Ulaa ! Sen Kimden Yanasun ?

Ulaa! Sen Kimden Yanasun?

Tarih boyunca milletlerin ayakta kalmasını sağlayan en temel ilke, dostu tanımak, düşmanı doğru okumak ve ona göre safları belirlemektir. Tarihin gördüğü nice büyük medeniyetler, dışardan gelen kılıç darbeleriyle değil; içerden gelen aymazlık, gaflet, ihaneti dostluk sanma ve düşmana arka çıkma gibi zaaflarla yıkılmıştır.

Bugün yaşadığımız dünyada, artık düşmanlarımız sadece sınırlarımızın ötesinde değil. Onlar artık ekranlarımızda, ceplerimizde, algoritmalarımızda, hatta soframızda, eğitim sistemimizde, kültürümüzde gizlenmiş durumda. Düşman artık “Ben geldim!” demiyor. O, bizi bizden uzaklaştıran, çocuklarımızın kimliğini bulandıran, insanımızı yalnızlaştıran bir virüs gibi sızıyor hayatımıza.

Bu çağda savaşlar top tüfekle değil, kültürle, algıyla, dost görünümlü düşmanlıkla, bilgiyle, bilinçle yapılıyor. Bir düşmanı tanımak artık üniformasına bakmakla değil, neye hizmet ettiğini anlamakla mümkün.

Ne yazık ki çoğu zaman dostun gölgesinde saklanan düşman, gerçek düşmandan daha zararlıdır. Çünkü seni arkadan vurur. Bazen alay eder gibi, senin zayıflıklarını sana karşı silah yapar. Tıpkı bazı siyasetçilerin halkın cehaletini oy devşirme aracı olarak kullanması gibi… Tıpkı bazı entelektüellerin, halkın değerlerini küçümseyerek “aydınlanma” yaptığını sanması gibi…

Birey olarak, toplum olarak, insanlık olarak temel bir soruyu sormak zorundayız:“

Ula! Sen kimden yanasun?”

Bu soru sadece bir fıkra cümlesi değil, aynı zamanda bir medeniyet sorusudur. Çünkü:

  • Düşmanı göremezsek, dostu da kaybederiz.

  • Birinin çaresizliğini seyreden, ona yardım etmemekle kalmaz; aslında düşmana omuz verir.

  • Yanındaymış gibi davranan ama seni zayıf düşüren herkes, senden yana değil, düşmandandır.

Bu yüzden bazen bir bahçede edilen sıradan bir sohbet, koca bir ülkenin stratejik zaaflarını ifşa eder.
Tıpkı Temel’in “tüm çözümlerini” elinden alıp, sonra da sırıtarak “Ne yaparsun?” demesi gibi…
Bazen düşman, çözümlerini senden almaz. Dost görünümlü olanlar alır ve seni savunmasız bırakır.
İşte o zaman dönüp sormak gerekir:“Ula! Sen benden yana musun, yoksa tomuzdan yana mı?”

Bu fıkranın mizahı, aslında çaresiz kalmış halkın içten çığlığıdır.
Bu çığlık, yöneticisine, aydınına, komşusuna, hatta kendi vicdanına seslenir.

Zaman Odur ki

Temel ile Cemal bahçede oturmuş sohbet ediyordu. Konu oradan oraya geçerken, Temel, arkadaşı Cemal’i kendince bir sınava tabi tutmaya karar verdi. Bazılarında vardır ya hani, ben senden daha akıllıyım mantığı… İşte öyle bir hava ile sordu:

Ula Cemal! Tarlada bir tomuza (domuz) rastlasan ve sana saldırsaydı ne edersun?

Cemal gayet rahat cevapladı:
Çeker silahumu belumdan, taak diye onu furayrum!

Temel sırıttı ve ikinci soruya geçti:
Ya belunda silahun yoksa ne yaparsun?

Cemal düşünmeden:
Oni sopayla etkisiz hale getururum.

Temel oyununu sürdürüyor:
Ha onu da aldum elünden, ne yapasun?

Cemal hâlâ kararlı:
Yerden taş alup onu atarum.

Temel pes etmiyor:
Aha farzet ki o taş da yoktur.

Cemal sabırla:
Cevreme bakar, en yakın ağaca çıkarum, zarar görmemek için.

Temel artık son sorusunu patlattı:
Aha o ağacı da sökersem, ne yaparsun?

Bu durum karşısında iyice bunalan Cemal, arkadaşına dönerek:

Ula Arkadaşum! Sen benden yana musun, tomuştan yana musun? De bakayum onu ba!

Fıkradan Anladıklarımız

  1. Gerçek dost, seni çaresiz bırakmaz; seni güçsüzleştiren kişi dost değil, düşmandır.

  2. Soruların amacı çözüm değilse, o soru bir tuzaktır.

  3. Bir toplumun fertleri, kendi arasında güvensizlik yaşarsa düşman kolay galip gelir.

  4. İyi niyetli sorular, çözüm arar; kötü niyetli sorular tuzak kurar.

  5. Çaresiz bırakılan insan, dostunu düşmandan ayırmakta zorlanır.

  6. Her çözümün elinden alınması, sistematik bir kuşatmanın işaretidir.

  7. Zeka kibirle birleştiğinde, karşısındakini aşağılama aracına dönüşür.

  8. Yalnızca konuşarak değil, yanında durarak da taraf belli edilir.

  9. Dostluk, kriz anlarında test edilir; normal zamanlarda dostluk sıradandır.

  10. Bireylerin dayanışması, toplumsal felaketlerin önündeki en sağlam kalkandır.

  11. Sorgulayan birey güçlüdür; ama soran kişi samimiyetsizse cevap anlamsızlaşır.

  12. İçimizdeki tomuzlar (zararlılar) fark edilmedikçe dış düşmana gerek kalmaz.

  13. Kandırılan değil, kandırılmaya hazır olan en büyük tehdittir.

  14. Eğitim, sadece bilgi vermek değil, dost-düşman ayrımını öğretmektir.

  15. Toplumlar, mizah yoluyla acılarını dışa vurur; bu, aynı zamanda direniştir.

  16. Cahil cesareti değil, bilinçli sorgulama toplumu ayakta tutar.

  17. Yanındaymış gibi görünen ama seni durduran kişi en büyük tuzaktır.

  18. Çaresizliğe terk edilen birey, er ya da geç sisteme olan inancını kaybeder.

  19. Dostluğu sorgulatmak, en büyük ihanettir.

  20. Her birey hayat boyu şu soruyu kendine sormalıdır: “Ben kimden yanayım?”

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir