98.Kurtarıcı Çok Sorgulayan Yok!

98.Kurtarıcı Çok Sorgulayan Yok!

İsimler, sıfatlar, unvanlar…

Birçoğumuz için bunlar oldukça önemli. Ama bazen o kadar yüceltiriz ki, sıfatları ve unvanları, asıl meseleye odaklanmamız zorlaşır.

İsimler ve sıfatlar, konunun özünü kavramamıza engel olabilir. Tıpkı hastalıkların doğru teşhis edilmesi gerektiği gibi, sıfatların da doğru anlaşılması gerekir.

Yanlış tanımlamalar, yanlış teşhisler gibidir: Sorunu büyütmekten başka bir işe yaramazlar. Bu yüzden sorgulamak gerekir. Çünkü, bir sıfat ya da unvan, kişinin yetkinliğini garanti etmez.

Peki ya “uzman“, “profesör“, “hoca” dediğimiz kişilerin gerçekten işinin ehli olup olmadığını nasıl bileceğiz?

Örneğin, sağlık, ekonomi, hatta kişisel gelişim alanında “kurtarıcı” olarak kendini tanıtan bir sürü insan var.

Kimisi cebimizi, kimisi ruhumuzu kurtarmaya çalışıyor. Ama gerçek kurtarıcı kim?

Gerçekten “uzman” dediklerimiz, bize mi, kendilerine mi hizmet ediyor?

Hadi gelin, biraz bunları sorgulayalım.

Zaman Odur ki

Bir gün, mübarek insanları arayan bir grup insan, Temel Hoca’nın sohbetine katılmaya karar verir. Herkesin aklında bir soru sorulur  Temel Hoca’ya :

”Sen de bir “kurtarıcı” mısın? Havada mı uçuyorsun, su üstünde mi yürüyorsun, rüzgar mı estiriyorsun?” Diğerlerinden farkın ne ?
Temel Hoca gülümsedi ve sabırla cevap verdi:
“Evladım, ben kuş muyum ki havada uçayım? Su üstünde yürüyen odun muyum ki ben? Neyse ki ayaklarım var, aklım var…onlar benim en büyük gerçekliğim .”
İçlerinden biri de sormadan duramadı:
“Peki hocam, bizim hocamız Kore’de savaştı, düşmana kum bulutu göndermiş. Sizin de böyle bir gücünüz var mı?”
Temel Hoca, biraz ironik bir şekilde:
“Sanırım hocanız Amerikan hocası. Biz orada Amerika adına savaştık. Amerika ne zaman İslam’ın savunucusu oldu?”
Herkes bir kahkaha patlattı.

Fakat bir kişi var ki, soruları daha ciddi.

Şakir di bu. Biraz daha gururlu bir şekilde Temel Hoca’ya yaklaşır:

Ben öyle saçmalıklara inanmam çok şükür. Onun için sizi çok iyi anlıyorum. Ben  çok büyük bir sorumluluğa hazırlanıyorum hocam, Mehdi olup İsa’ya, sizlere yardımcı olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?”
Temel Hoca, sakin bir şekilde:
“Ah, evladım, o zaman ilk iş olarak Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne uğraman gerek. Birkaç ay orada vakit geçir, belki sana da bir şeyler öğretebilirler!”
Şakir şaşkın bir şekilde:
“Ben gittim oraya, hocam. Orada zaten dört Mehdi, iki İsa var. Hepsi kafayı yemiş! Ben de oradan kaçtım, parka çadır kurdum. Burada davet çalışmalarına başlamak istiyorum. Hem bu işlerde para da var! Dış destekte. “
Temel Hoca, bu duruma biraz daha sabırla yaklaştı:
“Gerçek hoca, kendini peygamber ilan etmez.  Yaşam olarak ona benzeyendir. Zulme boyun eğmeyen, halkının gerçek ihtiyaçlarına odaklanan kişidir. Senin gibi insanlar, ‘Mehdi’ olup bu dünyada başka bir iş yapmaya çalışanlar, birer maskaradan başka bir şey değildir.”
Sonunda bir başkası Temel Hoca, “Bir ilahiyatçı, Kurbanın gereksiz olduğunu, hatta horozun da kurban olabileceğini’ söylüyor. Ne diyorsunuz hocam?”
Temel Hoca, sinirlenerek cevap verdi:
“Onu söyleyen kişiyi, yakala, kümese koy. Altına da yumurta koy, sana civciv yapsın. Belki daha faydalı olur.”

