Adaletin Göbeğine Tokat!
Adalet, hakkın yerini bulmasıdır; ne fazla, ne eksik…
Güçlünün değil, doğrunun yanında durmaktır.
Bir toplumun vicdanı, bir devletin omurgasıdır.
Adalet varsa düzen vardır, güven vardır, huzur vardır.
Adaletin olmadığı yerde hukuk şaşar, insanlık susar, zulüm konuşur. Çünkü adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil; ekmek kuyruğunda, okul sıralarında, hastane kapısında da sınanır.
Gerçek adalet; kim olduğunuza, neye sahip olduğunuza bakmadan, sadece “hak eden kim” diye sorandır.
Adalet öyle bir şeydir ki; ne zenginin cüzdanına, ne fakirin mazlumluğuna, ne de kadının, çocuğun, yaşlının yaşına bakar.
Ne kumaşı vardır onun, ne markası; ne cinsiyeti, ne makamı, ne de pazarlığı…
Adalet; ne kıyafette aranır, ne unvanda. Teraziyle temsil edilir ama çoğu zaman ense kökünde hissedilir. Herkese lazım olan tek şeydir belki de, ama herkes en son onu hatırlar.
“Adalet mülkün temelidir” derler. Ama bazı mülk sahipleri, temel yerine çakıl taşı koyar. Çünkü adalet sağlam bir temel ister, ama vicdanı eğreti olanlar bu yükü taşıyamaz.
Bir ülkede adalet bozulursa, önce huzur bozulur, sonra düzen. Ardından sabır biter, öfke başlar. Adaletin yerini kayırmacılık alırsa, mahkemeyi sokak kurar, hâkimi halk seçer, ceza ise tokatla yazılır!
Zengin olsan da, rütbeli olsan da, paranın üstüne yatsan da; unutma ki, bir gün o yattığın yastık tokat gibi suratına iner. Çünkü adaletin tokadı parayla ölçülmez, enseyle anlaşılır! Herkese lazım olur, ama en çok da onu hafife alanlara!
Hadi şimdi, mizahın terazisinde tartılan adaletsizliklere bir bakalım… Hem gül, hem düşün. Çünkü adalet bazen mahkeme salonunda değil, tam ense kökünde başlar!
Zaman Odur ki…
Bir zamanlar, öyle bir adam vardı ki hastalıktan bir deri bir kemik kalmış, adeta yürüyen bir iskelete dönmüştü.
Ne ilaç fayda ediyordu ne perhiz… Doktorlar pes etmişti. Sonunda bir hekim, çareyi sınırları kaldırmakta buldu:
— “Bundan sonra özgürsün!
İlaç yok, yasak yok, ne istiyorsan ye, ne istiyorsan yap. Gönlünce yaşa. Belki de bu hastalık, ruhunun daralmasındandır!”
Bu öneri, hastanın içini ferahlattı. Yataktan fırladığı gibi kendini dışarı attı. Derken ırmak kenarında abdest alan bir dervişe rastladı. Dervişin usturayla kazınmış kafası, güneşin altında gıcır gıcır parlıyordu.
Adam, doktorun sözünü hatırladı: “Canın ne isterse onu yap!”
Ve birden içinde tarif edilemez bir arzu uyandı:
Bu parlak enseye bir tokat atmadan iyileşemem!
Usulca yaklaştı…
….ve “ŞIRAAAK!”
Tokat vadide yankılandı, dervişin beyni zonkladı.
Derviş şaşkınlıkla doğruldu:
— “Hay seni şeytan dölü! Ne halt ettin sen?” ooofff! Böyle de insana vurulur mu!
Hasta adam perişandı ama bir o kadar da memnundu. Şifanın tokatta gizli olduğunu düşünüyordu. Doktor dediyse vardır hikmeti. sonuçta okumuş insanlar…Derviş ise birkaç yumrukla karşılık vermeyi düşündü ama adamın hâlini görünce vazgeçti. “Bu zaten ölmüş bitmiş,” dedi içinden. “Ben buna vursam elimde kalacak, bir de başım derde girecek.”
Kafasında adalet şimşekleri çaktı:
“En iyisi kadıya götüreyim bunu! Madem ki tokat attı, cezasını da çeksin!”
Adamı yakaladığı gibi doğruca kadının huzuruna çıkardı. Olayı tane tane anlattı:
— “Kadı Efendi!
Bu adam bana ansızın bir tokat yapıştırdı. Hem de enseme! İster eşeğe ters bindiri, sokak sokak gezdirirsiniz, ister kısas uygularsınız, siz bilirsiniz ama ben adalet yerini bulsun istiyorum!”
