Rize’den Çıktım Yola, Hakikat Olmuş Tabela!
Bazı insanlar soruyu duymazdan gelir, bazılarıysa duyup başka yerden cevaplar.
Bir de vardır ki lafı döndürür, dolaştırır, seni yorar. En sonunda “asıl mesele neydi?” diye kendi kendine kalırsın.
Bu yöntem, sadece bireysel ilişkilerde değil; siyaset, medya, eğitim ve toplum yönetiminde de sıkça karşımıza çıkar.
Toplumların sağlıklı gelişimi ise bireylerin sorgulama ve düşünme becerileriyle doğrudan ilişkilidir.
Ancak çoğu zaman açık ve net sorular, dolaylı, süslü ve duygusal cevaplarla geçiştirilir.
Bu geçiştirme hali bir zayıflık değil, bilinçli bir tercih olabilir.
Çünkü kitleleri yönetmenin yolu, onların aklını değil; duygularını yönlendirmekten geçer.
Bu işleme de güzel isimler bulunmuştur:
Laf cambazlığı, demagoji, hitabet sanatı, kitle psikolojisi…
Hepsi çoğu zaman bir tür oyalama taktiğidir.
Gerçek soruya doğrudan cevap verilmediği her durumda, hakikat perdelenecek, toplum yönlendirilecektir.
Demagoji, duyguları öne çıkararak aklı geri plana itmenin yöntemidir.
Kişi ya da gruplar, esas sorundan dikkatleri uzaklaştırmak için uzun, duygusal, bağlantısız hikâyeler anlatır.
Siyasi alanlarda da, yardım kuruluşlarında da bu yöntem bolca kullanılır.
Duygularımızı ‘’full’’ yapıyorlar sonra klavye delikanlılığı…
Şişeleri devirirken, taşları dizerken…bir bakmışsın Köroğlu olmuşuz, Karacaoğlan olmuşuz, Leyla Mecnun olmuşuz…yetmedi mi ! Haydi sokaklar inelim. Çöllere vuralım rumuzu… Dağları mesken yapalım…
Sonuç: Yorgunluk..küsmüşlük…hayallerin vedası…Ve bitmişlik….
Bizlere ‘’Tavşan kaç, tazı tut’’ gösterisi yapanlar acaba arkadan neyi götürüyor. Hangi gerçeklikleri yaşıyor? Yaşatıyor.
Ama unutulmamalıdır ki, gerçek ne kadar ötelenirse ötelenin, doğru sorular ve uyanık bir zihin sayesinde bir gün mutlaka ortaya çıkar.
Zaman odur ki…
Cingöz Şakir, Rize’de yaşar. Ama 18 yıl önce İstanbul’da bir suç işlemiştir. Yıllar sonra yakalanır, İstanbul’a gönderilir. Mahkemede hâkim sorar:
— “Anlat bakalım Cingöz, olay nasıl oldu?”
Cingöz başlar anlatmaya:
— “Hakim Bey, ben denizciliğe gönül vermiş bir adamım. Balığın hakkını bilirim. Yavruya dokunmam, denizi hor görmem. O gün Rize’den çıktık yola. Daha Trabzon’a varmadan, bir kaptan bana yamuk baktı. Kavga çıkacakken bastı fırtına. Dedim yazık çoluğa çocuğa, döndük Rize’ye…”
Hâkim sabırla:
— “Sonra?”
— “Fırtına geçince yeniden çıktık. Trabzon, Giresun, Ordu… Derken Ordu’da mola verdik. Yine bir olay oldu, dönüp geldik. Emek ziyan olmasın dedik…”
Hâkim göz çevirir:
— “Sonrasında?”
— “Samsun’u geçtik, Sinop’a ulaştık. Ama sahil zenginlerin olmuş, garibana yer yok. Yüzecek yer ararken hanımdan haber geldi. Altıncı çocuğa hamileymiş. Mecburen geri döndük…”
Hâkim artık patlar:
— “Evladım! Altı aydır liman liman dolaşıyorsun. Her defasında Rize’ye dönüyorsun. İstanbul’a ne zaman geldin? Olay neydi?”
Cingöz başını eğer, içlenir:
— “Hakim Bey… Hemen İstanbul’a gelmemi istiyorsunuz. Ama gelirsem bu salonda da okuyasınız canıma, öyle mi…”
Fıkradan Anladıklarımız
- Lafı uzatmak, gerçeği örtmenin en kibar yoludur.
- Oyalama taktiği ustaca yapılırsa, herkes konuyu unutur.
- Sorunun özüne inmeden anlatılan her şey, muhatabı bıktırır.
- Duygularla süslenen yalanlar, hakikatten daha çok ilgi çeker.
- Yorgun beyinler sorgulamaz, sadece kabullenir.
- Demagoglar hitabeti iyi bilir; ama hakikatin tamamını söylemez.
- Eğitim; laf çevirmeyi değil, doğru ve net cevap vermeyi öğretmelidir.
- Toplum olarak hikâye anlatanlara değil, gerçeği konuşanlara kulak vermeliyiz.
- Hakikat liman liman dolanmaz. Doğrudan gider, doğrudan bulunur.
- Alkışın sesi yüksektir ama aklın sesi derindir.
- Kendini ifade etmek, gerçeği gizlemekle karıştırılmamalıdır.
- Hikâyeler oyalar ama hakikat hareket ettirir.
- Kime ne sorduğunu ve ondan ne duyman gerektiğini bilmezsen, çok dolaşırsın…
Metin KOCA