50.Cömertin Sofrasında Öküz Oldum, Cimrinin Evinde Hayal Gördüm!

50.Cömertin Sofrasında Öküz Oldum, Cimrinin Evinde Hayal Gördüm!

Anadolu’da misafirlik, bir alışkanlıktan öte; bir gönül terbiyesidir.

Kapılar zillerle değil, dualarla çalınır; evler, anahtarla değil, sevgiyle açılır.

Bu topraklarda misafir, “Tanrı misafiri”dir—gelişiyle rahmet iner, gidişiyle bereket kalır.

Misafirlik yalnız karın doyurmak değil; yürek ısıtmaktır, hatır sormaktır, geçmişin kalbinde yer etmiş kadim bir kültürü yaşatmaktır.

Eskilerin dediği gibi: “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.” Ama Anadolu’da misafirin buldukları, sevgiden, niyetten, incelikten dokunmuş ikramlardır. Çünkü burada ev sahibi, paradan değil; gönülden verir. Cömertlik, tabakta değil niyette başlar. Hatta kimi evlerde, misafir için ayrı çaydanlık kaynatılır; sırf “bir gün biri gelir” diye özel yorganlar hiç kullanılmadan bekletilir. O yorganlar sadece örtü değil, saygının, misafirperverliğin örtüsüdür.

Ama cömertliğin karşı kıyısında cimrilik de vardır. O da ayrı bir huy, ayrı bir hikâyedir.

Kimi ev vardır, içeri girince burnunuza yemek değil, sessizlik siner.

Gönlü dar olanın sofrası da dardır. Misafirin gözünden çok, tabağına bakar; yüzü güler ama eli ağırdır.

Anadolu’da böyle evlere az da olsa rastlanır. İşte bu yüzden derler ki: “Ev zengin olur ama gönül fakirse, misafir aç kalkar.”

Hele Kayseri gibi kadim şehirlerde misafirlik, yalnızca gelenek değil; bir karakter sınavıdır. Cömertle cimri yan yana yaşar, ama ayrı dünyaların insanları gibidir. Birinde yemek bitmez, diğerinde çay demlenmez. Birinde misafir doyar ama belki zor kalkar; diğerinde aç kalkar ama ömür boyu unutmaz.

Kayseri’de, Sivas’ta, Konya’da, Erzurum’da, Ordu’da… Türkiye’nin dört bir yanında bu anlayış, yüzyıllardır dilden dile, kalpten kalbe aktarılarak yaşatılır. Batı’da randevusuz eve gitmek ayıp sayılırken, Anadolu’da kapıdan kovsan bacadan girer misafir. Çünkü burada misafire kapı değil, gönül açılır.

Anadolu’da misafirlik sadece karın değil, insanlık sınavıdır. Veren el, alan elden üstündür. Sofra yalnızca yemek değil; muhabbetin, hikâyenin, hatırın serildiği bir yerdir.

Cömertin sofrasından geçen dua bulur; cimrinin evinden çıkan ise derin bir iç çekişle hayatı sorgular.

Ve unutmamalı:

“Ev sahibi zengin olmayabilir, ama gönlü zenginse sofrası bayram olur.”

“Cimrinin sofrası fakirden önce kendi gönlünü aç bırakır.”

Misafir yedi, bereketiyle gelir. Birini yer, altısını evde bırakır.”

Bir başka deyişle: “Misafir oturduğu yere nur, bastığı yere huzur getirir.”

Ve ne güzel demiş atalarımız:

“Misafirin duası, evin duvarını yıkar da yeniden örer.”

İşte o yüzden biz hâlâ misafir için tencereyi büyütürüz, suyu fazla kaynatırız, yorganı sereriz. Çünkü biliriz ki gelen yalnız adam değildir; berekettir, rahmettir, duadır, sevinçtir.

Zaman Odur ki

Aynı mahallede, aynı akşam…

Yan yana iki apartman dairesi, karşılıklı iki komşu…

Biri cömertliğiyle meşhur, diğeri cimriliğiyle nam salmış.

