
54.İmanlı Ayılar, İftarlık Ateistler!
İnsan, hem göğe bakıp yıldızları sayan bir akıl, hem de göğsünde dua eden bir yürek taşır.
Bilimin izini süren, mikroskobu gözüne indiren; ama aynı anda secdeye varıp “Beni Yaratan, bu sistemi boşa kurmadı” diyen bir mahlûktur.
Bugün insanı sadece maddeye ya da sadece manaya indirgemek isteyen iki uç var: Biri Allah’ı laboratuvar tüpüne sığdıramadığı için inkâr eder, diğeri bilimi anlayamadığı için gerçeği kaçırır.
Oysa ilim Allah’ın sıfatıdır, dua ise kulun yüreğinin dilidir.
Bunlar birbirinin düşmanı değil, birbirini tamamlayan iki hakikattir.
Din ile bilim çatışmaz. Eğer gerçekten bunlar üzerinde kafa yorar isen….
Zira bilim, “Nasıl?” der; dua, “Kim için?”… Bilim, elindeki tohumla toprağa seslenir; dua, o toprağa yağmur indiren Kudret’e…
Bilim, sebepleri araştırır; dua, o sebepleri var eden Yaratıcı’ya teslim olur. Bu yüzden, dua / inanç tekeden süt çıkarır der atalar. Çünkü dua, doğayı/ doğamızı zorlamaz; doğayı / doğamızı Yaratan’a arz eder.
Bazen doktorun çaresiz kaldığı yerde, bir annenin yastık altına sakladığı dua dosyası devreye girer… ve bilir ki o analar, duası hedefine ulaşmıştır.
Bazen fizik kuralları, bir bebeği korumazken, rahmet kanunları devreye girer….Ve işte o an, sebep zincirinin ötesindeki İrade, “Ben varım” der.
Bugünün dünyasında ironi şu ki: Ayılara bile iman gelir, ama bazıları hâlâ ormanda tabiat anaya dua eder!
İnsanoğlu tehlikede değilken filozof, düşerken dilenci olur.
Ayı görünce “Evrim!” der; ayı yaklaşınca “Allah!” diye bağırır. Bu trajikomik hal, inkârın aslında ne kadar yapay olduğunu, inancın fıtri bir kod gibi kalpte gizli olduğunu gösterir.
Bugün dua küçümseniyor. Sanki sadece çaresizlerin işiymiş gibi…Oysa dua, zayıflık değil; en büyük bilinç halidir. Bilinçli bir varlık, sınırlı olduğunu bilip sınırsıza döner.
Bu bir acziyet değil, bilgeliktir. Einstein bile şöyle der: “İlim, sizi Tanrı’ya götürür.” Yani gerçek bilim, kibir değil, hayret üretir. Hayretin sonu da secdeye varır.
Şimdi soralım: Dua mı bilimle çatışır, yoksa kibir mi duayla çatışır?
Bilim, ormanda ayının varlığını açıklar; dua, o ayının yönünü değiştirir.
Bilim, toprağın içindekileri tanımlar; dua, o toprağın üstünü gül bahçesine çevirir.
Bilim, çözümler önerir ama dua, çözümün kaynağına kapı aralar.
Bugün sosyal medyada “ateist ayılar” trend olabilir ama kudret trend tanımaz.
Duaya burun kıvıran nice zihin, karanlık bir ormanda dua ederken bulunur. Çünkü Allah, çağıran kuluna cevap verir. Yeter ki içten çağır, menfaat için değil, iman için çağır…
İman sadece bilgi işi değil; bir duruş, bir tercihtir. Ayılar bile doğru zamanda doğru tercihi yaparsa, insanın hâlâ şüphede kalması akıl kârı mı?
Fıkraya geçmeden şunu hatırla:
Kozmik bilinç susar, doğa duymaz, evrim cevap vermez.
Allah her duaya cevap verir ama sen ne istediğine dikkat et!
Tek mesele şudur: Ne istediğine dikkat et… Çünkü Allah verir. Ama bazen, dua ettiğin şeyin içinden seni sınayarak verir.
Zaman Odur ki
Ormanın göbeğinde üç filozof yürüyormuş: biri ateist, biri deist, biri de agnostik. Hani inançsızlık seviyeleri var ya, sanki dondurma topu gibi; biri vanilya, biri çikolata, biri antep fıstığı. Ama sonuç? Hepsi eriyor sonunda…
Ateist, elinde kamerasıyla ormanı görüntülüyor:
– Aaaa! Bak bak ne güzel doğa! ”Tabiat Ana” seni seviyorum! Evrimsel güç, sen ne büyüksün!
Deist de boş durmamış, çam ağacına sarılıp duygulanmış:
– Sen olmasaydın ben oksijensiz kalırdım. Kozmik bilinç sağ ol!
Agnostik zaten kararsız:
– Ya varsa ya yoksa ya da varsa da bizi ilgilendirmezse… filan fistan olmadı bostan, nerede kaldın osman ….
Tam o sırada bir ayı peyda olur. Ardından bir tane daha, bir tane daha… Orman Konferansı sanki. Ayılar bu insanları çiçek olarak görmez; protein kaynağı olarak değerlendirir. Çünkü ayılar estetik değil yiyeceklerle ilgilenir.
Üç düşünür önde koşar, ayılar peşlerinde. Ve yalvarışlar:
– Yardım et ey tabiat anaaa!
– Kozmik bilinç, lütfeeen!
– Evrimsel süreeç ! Evriminle kaybolayım! Nerde kaldınıın!
Ama cevap yok. Çünkü doğa ne duyar, ne sever, ne affeder. Kulağı yok, kalbi yok, kitabı yok…
Tam umutlar tükenmişken ateist yere düşer ve titreyerek der:
– Allahım… Eğer varsan ve duyuyorsan, yardım et!
O an bir sessizlik çöker. Ayılar durur. Rüzgâr susar. Yapraklar kımıldamaz. bütün hayvanlar sessiz…Hatta ağustos böcekleri bile “bi durun hele” der. Çünkü Allah, “çağıran her kula” bakar. “Sen beni bir çağır, ben sana bin koşarım” der. Yeter ki çağır sen…
Ayılar geri dönerler ve giderler…. Bizim üçlü ağlamaya başlar.
– Allahım bizi affet, iman ettik, pişmanız!
Ama insan nankördür. Tehlike geçince unutur. Yürürler tekrar, ordan oraya şuradan buraya… Akşam olmuştur. Allah’ı unutanla, ayı gören bir olur mu? Olurmuş…
Güneş batımına yakın, bu sefer başka bir ayı sürüsü çıkar karşılarına. Bu defa kaçacak yer de kalmaz. Ateist diz çöküp dua eder:
– Allahım, biliyorum çok yüzsüzlük yaptık.
İflah olmayız biz. Bu defa bizi değil, … ayıları imana getir. Belki bizi yemezler…
Allah isterse dağa lale ektirir. Lalelerden mısır toplatır….Duayı kabul edendir. Ayılar bir anda durur. Birbirlerine bakarlar. Başlarını göğe kaldırırlar. Ve… dile gelirler:
– Ey Rabbimiz! Bizim gibi ayılara da imanı nasip ettin, sana hamdolsun…. – Üç gündür açız, bu açlığımızı oruç kabul eyle…..ve son cümlelerini söylerler..
-Bu insanları da iftarlık olarak sunduğun için teşekkür ederiz!
– Amin!
Fıkradan Anladıklarımız
- 1- “Tekeden süt çıkmaz derler; ama dua eden, tekeden de süt çıkartır.” (Türk atasözü) — İmkansız görünen, samimi niyetle mümkün olur.
2- “Korku dağları bekler.” (Türk atasözü) — Ama iman, o dağları yerinden oynatır.
3- “Çaresiz kalan, çareyi gökte arar.” (Erzurum yöresi) — İnkarcı da dahil, diz çöktüğünde aynı göğe bakar.
4- “Minareyi çalan kılıfını hazırlar.” (Türk atasözü) — İnançsızlığını felsefeye saran da aslında fıtratından kaçar.
5- “Ağaç yaşken eğilir.” (Türk atasözü) — İman da genç kalpte kök salar, inatçı akılda değil.
6- “Boğulan yılana sarılır.” (Türk atasözü) — Ateist de ayı görünce Yaratana sarılır; mesele samimiyetle kalabilmektir.
7- “Allah dağına göre kış verir.” (Türk atasözü) — Her sınav kaldırabilecek omuzlara yüklenir.
8- “Deve kervanı yolda düzülür.” (Maraş yöresi) — İman yolculuğu da bir anda değil, adım adım olgunlaşır.
9- “Her gece bir gündüzle biter.” (Azerbaycan atasözü) — Karanlıkta dua eden, şafağı mutlaka görür.
10- “Bal tutan parmağını yalar.” (Türk atasözü) — Duanın tadını alan, bir daha bırakamaz.
11- “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı de.” (Türk atasözü) — Kriz geçince Allah’ı unutan, köprüden sonra dayıyı da tanımaz.
12- “Tok olan açın halinden anlamaz.” (Türk atasözü) — Rahatken iman kolaydır, asıl sınav açlıkta ve korkuda belli olur.
13- “Tilki tilkiyi bağışlamaz.” (Dağıstan atasözü) — Kibir kibri besler, iman ise alçakgönüllülükle başlar.
14- “Yuvarlanan taş yosun tutmaz.” (Türk atasözü) — İnançtan inanca savrulan, hiçbirinde kök salamaz.
15- “Dere geçerken at değiştirilmez.” (Türk atasözü) — Kriz anında felsefe değiştirenin ayağı kayar.
16- “Araba devrilince yol gösteren çok olur.” (Türk atasözü) — Ama dua eden, araba devrilmeden yol bulur.
17- “Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.” (Türk atasözü) — Madde insanı doyurmaz, ruh her zaman asıl yurdunu arar.
18- “Su uyur düşman uyumaz.” (Türk atasözü) — Gaflet uyur, ama fıtrat her an uyanmaya hazırdır.
19- “Mum dibine ışık vermez.” (Türk atasözü) — En büyük hakikati en yakınında aramayanlar, ormanda doğaya yalvarır.
20- “İşleyen demir pas tutmaz.” (Türk atasözü) — Dua eden kalp de kararmaz; iman, sürekli işlenirse parlak kalır.
Metin KOCA