Fıkradan Öğrendiklerimiz:

  1. “Sakal akıl vermez.” (Türk atasözü) Görünüş, yaş ya da unvan tek başına bilgelik göstergesi değildir.
  2. “Etiket bilgi doğurmaz.” (Azeri atasözü) Bir kişiye verilen sıfat, onun gerçekten yetkin olduğu anlamına gelmez.
  3. “Taç başı büyütmez, yükünü büyütür.” (İran / Fars atasözü) Makam ve unvan sorumluluk getirir; otomatik değer kazandırmaz.
  4. “Her beyaz önlük hekim değildir.” (Ankara yöresi halk sözü) Dış görünüş ve meslek etiketi ile gerçek ehliyet karıştırılmamalıdır.
  5. “Soru sormayan, sıfata teslim olur.” (Türk halk sözü) Eleştirel düşünce olmadığında insanlar kolay yönlendirilir.
  6. “Kurtarıcı çoksa akıl azdır.” (Türkmen atasözü) Toplumlar sorgulamayı bıraktığında sahte rehberler çoğalır.
  7. “Büyük söz söyleyenin küçük hesabı olabilir.” (Kayseri esnaf sözü) Gösterişli vaatlerin ardında kişisel çıkar bulunabilir.
  8. “Unvan gölge verir, hakikat ışık ister.” (Özbek atasözü) Gerçek bilgi sorgulamayla ortaya çıkar.
  9. “Kör inanç aklı susturur.” (Hint atasözü) Sorgulanmayan inanç, manipülasyona açık hale gelir.
  10. “Her anlatılan menkıbe hakikat değildir.” (Türk halk sözü) Hikâye ile gerçek birbirinden ayrılmalıdır.
  11. “Söz büyür, gerçek küçülürse aldanma başlar.” (Azeri atasözü) Abartılı anlatımlar gerçeği perdeleyebilir.
  12. “Bilge, kendini değil sözünü sınatır.” (İran atasözü) Gerçek uzmanlık denetlenebilir ve sorgulanabilir olmalıdır.
  13. “Adı büyük olanın işi de büyük olmayabilir.” (Türkmen atasözü) İsimler çoğu zaman yanıltıcı olabilir.
  14. “Mucize anlatan çoktur, çözüm üreten az.” (Türk atasözü tadında halk sözü) Toplumların gerçek ihtiyacı somut çözümlerdir.
  15. “Soruyu kaybeden cevabı başkasında arar.” (Özbek atasözü) Doğru soru sormak bilgiye ulaşmanın temelidir.
  16. “Her bağıran rehber olmaz.” (Karadeniz halk sözü) Güçlü hitabet, doğruluk anlamına gelmez.
  17. “Ehil olan sözle değil işle görünür.” (Türk atasözü) Uzmanlık sonuçlarla anlaşılır.
  18. “Maskeyi alkışlayan yüzü unutur.” (Hint atasözü) İnsanlar çoğu zaman imaja aldanır.
  19. “Hakikat kürsüde değil, hayatta sınanır.” (Azeri atasözü) Gerçek bilgi yaşam içinde doğrulanmalıdır.
  20. “Kurtarıcı arayan, önce aklını yoklasın.” (Modern Anadolu taşlaması) En büyük güvence bireyin kendi sorgulama gücüdür.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

2 Yorumlar

  1. Çok güzel hem güldüm hem düşündüm..İçimizde iki insan varmış biri yaşayan biri izleyen .Siz de izleyen insanın sesi oluyorsunuz kaleminize sağlık.

Sitare için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir