48.Raporlar ve  Makyajlı Gerçekler!

48.Raporlar ve  Makyajlı Gerçekler!

Bir karar verilir,
Beş elden geçer,
Sonuç aynı olur…
Ama
Yük hep halkın sırtına biner….

Yönetmek zordur.

Yönetilecekleri tanımadan, sadece danışmanın tebessümünden / poh pohlamalarından, rapor denilen süslü kağıtlardan   medet umarak hüküm vermek, en tehlikeli yönetim  biçimidir. Çünkü yöneticinin  gözü pencerede, kulağı hoparlör  seslerinde , kalbi  koltuğunda olur; halk ise sokakta, çarşıda, kuyruğun en sonunda…olur.

Ve arada duranlar vardır: Dost gibi görünen danışmanlar, yardımcı sandığın vesayetçiler, bilgi taşıyan postacılar… Onlar ne derse  Yönetici  onu duyar, ne gösterirse halk ona göre görülür. Medya bunlardan sadece birisi.

Devlet idaresi sadece emir vermekle değil; o emrin nereye gittiğini,

kime değdiğini,

….ve nasıl yankı bulduğunu bilmeyi de gerektirir.

Ne yazık ki bir yönetici, halkla arasına koyduğu her danışmanla birlikte hakikate bir adım daha uzaklaşır.

Halkı tanımak için pazara inmek gerekirken; bazıları  yakın çevresindekilerin  övgülerini  “gerçeklik” sanır. Sadece onların birkac afaki , hayalperest, onyargılı ifadeleri yeterli gorülür…

Oysa bürokrasi; doğru çalışırsa düzenin omurgası, yanlış çalışırsa halkın kamburudur.

Bürokrat, halkla devlet arasındaki köprüdür. Ama o köprü eğrilirse, altından geçen halk da, üstünden geçen karar da savrulur. Hele ki danışan dalkavuk, veri çarpıtıcı, yardımcın ise fırsatçıysa; o zaman doğru bilgi yerine makyajlı raporlar, gerçek ihtiyaç yerine vitrinde poz veren çözümler sunulur.

Bir yönetici halkına ne kadar yakınsa, gerçeğe de o kadar yakındır.

Ama ne zaman ki araya bürokrasi girer, bilgi incelir, anlam kalınlaşır, gerçek şekil değiştirir. Halkın sesi fısıltıya dönerken, dalkavukların nidası boru gibi duyulur. İşte o vakit karar yukarıdan iner, ama yük hep aşağıda kalır.

Bürokrasi; bir ağacın meyvesini saraya taşırken kabuğunu halka, çekirdeğini çalışana bırakan sistemdir. Kim elmayı kopardı, kim yedi, kim vergiyle ödedi; belli olmaz. En çürük danışman, en taze raporu sunar; yönetici de “ekonomi büyüyor”vaziyetimiz iyi” zanneder. Çünkü rapor yazan koşmaz, koşan yazmaz; gerçek ise ağızdan ağıza şekil değiştirerek ulaşır.

Zamanla yöneticiler halka değil, halk yöneticilere benzemeye başlar. Böylece saltanat çürür, sistem şekil değiştirir ama özünü kaybeder.

İşte tam da böyle bir zamanda sahneye bir bilge çıkar: İncili Çavuş.

Zaman Odur ki

Zamanın birinde, “ekonomiye kazık atmakta” ün salmış cimri bir vezir, İncili Çavuş’a yanaşmış: (İncili Çavuş, Kayseri – Tomarza’da doğmuştur. I. Ahmet döneminde yaşayan, Türk mizah kültürünün önemli kişiliklerinden biridir.  1632’de ölmüştür ) 

– Bana bir tazı bul, demiş. Ama öyle olsun ki çok koşsun, az yesin, mümkünse hiç masraf çıkarmasın!

( Böyle tip yöneticiler, hem devletin kaynaklarını doğrudan veya dolaylı heba ederken, menfaatine kullanırken, halktan da koparmaya çalışırlar. )

İncili Çavuş gitmiş, kasabanın en tombul, en uyuşuk köpeğini bulup getirmiş. Köpeğin göbeği yerleri süpürüyor, nefesi merdiven görse daralıyor…

Vezir gözlerini faltaşı gibi açmış:

– Bu nasıl tazı? Tazı dediğin ip gibi olur! Bu bildiğin battal beden kangal!

