39.Ayı Postuna Selam Durulur mu?

39.Ayı Postuna Selam Durulur mu?

Bir hayali ülkeden bahsediyoruz.

O ülke Patogonya.

Neresi diye merak edersen gözlerini aç, aklını çalıştır.  Haritayı önüne al.  Parmağını rastgele koy. İşte orası Patogonya.

Patogonya’da  “makam” ve “mevki” kavramları, ne yazık ki sıkça bir güç gösterisi ve kişisel tatmin aracı haline gelmiştir.

Liyakat ve emeğin arka planda kaldığı, dalkavukluğun ve “torpilin” ön planda olduğu, “doğruyu söyleyenin” değil, “doğruyu eğip büken“lerin  kazandığı bir düzenin gölgesi etrafı kaplamıştır.

Bu ülkede yöneticilik koltukları, çoğu zaman yetkinlikten ziyade “kimin adamı olduğu” ya da “kime ne kadar yakın durduğu” gibi kriterlerle belirleniyor.

Çalışanların terfi etmesi, işine gösterdiği özene, başarısına ya da yeteneklerine bağlı olmaktan çok, amirine ne kadar iyi “selam durduğuna” veya ne kadar “ağalık” tasladığına endeksli olabiliyor.

Bu durum, toplumsal bir çürümeyi de beraberinde getiriyor. İşlerin “kayırmak” ya da “rüşvet” olmadan yürümediği, hak edenin değil, “verenin” veya “tanıdığı olanın” kazandığı bir sistemde ise adalet duygusu zedeleniyor.

Patogonya da, bir projeye başlarken, bir ihale alırken, hatta basit bir belge işi hallederken bile “aracı” arayışına girmek zorunda kalmak, insanların devlete olan güvenini sarsıyor.

Bu ülkenin çarpık düzende, “ağa” diye tabir ettiğimiz, aslında “post“undan ibaret olan o makam sahipleri, etraflarında bir “hürmet” halkası oluşturmaya çalışıyorlar. Kendilerince bir “tören alanı” yaratıp, çalışanlarını bu oyuna dahil etmeyi bekliyorlar. Oysa unuttukları bir şey var: Bir makam, bir unvan, bir kanaat önderliği sadece bir giysidir. O giysiyi giyen kişinin içindeki boşluk, yetersizlik veya kibir, makamın ağırlığı altında ezilir. Ayı postu, ayıyı “beyefendi ayı” yapmadığı gibi, bir makam da liyakatsiz birini “beyefendi yönetici”  ‘’iyi idareci’’ ‘’ başarılı yönetici’’ …. yapmaz.

İşte tam da bu noktada, aşağıdaki fıkradaki o bilge adamın duruşu önem kazanır. O adam, makamın geçiciliğini, insanın aslında ”bir damla su” ve “bir avuç toprak” olduğunu idrak etmiştir. “Post“un değil, insanın özünün, dürüstlüğünün ve emeğinin değerli olduğunu bilir.

Bu nedenle, göstermelik saygılarla eğilip bükülmektense, alnının teriyle kazandığına, işini düzgün yaptığına inanır. Çünkü bilir ki gerçek saygı, makamlara değil, liyakata, dürüstlüğe ve emeğe duyulur.

İşte bu fıkramız, tam da bu yüzden Patogonya’nın  her alanına uyuyor. Siyasette, iş dünyasında, kamu kurumlarında, hatta mahalle bakkalında bile… “Makam” sahipleri, koltuklarının geçici olduğunu unutup kendilerini “ebedi güç” sanıyor. Oysa tarih bize gösteriyor ki, bugün “ağa” olan, yarın “kul” olabilir.

Zaman Odur ki

Bir gün, çay ocağına bir “ağa” girer. Şimdiki ağalar eski Türk filmlerindekiler gibi değil elbet. Ne kervanı var, ne marabası… Lakin egosu Osmanlı’dan kalma. Bugünün diliyle söylesek; bir makam sahibi, bir müdür, bir amir… Ama biz yine “ağa” diyelim, zira bu fıkra o kelimeyle daha güzel kayıyor boğazdan.

Ağa çay ocağına girince, ortam bir anda tören alanına döner. Millet ayağa fırlar, ceketler iliklenir. Ceket yoksa eller en azından birleşir. Kimse selam durmasa da, eğreti bir hürmet havada geziniyor. Ne de olsa “büyük adam”!

Ağa ise bu ilgiye bayılır. Konuşur da konuşur… Her cümlesi sanki vecize! O konuşur, millet kafa sallar. Sallar da ne dediği anlaşılmaz, çünkü söyledikleri kuru gürültü. Ağızda da puro… Hem duman, hem laf çok!

Derken bir şey dikkatini çeker. Çay ocağının köşesinde biri var ki, ne ayağa kalkmış, ne de çeketini iliklemekle  meşgul. Üstüne üstlük bacak bacak üstüne atmış, rahat bir hayat sürüyor orada. Ağa’nın kaşlar havalanır, rengi pembeden al’a döner.

Sinirle yaklaşır o şahsa. Bir öhöm, bir ahım… Ardından:

“Tanımadın galiba?” der.

Adam başını kaldırır, gayet sakin:

— “Tanımaz olur muyum? Ağamsın, paşamsın, sayende çayın demi bile korkudan demleniyor.”

— “O zaman niye kalkmadın ayağa? Ben kimim biliyor musun?” diye sorar ağa, gururdan göbeği daha da şişer.

Adam usulca cevap verir:

— “Evveline baktım, bir damla su… Sonuna baktım, bir avuç toprak olmuş kemik. Ortasına baktım, puro dumanı…

Ağa’nın yüzü buruşur , sen evvelimi sonumu bırak şimdiki halime bak dese de, adam devam eder:

— “Karnını boşaltsalar gübre, ruhun desen duman altı. Dışına gelince… Hadi dürüst olalım, sırtındaki post değerli. Ama o da senin değil. Ayının postu. Onu da ayı 15 sene giydi, ama hayvanlıktan kurtulup, kimse ‘Beyefendi Ayı’ demedi. Hep ayıydı ayı olarak anıldı”

Ve son noktayı koyar:

‘’Senin evvelinle sonun mütevazı, şimdiki halin kibirli. Saygı görmek istiyorsan önce saygı göstermelisin. Ben işimi düzgün yaparım, alnımın teriyle kazanırım. Üst makam gözümde yok.

Şimdi sen söyle Agam:

Post için  Ayıya saygıdan mı ayağa kalkayım, yoksa yalakalık için mi diz çökeyim Ayıya ?”

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Taç başı ağırlaştırır.” (Türk halk sözü) Makam, insanı büyütmez; sorumluluğunu ağırlaştırır.
  2. “Koltuk adamı değil, adam koltuğu taşır.” (Anadolu halk hikmeti) Unvanın değeri, onu taşıyan kişinin karakteriyle ölçülür.
  3. “Kibir dağa çıkarır, akıl aşağı indirir.” (Karadeniz halk sözü) Güç sarhoşluğu insanı gerçeklikten uzaklaştırır.
  4. “Gösteriş çabuk parlar, çabuk söner.” (Kayseri yöresi) Sahte ihtişam kalıcı saygınlık getirmez.
  5. “Boş teneke çok ses çıkarır.” (Türk atasözü) İçeriği zayıf olan kişi gürültüyle kendini görünür kılmaya çalışır.
  6. “Saygı satın alınmaz, kazanılır.” (Türkmen halk sözü) Zorla alınan hürmet, gerçek itibar değildir.
  7. “Rütbe omuza, erdem kalbe yakışır.” (Türk–İslam irfan geleneği) İnsanlığı olmayan makam, yalnızca görüntüdür.
  8. “Ayakta duran değil, ayakta tutan büyüktür.” (Doğu Anadolu sözü) Yönetici, kendine değil çevresine fayda sağladıkça değerlidir.
  9. “Yüksek dal rüzgârı çok alır.” (Sivas yöresi) Makam yükseldikçe eleştiri ve hesap verme de artar.
  10. “Kuru övgü karın doyurmaz.” (Gaziantep yöresi) Dalkavukluk kurumu geliştirmez.
  11. “Ayna karşısında herkes büyük görünür.” (Tokat yöresi) İnsan bazen kendi kibirli yansımasına aldanır.
  12. “Düz başak eğilir.” (Anadolu halk sözü) Gerçek bilgi ve liyakat tevazu getirir.
  13. “Mühür elde, akıl elde değilse iş yürümez.” (Konya yöresi) Yetki tek başına yeterli değildir.
  14. “Kökü zayıf ağaç ilk rüzgârda devrilir.” (Van yöresi) Liyakatsiz yönetim ilk krizle çöker.
  15. “Baş eğdiren değil, baş kaldırmayan değerlidir.” (Rumeli Türkleri sözü) Saygı korkuyla değil güvenle oluşur.
  16. “Eğri gölge güneşi suçlar.” (Erzurum yöresi) Kendi kusurunu fark etmeyen yönetici suçu çevresine yükler.
  17. “Post sıcak tutar, adam etmez.” (Türk halk hikmeti) Makamın sağladığı görünür güç özünü değiştirmez.
  18. “Büyük görünmek kolay, büyük kalmak zordur.” (İslam hikmet geleneği) Kalıcı itibar karakter ister.
  19. “Hak edenin sözü ağır gelir.” (Azerbaycan Türkleri sözü) Emek sahibi kişinin duruşu daha değerlidir.
  20. “Makam geçer, itibar kalır.” (Türk–İslam irfanı) İnsan koltuktan indikten sonra geriye bıraktığı iz ile anılı

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir