
51.Tıraş Operasyonu!
Tarihin tozlu sayfalarını dikkatle karıştırırsanız, yalnızca bilgiyle değil, algıyla da hükmedenlerin çağları şekillendirdiğini görürsünüz.
Eski çağlarda bu algı dinle, büyüyle ya da destanla yönetilirdi; şimdi ise ekranla, manşetle, tweetle. Artık çağımızda yalnızca doğruyu bilen değil, konuşulacak şeyi seçebilen kazanır. Çünkü artık haklı olan değil, çok konuşulan galip gelir.
Gündem dediğimiz şey, çoğu zaman bir hakikat değil, dikkat dağıtma sanatıdır. Bir köpeğin sıfır numara tıraşı, bir şarkıcının frikiği, bir futbolcunun forma tercihi… Bu imgelerle bezenmiş “gündemcikler“, halkın zihnini meşgul ederken, asıl meseleler sinsice arka plana itilir. Eğitim çöker, ekonomi daralır, adalet yavaşlar; ama halk hâlâ bir dizideki karakterin akıbetini tartışır…..
Bu oyun tek kişilik değildir. Medyasıyla, sanatçısıyla, reklamcısıyla dev bir sahne kurulur. Paranın sesi, düdüğü çalanın elindedir.
Güçlü olan düdüğü üfler, sanatçı oynar, reklamcı parlatır, medya servis eder. Algı mühendisleri, halkın nabzını ölçmekle kalmaz, aynı zamanda ona neyin hissettirilmesi gerektiğine de karar verir. Sanat, eleştiri değil eğlenceye dönüşür. Estetik, sistem eleştirisi değil sponsorun onayına bağlanır. Paranın meşrulaştırdığı her imaj, halkın algısında gerçeğin yerine geçer.
Siyasetçiler de bu tiyatronun aktörüdür. İktidarın gündemi belirleme gücü, artık icraattan çok algı yaratma becerisine dayanır. Sıfır zam haberini “enflasyonla mücadele” başarısı gibi sunabilmek ya da adaletsizliği “reform” olarak pazarlamak, medya yönetimiyle mümkündür. Gerçeğin değil, algının kazandığı bir çağda, güç propaganda becerisine teslim edilmiştir.
Peki ya muhalefet?
Muhalefet, çoğu zaman iktidarın gölgesinde gündem kovalayan acemi bir figürandır. Kendi gündemini oluşturmak yerine, iktidarın attığı her pası karşılamaya çalışır. İktidarın çizdiği sahada oynar, onun kurduğu cümlelere cevap yetiştirir. Bu yüzden hep bir adım geridedir. Kendi halkını tanımakta zorlanır; halkın psikolojisini, korkularını, beklentilerini okuyamaz. Bürokratik dile sıkışır, meydan dilini unutmuştur. Toplumun dertlerine değil, anket sonuçlarına kulak verir. Oysa halk yön bulmak ister, rakam değil yol haritası arar.
Gündem oluşturamayan muhalefet, umut da oluşturamaz. Çünkü halk, sadece neye karşı durulduğunu değil, neyin hayal edildiğini de görmek ister. Kendi gündemini yazamayanlar, başkasının hikâyesinde figüran olmaya mahkûmdur.
Demokrasi bu zeminde artık bir “tercih oyunu” değil, bir “algı savaşı” halini alır.
Seçmen, seçenekler arasından değil, sunulan imajlar arasından tercih yapar. Oyun kurallarını bilen değil, ambalajı parlayan kazanır. Böyle bir düzende demokrasi, halkın iradesi değil; halkın yönlendirilmiş algısıdır. Sandık bir karar değil, bir kurgunun son sahnesidir.
Toplumlar bu oyundan çıkmak istiyorsa, önce zihinlerini tıraş makinesinden kurtarmalıdır. Sıfır numara düşünce, sıfır itiraz, sıfır sorgulama… Bunları yıkmadan gerçek bir diriliş mümkün değildir. Gündem kimin elindeyse, yönetim de ondadır. Gündeme hükmeden iktidardır; ama ona inanmayan, sorgulayan, direnç gösteren halk varsa, işte orada gerçek bir demokrasiden söz edebiliriz.
Zaman Odur ki
Zamanın birinde, Atina’yı Kral Aklıyokdese yönetirmiş. İsmi malum; pek aklıyla meşhur değilmiş. Ama halkını tanımakta usta biriymiş. Neyle ilgilenirler, neye ne kadar kafa yorarlar, neyi ne hızla unuturlar — hepsini ezbere bilirmiş.
Bir gün sarayın balkonundan aşağıya bakarken içini çekmiş:
— Of be… Halk ayrı dertli, muhalefet ayrı gürültülü! Biri iş ister, öteki istifa. Bari bir gündem yaratayım da ben de şu alt yapı işlerini (!) sessizce tamamlayayım…
Danışman yok, PR danışmanı yok, sosyoloji kitapları desen hiç yok. Ama kralın gözlemi ve hinliği yetmiş. Demiş ki: “Bu halka gündem değil, gündemcik lazım.”
Hemen basın toplantısı düzenlenmiş. Sarayın köpeği —adı da manidar: “Basılmamış Haber”— sıfır numara tıraş ettirilmiş. Üzerine “özgürlük, sanat, bireysellik” temalı sloganlar boyanmış. Manşetler atılmış:
“Köpekler bile özgürken, halk niye suskun?”
“Sarayda sanat var: Tıraşla ifade özgürlüğü!”
“Bu köpeğin sesi Atina’nın ruhudur!”
Bir yıl boyunca herkes bu köpeği konuşmuş. Kimse altyapıyı, vergiyi, yolları sormamış.
İkinci yıl gelmiş. Bu kez köpeğin sadece sağ tarafı tıraş ettirilmiş. Sol taraf kabak gibi kalmış. Muhalefet öfkelenmiş:
— Bu siyasi bir mesaj! Sağ cenahta tıraş operasyonu var!
Üçüncü yıl, sol taraf da gitmiş. Bu sefer yorumcular coşmuş:
— Görüyoruz ki denge geldi! Halk birliğe susamış!
Üç yıl boyunca ülkenin tek gündemi köpek olmuş. Ama kimse yol, su, elektrik, eğitim sormamış. Kral da rahat rahat ne yaptıysa yapmış. Rivayet olunur ki bugünkü Atina’nın altyapısı, işte o köpeğin kılları yere düşerken tamamlanmış.
Sonunda muhalefet lideri dayanamamış, kralın karşısına çıkmış. Gözlerini kısıp alaycı bir tavırla sormuş:
— Söyle bakalım Kral Aklıyokdese… Talihsizlik nedir, felaket nedir bilir misin?
Kral gülümsemiş:
— Bilmez miyim! Senin nehre düşmen talihsizliktir…
Ama oradan sağ çıkman? İşte asıl felaket!
Fıkradan Anladıklarımız
1. “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.” (Kayseri yöresi) Gündem uzaktan parlak, yakından boştur. Sesi duyan değil, kimin çaldığını soran uyanıktır.
2. “Ağzı olan üfler, aklı olan düşünür.” (Sivas yöresi) Herkes konuşur ama kaçı sorar: “Bu gündem kimin işine yarıyor?” Çağımızın derdi üfleyenlerin çokluğu, düşünenlerin azlığıdır.
3. “Köpek ürür, kervan yürür.” (Konya yöresi) Halk ürüyen köpeğe bakarken kervanın nereye gittiğini soran çıkmaz. Asıl soru kervanın yükü ve varış noktasıdır.
4. “Parayı veren düdüğü çalar.” (Ankara yöresi) Medyayı finanse eden gündemi belirler, gündemi belirleyen algıyı yönetir. Düdüğün melodisini değil, kimin satın aldığını sormak gerekir.
5. “Koyunu kurt değil, çoban satar.” (Erzurum yöresi) Halkı dışarıdan gelen tehditler değil, içeriden kurulan algı tezgâhları teslim alır. Asıl tehlike tanıdığın yüzün arkasındaki hesaptır.
6. “Araba devrilince yol gösteren çok olur.” (Trabzon yöresi) Muhalefet devrileni yorumlamakla yetinir, kendi arabasını süremez. Yol göstermek kolaydır, kendi rotanı çizmek cesaret ister.
7. “Minareden düşen imam abdest aramaz.” (Kastamonu yöresi) Gündem seline kapılan toplum düşüşün sebebini değil, düşerken çekilen fotoğrafı tartışır.
8. “Deli ile dalgayı karıştırma.” (Eskişehir yöresi) Her gündem dalgası masum değildir. Dalganın doğal mı yapay mı olduğunu anlamak için rüzgârın nereden estiğine bakmak şarttır.
9. “Görünen köy kılavuz istemez.” (Bolu yöresi) Algı operasyonlarının amacı köyü görünmez kılmak, sonra kılavuzluğu üstlenmektir. Köyü göremezsen, gösterileni köy sanırsın.
10. “İt iti ısırmaz.” (Niğde yöresi) Medya, siyasetçi, reklamcı aynı ekosistemin parçasıdır. Kavga da gösterinin parçasıdır; aynı sofrada beslenirler.
11. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” (Tokat yöresi) Herkes aynı gündemi konuşuyorsa bu ortaklaşma değil toplu körlüktür.
12. “Akıl yaşta değil baştadır.” (Malatya yöresi) Diploması çok olanın aklı fazla değildir. Köpeğin tıraşını üç gün tartışan başta değil, ekranda yaşıyordur.
13. “El elin eşeğini türkü çağırarak arar.” (Kırşehir yöresi) Herkes başkasının gündemine türkü söyler, kendi hayatının kontrolünü kaybettiğini görmez.
14. “Balık baştan kokar.” (Sinop yöresi) Algı kirliliği tepeden başlar. Ama kokmaya alışan burun da suç ortağıdır.
15. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” (Diyarbakır yöresi) Bireysel sorgulama yetmez. Algıya direniş kolektif bir bilinç işidir.
16. “Rüzgâr eken fırtına biçer.” (Çankırı yöresi) Algıyla yönetilen toplumlar bir gün algıya güvenmez olur. O güvensizlik fırtınası herkesi savurur.
17. “Tilki tilkiye yol gösterince ikisi de kümese gider.” (Çorum yöresi) İktidar ve muhalefet aynı algı dilini konuştuğunda ikisi de halkın kümesini boşaltır.
18. “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.” (Yozgat yöresi) Bahar gibi görünen gündemlerin arkasında kış gizlidir. Mevsimlere değil iklime bakmak lazımdır.
19. “Herkes kendi kapısının önünü süpürse sokaklar tertemiz olur.” (Ordu yöresi) Algı operasyonlarına karşı en güçlü silah bireysel farkındalıktır. Gündemi temizlemek kendi kafanı temizlemekle başlar.
20. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar.” (Urfa yöresi) Her algı operasyonunun bir kılıfı vardır. O kılıfı yırtmak halkın hem hakkı hem ödevidir.
Metin KOCA