İncili Çavuş gayet sakin:

– Siz hiç merak etmeyin vezirim, bu bir ay sizinle kalsın, dediğiniz şekle girer. Tazı gibi olur, hatta konuşursa bile  şaşırmayın!

Vezir hiddetlenmiş:

– Dalga mı geçiyorsun benimle?

İncili Çavuş gülümseyerek göz kırpmış:

– Estağfurullah… Bürokrat dediğiniz de böyledir vezirim. Yanında kim varsa zamanla ona benzer. Ya yalakalıkla şekil verir, ya da akılla yönlendirir. Köpeği aç bırakırsan incelir, danışmanı boş bırakırsan seni avlar. Bürokrasi dediğin, şekil verir ama her şeklin içi dolu olmaz! Bilirsin çoğunlukla doğruyu değil, istenilen kalıba uygun fikir verir!

Halkımız sizden önce böyle besiliydi, sayenizde tazıya döndü. Bu köpeğimizde senin diyet ( !!) programından faydalansın istedim!

Tam o sırada sarayın avlusundan bir bağırış yükselmiş:

– Taze elmalar! Ballı elmalar! Doğal, organik elmalaar!

….ve içeriden bir ses: VeziirrrÇabuk gelesiiinn!

Vezir içeriye girdi. ve Dışarıdaki elmacıyı görünce canı elma çeken Padişah  Baş vezirine:

– Al şu beş altını, git bana elma al!

Başvezir, dört altınla diğer alt vezire paslamış işi:

– Git elma al!

Vezir üç altına saray görevlisini yollamış.

Görevli, iki altını muhafız komutanına vermiş.

Komutan bir altınla, nöbetçi askeri  göndermiş elma almaya.

Nöbetçi Asker, dışarı fırlamış, yaşlı elmacının yakasına yapışmış:

– Sen kimsin de sarayın önünde naralar atarsın? Hemen defol! Arabaya da, elmalara da el koyuyorum!

Sonra dönmüş komutana:

– Komutanım, bir altına yarım araba elma... Eh, krizi fırsata çevirdik!

Komutan, çuvalla elmayı görevliye vermiş:

İki altına bir çuval! Buyrun!

Görevli torbayla vezire:

Üç altına bir torba elma. Buyrun Vezirim !

Vezir yarım torbayla başvezire:

Dört altına yarım torba!

Başvezir beş elmayı alıp padişahın huzuruna çıkmış:

– Buyurun Sultanım, emriniz üzere beş altına beş elma!

Padişah tahtında düşüncelere dalmış:

– Beş elmaya beş altın verdim. Demek ki halk elmaya hücum ediyorsa, herkesin cebi dolu. ekonomi çok güzel demek ki. Öyleyse vergileri artırmanın tam zamanı!

Bir köşede sessizce izleyen İncili Çavuş içinden mırıldanmış:

– Ne Garip Gönlüm, Ne garip!  Tazı isterler, tombul köpek veririz… Elma isterler, vergi alırlar… Bürokrasi dediğin; halkın elmasını yukarı taşıyıp kararları aşağıya indirmenin şekilli yoludur. Ama elma yukarı çıktıkça küçülür, vergi aşağı indikçe büyür…

Fıkradan Anladıklarımız

1. “Çobanın gönlü olsa tekeden yağ çıkarır.” (Kars yöresi) Padişah niyetli olsa beş altınla beş elma değil, beş çuval elma alırdı; ama niyet yok ki soruşturma olsun.****

2. “Ağzı bağlı torbaya ateş düşse belli olmaz.” (Maraş yöresi) Makyajlı rapor kapalı torbadır; içi yanarken dışarıdan tertemiz görünür. Padişah torbayı açmadıkça gerçeği göremez.****

3. “Arı bal yapar, sahibi yer.” (Çankırı yöresi) Elmacı üretir, asker el koyar, vezir payını alır, padişah sofraya oturur; arıya kalan boş kovandır.****