Kadı önce Hasta adama baktı, sonra tebessüm etti:
— “Evladım… Sen önce olayi bir anlat da ben de sana resmini çizeyim. Yani vuran kim, vurduğu yer neresi? Bu adam zaten hayalet gibi. Kanunlar diriler içindir. Bu adam neredeyse ölü! Bir de parası pulu da yoksa, benim gözümde iki kere ölüdür! Bu hâliyle değil eşeğe, tabuta bile zor biner! Adalet zulüm için değil, denge içindir.”
Derviş sinirlendi:
— “İyi de Kadı Efendi, benim ense hâlâ yanıyor! Bu mudur adaletiniz?”
Kadı adama döndü:
— “Paran var mı?”
— “iki yüz liram var, hepsi bu!”
Kadı hükmü verdi:
— “Yüz lirasını kendin harca, kalan Yüz lirayı da dervişe ver!
Dervişe döndü ve: Baksana haline Tazminat düşük ama adam hasta ve yoksul biri !”
Hasta Adam cebinden parayı çıkarırken gözü kadının ense köküne takıldı.
Aman Allah’ım!
Bu ne güzel bir enseydi!
Parlak, dolgun, tokat yemeye adeta “gel” diyen bir hedef!
Adam kendi kendine düşündü:
“Madem tokatın bedeli sadece yüz lira, o zaman bir tane de Kadı Efendi’ye atayım; hem adalet eşit olur, hem de içimde kalmaz!”
Sinsice yaklaştı…kulağına birşey söyleyecem der gibi..
……Ve… ŞIRRAAK!
Kadı neye uğradığını şaşırdı. Adam gayet sakin bir şekilde cebinden ”iki yüz lirayı’‘ çıkardı:
— “Kadı Efendi, alın bu iki yüz lirayı da aranızda paylaşın. Sabahtan beri yargı, dava, ceza… İçim şişti! Ben gidiyorum, şifamı buldum!”
Kadı ayağa fırladı:
— “Hey! Sen ne cüretle bana tokat atarsın?!”
Derviş araya girdi:
— “Dur hele Kadı Efendi! Hani sen demedin mi? Adalet böyleydi, adam ölüydü, parası yoktu… E şimdi adam parayı peşin verdi, enseye de adaletli davrandı. Ne var bunda? Hani sen adildin? Hani adalet terazisi şaşmazdı? E sen, kurt yavrusunu emziren keçiye döndün! Şimdi biz de seni tokat manyağı yaparsak şaşırma!”
Fıkradan Anladıklarımız
- Adalet, sadece kural değil, vicdan işidir.
Kanunlar yazılıdır ama uygulanışı yürek ister. Kadı “ölüye ceza olmaz” derken, aslında ruhu ölen adaletin tabutunu da hazırlamış olur. - Adaletin en büyük düşmanı: iki paralık hesaplarla üç paralık vicdan satmak.
Yüz liraya enseye tokat satılan bir düzende, adalet artık pazar filesine girmiştir. - Güçsüzlerin ensesi yandıkça, güçlülerin ensesi hedef olur.
Adaletsizlik herkesi sırayla tokat gibi yakalar; kimi önce, kimi sonra… - Adaletin terazisi şaşarsa, halkın eli tokat terazisine dönüşür.
Şaka gibi görünür ama toplumun sabrı taştığında şamarın ciddiyeti artar. - Özgürlük sınır tanımazsa, şaka da, şamar da başıboş olur.
“İstediğini yap” sözü sadece bireyi değil, toplumu da çuvallatır. - Kadı ensesini koruyamıyorsa, adalet de halkı koruyamaz.
Yargı makamı güven vermiyorsa, insanlar hakkını eliyle arar. - Adalet, fakir için bahane, zengin için erteleme olmamalıdır.
Fakir “ölü” sayılıyor, zengin enseye şifa buluyorsa, sistem değil, tiyatro oynanıyordur. - Toplumun vicdanı susarsa, mizah konuşur.
Adaletsizliğe karşı en güçlü tepki bazen bir espri, bazen bir şamardır. - Bir tokat, bazen bir dava kadar etkilidir.
Adalet işlemediğinde, hak aramak da şekil değiştirir: dilekçeden enseye! - Adaleti hafife alanlar, ense köklerinden öğrenir adaletin ağırlığını.
Terazi hafifse, ceza ağırlaşır. Mizah da acıtıcı hale gelir.
Metin KOCA
