Güvercin Erkekse, Biz Neden Uçamıyoruz?
Bir zamanlar, insanlar topraklarını savunmak için yüreklerini ortaya koyarlardı. O zamanlarda düşman her zaman belli bir biçimdeydi: tank, top, tüfek… Ama şimdi düşman daha sinsi, daha ince. O, fikirler üzerinden, reklamlardan, dizilerden ve sosyal medyadan geliyor. Herkes bir şekilde bu tehditlere karşı direniyor, ama gerçek tehlike bazen ne dışarıda ne de gözle görülür bir biçimde. Gerçek tehlike, bazen insanların kafalarındaki karmaşa, bazen de gereksiz yere tartıştıkları küçük ama büyük görünen meselelerde gizli.
Geçmişin kahramanlıkları, askeri zaferlerle şekillenmişti. Ama bugünün kahramanlıkları, fikrin özgürlüğünü, aklın gücünü ve vicdanın derinliğini savunmaktan geçiyor.
Hangi meseleye odaklanacağımızı bilememek, bizi asıl büyük meselelerden uzaklaştırıyor.
İşte bu noktada, Akif’in gözünden bakınca, toplumun içine düştüğü durum, bir zamanların toprak mücadelesinden çok daha karmaşık bir hale geliyor.
Çünkü bir zamanlar “düşman” denen şey, şimdi “sorular” haline geldi; birer boş ve yönlendirici sorular…
Ve o sorular, insanların ruhunu, kalbini ve aklını esir alıyor.
Düşman sınırda değilse, neden içimizde gezebiliyor?
İşte mesele burada yatıyor. Ama biz hâlâ karpuz çekirdeği yutunca ağaç çıkar mı diye tartışıyoruz. Ve böylece başlıyoruz asıl meseleye, Akif’in fıkrasına…
Zaman Odur ki
“Vaktiyle memleket düşman işgali altında. Tıpkı şimdi ruhlarımızın işgal edildiği gibi…
Ama işte o zamanlar düşman gerçekti: tankla, topla, tüfekle geliyordu. Şimdi düşman sosyal medyadan…şirketlerden….reklamlardan…dizilerden filmlerden geliyor.
Yine de o zaman da, şimdi de bir kısım halk aynıydı:
“Bizim aklımız büyük meselelere yetmez, biz küçük sorularla meşgulüz” kafası.
İstanbul’dan Anadolu’ya geçen Akif, halkı uyandırmak için köy köy, mahalle mahalle dolaşıyor. düşmanı anlatıyor. kurtuluşun nasıl olacağını haykırıyor. kendimize gelelim diyor…başarırız birlikte olursak diyor…
Her girdiği kahvede aynı manzara: çay, tavla, ve kutsal geyik muhabbeti…İşte bir gün Akif bir köye uğrar.
Minare yamuk, insanlar daha yamuk. Köyün ileri gelenleri — yani sosyal medya öncesi fenomenler — toplanmış, önemli bir mevzu tartışıyorlar.
Akif’i görünce hemen soruya boğuyorlar:
– Hocam siz düşmanla uğraşıyorsunuz ama biz asıl meseleyi çözemiyoruz, yardım edin.
Akif, merakla sorar:
– Buyurun sorun arkadaşlar. Molla İmamzade Mahmut söze girer:
– Şimdi hocam, Nuh’un gemisinden zeytin dalı getiren güvercin vardı ya, o güvercin erkek miydi dişi miydi? Erkekse biz neden uçamıyoruz?
Öteki molla araya girer:
– Tabii ki erkekti. Dişiler o kadar süre ağzını kapalı tutamaz!
Bir kahkaha tufanı kopar. Tavla zarları yere düşer, çay kaşıkları kımıldar. Bir diğeri hemen atılır:
– Hocam namazda bir sinek kanımızı emse, abdest bozulur mu? Veya camide fotoğraf çekinmek caiz mi?
Biri bağırır:
– Asıl mesele bu değil! Hazreti Musa’nın asası hangi ağaçtandı? Meşe mi, ardıç mı?
Bir diğer:
– Hocam, babamız Adem cennette açık yerini incir yaprağıyla mı kapattı yoksa elma yaprağıyla mı?
- Yılan mı daha uzun yoksa cehennem kuyruğu mu?
En son biri çıkar:
– Benim sorum daha önemli hocam!
– Buyur.
– Hırsız evimi soyarsa, Allah cennette bana daha iyisini verir mi?
– Sence hocam, bu hırsızı ihbar etsem gıybet olur mu?
Kahkahalar arasında çaylar tazelenir.
Akif gözlüklerini siler, hafifçe tebessüm eder.
Sonra şöyle bir yudum alır çayından ve der ki:–
Ey cemaat-i mübareke… Siz bilen adamlarsınız. Ben size bir soru sorayım:
– Ülkenizi düşmanlar işgal etmiş. Malınızı, mülkünüzü, kadınınızı, kızınızı alıyor.
Kültürünüzü değiştiriyor, zekânızı, aklınızı, duygularınızı uyutuyor.
Fikrinizi sloganlara, geleceğinizi kendi memleketine götürüyor ve neslinizi elinizden alıyor…
Siz hâlâ “güvercin erkek miydi, asa hangi ağaçtandı” diye mi tartışıyorsunuz?
Bu geyik muhabbeti, bu şaklabanlık caiz midir, değil midir?
Düşmanı bilmemek tanımamak aptallık mıdır abdallık mıdır?
Bir sessizlik olur. Sinek bile vızıltısını yutar. Çaydan bir yudum daha alır Akif, kalkar gider.
Ardında sorusu kalır.
Önemli olan vatan mıydı , önemsiz soru ve sorunlarımız mı?
Fıkradan Anladıklarımız
- Gerçek düşman dışarıda değil, içimizdeki boş tartışmalardadır.
- Asıl meseleler unutulunca, detaylar gündem olur.
- Egolar büyüyünce meseleler küçülür.
- Dine dair bilgi hurafeyle karışınca, akıl susar.
- Cahil cesareti, bilgili tevazusunu bastırır.
- Düşman fiili saldırıdan önce, fikri tembellik oluşturur.
- Şov amaçlı sorular, hakikatin üstünü örter.
- Toplumun uyanması için önce düşmanı doğru tanıması gerekir.
- İroni, susturulamayan bir uyarıdır.
- Cahil cesur olur çünkü yanlışın sonuçlarını düşünmez.
- Boş sorular, dolu zihinleri boğar.
- Düşünme tembelliği, en sinsi işgaldir.
- Dini bilmemek değil, yanlış bilip savunmak tehlikelidir.
- Fıkıh bilgisi olmayan halk, fıkıh üzerinden karikatürleşir.
- Sosyal medya yorumculuğu, zihin yorgunluğu oluşturur.
- Sorularla düşünceyi yönlendirmek mümkündür.
- Cahilin en büyük derdi, cahil olduğunu fark etmemesidir.
- Öncelik sırasını bilmeyen, ahiret sıratını da karıştırır.
- Halkı uyandırmak isteyen, önce uykunun nedenini anlamalıdır.
- Asanın hangi ağaçtan olduğu değil, bizim hangi fikirle eğildiğimiz önemlidir.
Metin KOCA