4. “Suyun sessiz akanı köprünün altını oyar.” (Kastamonu yöresi) İncili Çavuş gibi mizahla söylenen söz, doğrudan eleştiriden daha derin oyar; gülen padişah farkında bile olmaz.****

5. “Sarayda oturanın ayağına çamur bulaşmaz.” (Buhara Türkmenleri) Padişah pazarı bilmez, çünkü çarığı çamura değmemiştir; beş altına beş elma ona “ucuz” gelir.****

6. “Tilki tilkiye ‘gel beraber tavuk çalalım’ demez.” (Urfa yöresi) Her kademe kendi payını sessizce alır; sistem gizli bir ortaklık üzerine kurulmuştur, hırsızlık organize ama görünmezdir.****

7. “Borç yiğidin kamçısıdır derler ama kamçıyı yiyen hep eşektir.” (Erzurum yöresi) Vergi artışı karar masasında rakam, çarşıda ise açlıktır; kamçıyı tutan yönetici, acısını hissetmez.****

8. “İtin duası kabul olsa gökten kemik yağardı.” (Sivas yöresi) Halkın feryadı yukarıya ulaşmıyorsa, sorun sesin kısıklığında değil kulağın tıkalılığındadır.****

9. “Yüzüne gülen dostun hançeri belindedir.” (Antep yöresi) Dalkavuk danışman yüze güler, raporu süsler; hançer padişahın sırtına değil halkın böğrüne saplanır.****

10. “Herkes kaşık yapar ama sapını tutturamaz.” (Bolu yöresi) Rapor yazmak kolaydır, gerçeği yazmak zordur; kaşığın sapı hakikattir, onu tutturmayan rapor ağızda kırılır.****

11. “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı de.” (Trabzon yöresi) Cimri vezirin yanında herkes “haklısınız efendim” der; köprü geçince o dayı, dağın ayısı olur.****

12. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar ama gölgesini saklayamaz.” (Konya yöresi) Beş kademeden geçen elma emrinin her durağında birileri payını almıştır; hırsızlık kılıflıdır ama gölgesi pazardadır.****

13. “Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar.” (Kars/Türkmen geleneği) Bürokrasi ne kadar kalınlaşırsa kalınsın, İncili Çavuş gibi bir nüktedan gerçeği bir espriye sığdırıp zirveye ulaştırır.****

14. “Koyunu kurt değil, çoban hesabını bilmemek yer.” (Tunceli yöresi) Halkı kemiren vergi değil, verginin nereye gittiğini sormayan sessizliktir.****

15. “Tarlasını taştan arındırmayan harmanını samandan arındıramaz.” (Anadolu Arap geleneğinden Türkçeye geçmiş) Bürokrasiyi liyakatten, kademeyi denetimden arındıran devlet, rapordan hakikat devşiremez.****

16. “Öküze boynuz yük değil ama eşeğe semer bile ağır gelir.” (Niğde yöresi) Cimri vezirin sofrasında semirmek boynuz taşımaktır; tazı gibi zayıflayan halk ise semerini bile kaldıramaz haldedir.****

17. “Deli ile çıkma yola, ekmez tarla biçmez ama bilmiş bilmiş konuşur.” (Aksaray yöresi) Danışman cahilse yol şaşar, dalkavuksa uçuruma gülerek gidilir; ikisi de tehlikelidir ama ikincisi daha beterdir.****

18. “El elin eşeğini türkü söyleyerek arar.” (Kayseri yöresi) Padişahın emriyle asker elmayı ararken türkü söyler ama elma sahibi ağlar; devlet gücü bir tarafta şenlik, öbür tarafta yasıtır.****

19. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var ama bir fincan zehrin bin yıl hesabı var.” (Tomarza yöresi, İncili Çavuş geleneği) İncili Çavuş’un bir esprisi kırk yıl hatırlanır; ama cimri vezirin bir kararı bin yıl acıtır.****

20. “Ayna kirli yüze küsmez, gösteren aynaya kızma.” (Tokat yöresi) İncili Çavuş aynadır; padişaha gerçeği mizahla gösterir. Aynayı kıran, yüzünü düzeltmekten kurtulmaz, sadece görmekten kurtulur.****

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir