Medeniyetin Bakiye Hesabı
Bugün aldığımız her nefes, yarının havasına ipotek olabilir. Bugün attığımız her plastik, yarının toprağında bir fidana mezar kazabilir.
Bugün “bize ne” diyerek sustuğumuz her haksızlık, yarın çocuklarımızın sesi kısılmış vicdanına dönüp saplanabilir. İnsan, sadece bugünü yaşamakla kalmaz; geçmişin mirasçısı, geleceğin miras bırakıcısıdır.
Bizler, değerleri bize emanet edilmiş bir nesiliz. Atalarımızın bize bıraktığı kültürel ve manevi zenginlik, çevresel denge ve toplumsal hafıza bugün bizim ellerimizde çürüyor ya da çiçek açıyor. Her kayıtsızlığımız, her ahlaki çözülme, her sahte tebessüm, yalnızca bizi değil, henüz doğmamış torunlarımızı da etkiliyor. Üstelik sadece ekonomik anlamda değil: kültürel, ahlaki, duygusal ve hatta ruhsal bir enkaz bırakıyoruz arkada.
Modern çağda zekâ, birini aldatabilme kabiliyetiyle ölçülmeye başlandı. Oysa asıl zekâ, torunlarımızın yüzüne bakabilecek kadar temiz kalabilmektir.
Sözde gelişmişlik içinde küçülen kalpler, büyüyen egolar ve kirlenen fikirler arasında yürürken; bir neslin bedelini diğerine ödetiyoruz.
Ve ne acıdır ki, bunu çoğu zaman fark etmiyoruz bile.
İşte bu toplumsal ve bireysel çürümeyi anlatan; gülümsetirken sarsan, düşündürürken tokat gibi çarpan bir fıkraya kulak verin.
Mizah, bazen en acı hakikati saklayan şekerli bir ilaçtır.
Buyurun…
Zaman Odur ki
Kırsaldan şehre göç etmiş, hayatı boyunca tarlada ter dökmüş Temel Efendi, ilk kez bir büyük şehir lokantasının önünden geçiyordu. Camda koskocaman bir afiş:
“Yemeği siz yiyin, hesabı torununuz ödesin!”
Temel gülümsedi, “Allah razı olsun şehir halkından, hâlâ vefa ölmemiş,” dedi kendi kendine.
İçeri girdi, çorbasından tatlısına, kebabından meyvesine kadar ne varsa yedi. Karnı doyunca göbeği sıvazladı, kalktı ve çıkmak üzereyken garson elinde hesapla geldi.
— İki yüz dolar efendim.
Temel gözlerini açtı:
— O ne demek uşağum? Camda yazıyo işte! Yemeği biz yicez, hesabı torun ödeyecek. Benim torun şimdik anaokulunda, kredi kartı da yok!
Garson hiç istifini bozmadan cevapladı:
— Efendim, o hesabınız değil. Bu dedenizin 1953’te yediği yemeğin faturası. Size o zaman yazılmış.
Bugün geldiniz, denk geldiniz. Şimdi ödeme sırası sizde. Ayrıca sizinkini de not ettik, torununuz geldiğinde ona veririz. Döngü böyle işliyor…
Temel kafasını kaşıdı, dışarı çıkarken mırıldandı:
— Demek ki dedem kuzu çevirmesini iyi götürmüş ha…
Fıkradan Anladıklarımız
-
Toplumlar, geleceklerini geçmişlerinin üzerine inşa eder. Sağlam temeli olmayan bir millet, rüzgârda savrulur.
-
Bireysel çıkarlar için yapılan sahtekârlıklar, toplumsal güveni yok eder.
-
Ahlaki bozulma, ekonomik çöküşten daha yıkıcıdır.
-
Bugün çevreye attığımız her atık, torunlarımızın geleceğine atılmış bir taştır.
-
Yalanla süslenen reklamlar, toplumun gerçeğe olan inancını zedeler.
-
Dürüstlük, en pahalı sermayedir. Nesilden nesile taşınmalıdır.
-
Tarihini bilmeyen birey, geçmişin hesabını torununa ödetir.
-
Eğitim sistemleri, yalnızca bilgi değil; değer, ahlak ve vicdan da öğretmelidir.
-
Torunlarımız için bırakacağımız en büyük miras, temiz bir vicdan ve yaşanabilir bir dünyadır.
-
Toplumda hakikatle dalga geçmek moda hâline gelmişse, kriz ahlaki bir krizdir.
-
Geçmişin günahı da sevabı da sonraki nesilleri etkiler.
-
Modern toplumda ‘zeka’, başkasını kandırmakla karıştırılmamalıdır.
-
Kültürel yozlaşma, tarihî hafızayı siler. Silinen hafıza, milletin ruhunu da siler.
-
İnsan sadece bedenini değil; düşüncesini, duygusunu da kirletebilir.
-
İnançsızlık değil, sahte inanç toplumu çürütür.
-
Kandıranlar geçici olarak kazanır, ama gelecek nesiller kaybeder.
-
Her nesil, hem mirasyedi hem mirasyapıcıdır.
-
Kültür ve değerler; müze değil, yaşayan varlıklardır. Bakım ister.
-
Kendi hesabını ödemeyen toplumlar, ahlaki borç batağına saplanır.
-
İnsanlık, sadece insana değil; doğaya, hayvana ve geleceğe de borçludur. Bu borç faizsiz değildir.
Metin KOCA
