Raporlar ve  Makyajlı Gerçekler!

Raporlar ve  Makyajlı Gerçekler!

Bir karar verilir,
Beş elden geçer,
Sonuç aynı olur…
Ama
Yük hep halkın sırtına biner….

Yönetmek zordur.

Yönetilecekleri tanımadan, sadece danışmanın tebessümünden / poh pohlamalarından, rapor denilen süslü kağıtlardan   medet umarak hüküm vermek, en tehlikeli yönetim  biçimidir. Çünkü yöneticinin  gözü pencerede, kulağı hoparlör  seslerinde , kalbi  koltuğunda olur; halk ise sokakta, çarşıda, kuyruğun en sonunda…olur.

Ve arada duranlar vardır: Dost gibi görünen danışmanlar, yardımcı sandığın vesayetçiler, bilgi taşıyan postacılar… Onlar ne derse  Yönetici  onu duyar, ne gösterirse halk ona göre görülür. Medya bunlardan sadece birisi.

Devlet idaresi sadece emir vermekle değil; o emrin nereye gittiğini,

kime değdiğini,

….ve nasıl yankı bulduğunu bilmeyi de gerektirir.

Ne yazık ki bir yönetici, halkla arasına koyduğu her danışmanla birlikte hakikate bir adım daha uzaklaşır.

Halkı tanımak için pazara inmek gerekirken; bazıları  yakın çevresindekilerin  övgülerini  “gerçeklik” sanır. Sadece onların birkac afaki , hayalperest, onyargılı ifadeleri yeterli gorülür…

Oysa bürokrasi; doğru çalışırsa düzenin omurgası, yanlış çalışırsa halkın kamburudur.

Bürokrat, halkla devlet arasındaki köprüdür. Ama o köprü eğrilirse, altından geçen halk da, üstünden geçen karar da savrulur. Hele ki danışan dalkavuk, veri çarpıtıcı, yardımcın ise fırsatçıysa; o zaman doğru bilgi yerine makyajlı raporlar, gerçek ihtiyaç yerine vitrinde poz veren çözümler sunulur.

Bir yönetici halkına ne kadar yakınsa, gerçeğe de o kadar yakındır.

Ama ne zaman ki araya bürokrasi girer, bilgi incelir, anlam kalınlaşır, gerçek şekil değiştirir. Halkın sesi fısıltıya dönerken, dalkavukların nidası boru gibi duyulur. İşte o vakit karar yukarıdan iner, ama yük hep aşağıda kalır.

Bürokrasi; bir ağacın meyvesini saraya taşırken kabuğunu halka, çekirdeğini çalışana bırakan sistemdir. Kim elmayı kopardı, kim yedi, kim vergiyle ödedi; belli olmaz. En çürük danışman, en taze raporu sunar; yönetici de “ekonomi büyüyor”vaziyetimiz iyi” zanneder. Çünkü rapor yazan koşmaz, koşan yazmaz; gerçek ise ağızdan ağıza şekil değiştirerek ulaşır.

Zamanla yöneticiler halka değil, halk yöneticilere benzemeye başlar. Böylece saltanat çürür, sistem şekil değiştirir ama özünü kaybeder.

İşte tam da böyle bir zamanda sahneye bir bilge çıkar: İncili Çavuş.

Zaman Odur ki

Zamanın birinde, “ekonomiye kazık atmakta” ün salmış cimri bir vezir, İncili Çavuş’a yanaşmış: (İncili Çavuş, Kayseri – Tomarza’da doğmuştur. I. Ahmet döneminde yaşayan, Türk mizah kültürünün önemli kişiliklerinden biridir.  1632’de ölmüştür ) 

– Bana bir tazı bul, demiş. Ama öyle olsun ki çok koşsun, az yesin, mümkünse hiç masraf çıkarmasın!

( Böyle tip yöneticiler, hem devletin kaynaklarını doğrudan veya dolaylı heba ederken, menfaatine kullanırken, halktan da koparmaya çalışırlar. )

İncili Çavuş gitmiş, kasabanın en tombul, en uyuşuk köpeğini bulup getirmiş. Köpeğin göbeği yerleri süpürüyor, nefesi merdiven görse daralıyor…

Vezir gözlerini faltaşı gibi açmış:

– Bu nasıl tazı? Tazı dediğin ip gibi olur! Bu bildiğin battal beden kangal!

İncili Çavuş gayet sakin:

– Siz hiç merak etmeyin vezirim, bu bir ay sizinle kalsın, dediğiniz şekle girer. Tazı gibi olur, hatta konuşursa bile  şaşırmayın!

Vezir hiddetlenmiş:

– Dalga mı geçiyorsun benimle?

İncili Çavuş gülümseyerek göz kırpmış:

– Estağfurullah… Bürokrat dediğiniz de böyledir vezirim. Yanında kim varsa zamanla ona benzer. Ya yalakalıkla şekil verir, ya da akılla yönlendirir. Köpeği aç bırakırsan incelir, danışmanı boş bırakırsan seni avlar. Bürokrasi dediğin, şekil verir ama her şeklin içi dolu olmaz! Bilirsin çoğunlukla doğruyu değil, istenilen kalıba uygun fikir verir!

