Cömertin Sofrasında Öküz Oldum, Cimrinin Evinde Hayal Gördüm!
Anadolu’da misafirlik, bir alışkanlıktan öte; bir gönül terbiyesidir.
Kapılar zillerle değil, dualarla çalınır; evler, anahtarla değil, sevgiyle açılır.
Bu topraklarda misafir, “Tanrı misafiri”dir—gelişiyle rahmet iner, gidişiyle bereket kalır.
Misafirlik yalnız karın doyurmak değil; yürek ısıtmaktır, hatır sormaktır, geçmişin kalbinde yer etmiş kadim bir kültürü yaşatmaktır.
Eskilerin dediği gibi: “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.” Ama Anadolu’da misafirin buldukları, sevgiden, niyetten, incelikten dokunmuş ikramlardır. Çünkü burada ev sahibi, paradan değil; gönülden verir. Cömertlik, tabakta değil niyette başlar. Hatta kimi evlerde, misafir için ayrı çaydanlık kaynatılır; sırf “bir gün biri gelir” diye özel yorganlar hiç kullanılmadan bekletilir. O yorganlar sadece örtü değil, saygının, misafirperverliğin örtüsüdür.
Ama cömertliğin karşı kıyısında cimrilik de vardır. O da ayrı bir huy, ayrı bir hikâyedir.
Kimi ev vardır, içeri girince burnunuza yemek değil, sessizlik siner.
Gönlü dar olanın sofrası da dardır. Misafirin gözünden çok, tabağına bakar; yüzü güler ama eli ağırdır.
Anadolu’da böyle evlere az da olsa rastlanır. İşte bu yüzden derler ki: “Ev zengin olur ama gönül fakirse, misafir aç kalkar.”
Hele Kayseri gibi kadim şehirlerde misafirlik, yalnızca gelenek değil; bir karakter sınavıdır. Cömertle cimri yan yana yaşar, ama ayrı dünyaların insanları gibidir. Birinde yemek bitmez, diğerinde çay demlenmez. Birinde misafir doyar ama belki zor kalkar; diğerinde aç kalkar ama ömür boyu unutmaz.
Kayseri’de, Sivas’ta, Konya’da, Erzurum’da, Ordu’da… Türkiye’nin dört bir yanında bu anlayış, yüzyıllardır dilden dile, kalpten kalbe aktarılarak yaşatılır. Batı’da randevusuz eve gitmek ayıp sayılırken, Anadolu’da kapıdan kovsan bacadan girer misafir. Çünkü burada misafire kapı değil, gönül açılır.
Anadolu’da misafirlik sadece karın değil, insanlık sınavıdır. Veren el, alan elden üstündür. Sofra yalnızca yemek değil; muhabbetin, hikâyenin, hatırın serildiği bir yerdir.
Cömertin sofrasından geçen dua bulur; cimrinin evinden çıkan ise derin bir iç çekişle hayatı sorgular.
Ve unutmamalı:
“Ev sahibi zengin olmayabilir, ama gönlü zenginse sofrası bayram olur.”
“Cimrinin sofrası fakirden önce kendi gönlünü aç bırakır.”
Misafir yedi, bereketiyle gelir. Birini yer, altısını evde bırakır.”
Bir başka deyişle: “Misafir oturduğu yere nur, bastığı yere huzur getirir.”
Ve ne güzel demiş atalarımız:
“Misafirin duası, evin duvarını yıkar da yeniden örer.”
İşte o yüzden biz hâlâ misafir için tencereyi büyütürüz, suyu fazla kaynatırız, yorganı sereriz. Çünkü biliriz ki gelen yalnız adam değildir; berekettir, rahmettir, duadır, sevinçtir.
Zaman Odur ki
Aynı mahallede, aynı akşam…
Yan yana iki apartman dairesi, karşılıklı iki komşu…
Biri cömertliğiyle meşhur, diğeri cimriliğiyle nam salmış.
İkisi de Kayserili. İkisi de misafirperverlikten anladığını sanıyor.
Ama anlayış farkı, tabaklara değil; hayata yansımış.
Bir gün iki gariban yolcu düşer mahalleye. Biri sağdaki cömert komşunun zilini çalar, diğeri soldaki cimrinin.
Aynı anda açılır kapılar; ama açılan sadece kapı mı, orası meçhul…
Cömertin evinde:
Kapı ardına kadar açık.
Henüz “Selamünaleyküm” demeden sofraya davet başlar.
— Buyurun gari! Pastırmalı börek yeni çıktı, daha dumanı üstünde…
— Yağlama da var, mantı da… Bi de üstüne tandır kebabı…
— Kapatma dedim ama hanım fırın ağzı da koymuş…
Misafir neye uğradığını şaşırır.
Dördüncü tabakta ter basar, altıncıda gözler kayar.
Yedinci tabakta ev sahibine döner:
— Vallahi billahi gözüm kararırsa, doktor değil imam çağırın!
Ev sahibi kahkahayla:
— Guban olduğum,ağzını yidiğim. o nasıl söz ööle’ Misafir ev sahibinin köpeğidir, bilemedin öküzüdür. Ye gari, tüylerin parlasın, iç güveysinden hallice olasın!
Misafir bitkin ama minnettar:
— Ağam… Köpekliği kabul ettim, ama şu an öküzlük yolunda ilerliyorum!
Cimrinin evinde:
Kapı gıcırdayarak açılır, yüz gülmez, içeri buyur edilir ama sessizlik soğuktur.
Ne bir çay, ne bir laf…
Ev sahibi esneyerek konuşur:
— Komşunun misafiri az önce kalktı.
Misafir konuşur: Tabiki kalkar, çayını içti. yemeğini yedi. gayfesini de içti. Komşunun evinden bir tabak yemek bekleyecek değil ellam!
Fıkradan Anladıklarım
- Misafirlik, gönül zenginliğinin testidir. Cömertlik, maddi değil; manevi bir niyettir.
- Cimrilik, eksiklik değil; fazlalığın saklandığı bir korkudur.
- Cömert kişi verirken büyür, cimri kişi saklarken küçülür.
- Kapı açmak kolaydır; gönül açmak hüner ister.
- Sofrada ikram kadar, muhabbet de doyurucudur.
- Cimri evinde aç bırakır, cömert evinde tok yorar.
- İnsan bazen yediğini değil, gördüğünü hatırlar.
- Cömertlik, sadece yemek değil; paylaşmaktır. Misafirlikte esas olan miktar değil, samimiyettir.
- Cömertin hatası gülümsetir, cimrinin ihmali kırar.
- Kalpten gelen ikram, dilden dökülen yemekten kıymetlidir.
- Cimrilik, insanı yalnızlığa sürükler.
- Cömertlik, çevreyi bereketle sarar.
- Anadolu kültürü, misafirle şenlenir.
- Herkes zengin olamaz ama cömert olabilir.
- Cimri evinden dua değil, ders çıkar.
- Ve en önemlisi: Sofra donatmak kolay, gönül doyurmak zordur.
Metin KOCA