İkisi de Kayserili. İkisi de misafirperverlikten anladığını sanıyor.

Ama anlayış farkı, tabaklara değil; hayata yansımış.

Bir gün iki gariban yolcu düşer mahalleye. Biri sağdaki cömert komşunun zilini çalar, diğeri soldaki cimrinin.

Aynı anda açılır kapılar; ama açılan sadece kapı mı, orası meçhul…

Cömertin evinde:

Kapı ardına kadar açık.

Henüz “Selamünaleyküm” demeden sofraya davet başlar.

— Buyurun gari! Pastırmalı börek yeni çıktı, daha dumanı üstünde…

— Yağlama da var, mantı da… Bi de üstüne tandır kebabı…

— Kapatma dedim ama hanım fırın ağzı da koymuş…

Misafir neye uğradığını şaşırır.

Dördüncü tabakta ter basar, altıncıda gözler kayar.

Yedinci tabakta ev sahibine döner:

— Vallahi billahi gözüm kararırsa, doktor değil imam çağırın!

Ev sahibi kahkahayla:

— Guban olduğum,ağzını yidiğim. o nasıl söz ööle’  Misafir ev sahibinin köpeğidir, bilemedin öküzüdür.  Ye gari, tüylerin parlasın, iç güveysinden hallice olasın!

Misafir bitkin ama minnettar:

— Ağam… Köpekliği kabul ettim, ama şu an öküzlük yolunda ilerliyorum!

Cimrinin evinde:

Kapı gıcırdayarak açılır, yüz gülmez, içeri buyur edilir ama sessizlik soğuktur.

Ne bir çay, ne bir laf…

Ev sahibi esneyerek konuşur:

— Komşunun misafiri az önce kalktı.

Misafir konuşur:  Tabiki kalkar, çayını içti. yemeğini yedi. gayfesini de içti. Komşunun evinden bir tabak yemek bekleyecek değil ellam!

Fıkradan Anladıklarım

1. “Cömerdin kapısı açık olur, cimrinin yüzü.” (Kayseri yöresi) Kapı açmak kolaydır; asıl mesele yüzü, gönlü, bilgiyi ve zamanı birlikte açabilmektir. Cömertlik sadece sofraya değil, hayatın her alanına yayılan bir tutumdur.

2. “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.” (Sivas yöresi) Ama cömerdin yanında bulunan her zaman umduğunu aşar; bilgi de, sevgi de, zaman da beklenmedik bollukla gelir gönlü açık olandan.

3. “Veren el almaktan usanmaz.” (Konya yöresi) Bilgisini paylaşan tükenmez, sevgisini veren fakirleşmez, zamanını ayıran daralmaz. Cömertlik verdikçe çoğalan tek sermayedir.

4. “Eli açığın sofrası geniş, gönlü darın evi dar.” (Erzurum yöresi) Metrekare değil gönül genişliği belirler insanın dünyasını. Bilgisini saklayan da, sevgisini esirgeyenin de evi dardır; duvarları geniş olsa bile.

5. “Cimrinin ziyafeti göze değil göğse dert olur.” (Ordu yöresi) Bilgisini cimrice saklayan, tecrübesini paylaşmayan, sevgisini esirgeyenin yanından insan tok değil, dertli ayrılır.

6. “Misafir kısmetiyle gelir.” (Tokat yöresi) Gelen her insan bir kısmet taşır; bilgisini, zamanını, değerini paylaşanın kapısına bereket gelir. Cimrilik kısmeti kovmaktır.

7. “Tok olan cömert görünür, aç olan cimri sayılır.” (Maraş yöresi) Asıl cömertlik kendin muhtaçken paylaşabilmektir; bilgisi azken öğretendir, zamanı darken vakit ayırandır, kendisi yorgunken dinleyendir.

8. “Tencere yuvarlanır kapağını bulur, cimri yuvarlanır bahaneyi bulur.” (Çankırı yöresi) Cimri vermemek için bin bahane üretir; bilgisini paylaşmayanın bahanesi “vakit yok”, sevgisini esirgeyen “karşılık yok” der. Cömert ise vermek için bir sebep arar, o kadar.