Halkımız sizden önce böyle besiliydi, sayenizde tazıya döndü. Bu köpeğimizde senin diyet ( !!) programından faydalansın istedim!

Tam o sırada sarayın avlusundan bir bağırış yükselmiş:

– Taze elmalar! Ballı elmalar! Doğal, organik elmalaar!

….ve içeriden bir ses: VeziirrrÇabuk gelesiiinn!

Vezir içeriye girdi. ve Dışarıdaki elmacıyı görünce canı elma çeken Padişah  Baş vezirine:

– Al şu beş altını, git bana elma al!

Başvezir, dört altınla diğer alt vezire paslamış işi:

– Git elma al!

Vezir üç altına saray görevlisini yollamış.

Görevli, iki altını muhafız komutanına vermiş.

Komutan bir altınla, nöbetçi askeri  göndermiş elma almaya.

Nöbetçi Asker, dışarı fırlamış, yaşlı elmacının yakasına yapışmış:

– Sen kimsin de sarayın önünde naralar atarsın? Hemen defol! Arabaya da, elmalara da el koyuyorum!

Sonra dönmüş komutana:

– Komutanım, bir altına yarım araba elma... Eh, krizi fırsata çevirdik!

Komutan, çuvalla elmayı görevliye vermiş:

İki altına bir çuval! Buyrun!

Görevli torbayla vezire:

Üç altına bir torba elma. Buyrun Vezirim !

Vezir yarım torbayla başvezire:

Dört altına yarım torba!

Başvezir beş elmayı alıp padişahın huzuruna çıkmış:

– Buyurun Sultanım, emriniz üzere beş altına beş elma!

Padişah tahtında düşüncelere dalmış:

– Beş elmaya beş altın verdim. Demek ki halk elmaya hücum ediyorsa, herkesin cebi dolu. ekonomi çok güzel demek ki. Öyleyse vergileri artırmanın tam zamanı!

Bir köşede sessizce izleyen İncili Çavuş içinden mırıldanmış:

– Ne Garip Gönlüm, Ne garip!  Tazı isterler, tombul köpek veririz… Elma isterler, vergi alırlar… Bürokrasi dediğin; halkın elmasını yukarı taşıyıp kararları aşağıya indirmenin şekilli yoludur. Ama elma yukarı çıktıkça küçülür, vergi aşağı indikçe büyür…

Fıkradan Anladıklarımız

  1. Bürokrasi şekil verir, ama içerik çoğu zaman boştur.
  2. Biçimsel prosedürler, halkın yararına olmayan ama yukarıyı memnun eden çözümler üretir.
  3. Bürokrasi, her şeyi inceltir ama anlamı da tüketir.
  4. Süreç uzadıkça, öz kaybolur. Tıpkı elmanın yukarı çıkarken küçülmesi gibi…davalar..vaatler… gibi
  5. Danışman veya memur, yanında kimin olduğunu model alır.
  6. Lider nasılsa, çevresi ona benzemeye başlar. Kötü lider, çevresini de yozlaştırır.
  7. Hiyerarşide kaybolan kaynak, halkın cebinden çıkar.
  8. İnsan, bulunduğu ortama uyum sağlar.
  9. Aç kalan köpek zayıflar, dalkavukluk ortamında memur şekil değiştirir.
  10. Birey, menfaate göre şekil alırsa karakterini kaybeder.
  11. Şekle bürünen ama içi boş danışmanlar gibi, insanlar da kişiliğini yitirir.
  12. Ekonomik veriler, gerçekleri yansıtmazsa, kararlar halkın aleyhine olur.
  13. Görünen zenginlik aldatıcıdır. Tüketim talebi ile alım gücü karıştırılır.
  14. Kamu kaynakları aracı ellerde küçülür, halkın sırtındaki yük büyür.
  15. Her aracının bir pay aldığı sistemde, sonuçta bedeli halk öder.
  16. Güç, denetlenmezse yozlaşır. Padişah sorgulamaz, vezir kurnazlık yapar, görevli fırsat kollar…
  17. Adalet; elma gibi bir değer, eşit dağıtılmazsa sadece bazı sofralarda yer alır.
  18. Yukarıdan bakan, aşağıyı göremez. Aşağıda olan, yukarıyı sadece hayal eder.
  19. Halkın sesini duymayan lider, sadece göründüğü kadarına hükmeder.
  20. En büyük eleştiri, güldürerek yapılır. İncili Çavuş’un mizahı, tarihten bugüne “güç karşısında zekânın zaferidir”.
  21. Güldüren gerçek, düşündüren yalandan kıymetlidir.  Fıkranın komik olması, anlattıklarının ciddiyetini azaltmaz.
  22. Hayat bazen “elma” kadar basit görünür; ama o elmanın gittiği yol, bir ülkenin aynasıdır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir