) Sorun çoğu zaman şartlardadır, kişide değil.
- “Gören göz için işaret yeter.” (Türk hikmet sözü) Anlamak isteyen az sözle çok şey kavrar.
- “Söz ustası çoktur, iş ustası az.” (Anadolu atasözü) Teori değil, uygulama değerlidir.
- “Kervan yolda düzülür ama yük yolda ağırlaşır.” (Yöresel söz) Hayat şartları zamanla zorlaşabilir.
- “Kuru laf karın doyurmaz.” (Türk atasözü) Gerçek ihtiyaç sözle değil, emekle karşılanır.
- “İşin dumanı, ateşinden önce görünür.” (Türk hikmet sözü) Ekonomik sıkıntı önce halkta hissedilir.
- “Her bilen konuşmaz, her konuşan bilmez.” (Türk atasözü) Bilgi ile konuşma her zaman aynı değildir.
- “Yol bilene uzun gelmez.” (Türk halk sözü) Tecrübe zorluğu hafifletir.
- “Kepçeyi tutan değil, kaynayan bilir.” (Anadolu sözü) Gerçek sıkıntıyı yaşayan anlar.
- “Açlık terbiye tanımaz.” (Türk hikmet sözü) Geçim derdi insanı zorlar.
- “Her elin yoğurdu kendine ekşi.” (Türk atasözü) Herkes kendi durumunu merkeze alır.
- “Deriyi tabaklayan suyu tanır.” (Yöresel söz) İşin içindekiler detayları daha iyi bilir.
- “Düşünen bir, yaşayan bin bilir.” (Türk hikmet sözü) Tecrübe bilgiden daha derindir.
- “Kazan kaynayınca kapak oynar.” (Türk atasözü) Sıkıntı arttıkça tepkiler görünür olur.
- “Eli nasırlı olanın sözü ağır olur.” (Anadolu sözü) Emek sahibi insanın sözü değerlidir.
- “İşin özü bilmeyene söz uzar.” (Türk hikmet sözü) Anlamayan için açıklama çoğalır.
- “Geçim zor olunca gün uzar.” (Yöresel söz) Zorluk zamanı ağırlaştırır.
- “Kazı tanıyan, yolanı da tanır.” (Halk hikmet sözü) Halk bilinçlenirse kimse onu kolay kandıramaz.
Metin KOCA