9. “Sofranın bereketi üstündeki yemekte değil, etrafındaki muhabbettedir.” (Kastamonu yöresi) Ne bilginin değeri kitapta, ne sevginin değeri sözde, ne zamanın değeri saattedir. Hepsinin bereketi paylaşıldığı andaki samimiyettedir.

10. “Cömert ölür adı kalır, cimri ölür malı kalır.” (Niğde yöresi) Bilgisini paylaşanın adı nesilden nesle geçer, saklayanın bilgisi mezarına gider. Sevgiyi verenin hatırası kalır, esirgeyen unutulur. Cimrilikten kalan miras kavgadır, cömertlikten kalan duadır.

11. “Ev sahibi isterse kuru ekmek bile ziyafet olur.” (Yozgat yöresi) Samimiyetle sunulan az bilgi, isteksizce sunulan kütüphaneden bereketlidir. Gönülden verilen beş dakika, suratsızca verilen beş saatten kıymetlidir.

12. “Misafirin ilk günü altın, ikinci günü gümüş, üçüncü günü bakırdır.” (Bolu yöresi) Cömertliğin de, bilgi paylaşımının da, sevginin de ölçüsü vardır. Sınırsız verme iddiası değil, doğru zamanda doğru ölçüde verebilme becerisidir gerçek cömertlik.

13. “Pintiyle yemek yiyen kaşığını belinden çıkarır.” (Eskişehir yöresi) Bilgisini paylaşmayanla çalışacaksan kendi kaynaklarını hazır tut. Zamanını vermeyenle yola çıkacaksan yalnız yürümeyi bil. Cimriyle ortaklık kuran tedbiri elden bırakmamalıdır.

14. “İkram eden ikram görür.” (Trabzon yöresi) Bilgisini paylaşan bilgiyle karşılık görür, zamanını veren zamanla buluşur, sevgisini sunan sevgiyle döner. Cömertlik evrenin denge yasasıdır; gönülden fırlatılan gönülle döner.

15. “Aç gözünü doyuramazsın, tok gönlünü yıkamazsın.” (Diyarbakır yöresi) Cimrilik bir göz hastalığıdır; para, bilgi, zaman, sevgi, değer ne olursa olsun biriktirdikçe açlığı artar. Doyumsuzluk elinde tuttuğunu görmemektir.

16. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” (Kırşehir yöresi) Fıkradaki iki komşu hayatın her alanındadır: biri bilgisini, tecrübesini, zamanını ve gönlünü paylaşır; diğeri külünü bile saklar. Aynı mahallede iki ayrı dünya yaşarlar.

17. “Bereket cömerdin ayağının bastığı yerde biter.” (Aksaray yöresi) Bilgisini cömertçe paylaşanın çevresi aydınlıktır, sevgisini verenin evi sıcaktır, zamanını ayıranın hayatı bereketlidir. Cimrinin deposu dolu olsa da dünyası kuraktır.

18. “Gönül ne kahve ister ne kahvehane, bir gönül ister sohbethane.” (Urfa yöresi) İnsanın ihtiyacı ansiklopedik bilgi değil paylaşılan bilgidir, programlanmış zaman değil birlikte geçirilen zamandır, gösterişli sevgi değil hissedilen sevgidir.

19. “Tarhana kaynatmak kolaydır, tadını vermek hüner.” (Çorum yöresi) Bilgi biriktirmek kolaydır, aktarabilmek hünerdir. Zaman ayırmak kolaydır, orada gerçekten var olabilmek ustalıktır. Sevmek kolaydır, sevgiyi hissettirmek sanattır.

20. “Misafirin duası evin direğidir.” (Ağrı yöresi) Bilgisini paylaşanın, zamanını verenin, sevgisini esirgemeyenin, tecrübesini aktaranın hayatını dualar ayakta tutar. Cimrinin evini ne beton ne demir ne diploma ne unvan kurtarır; çünkü duası eksik olanın temeli çürüktür.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir