Ruh Yaşlanmaz, İnsan Sadece Yorulur

Ruh Yaşlanmaz, İnsan Sadece Yorulur

İnsan, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren zamanla tuhaf bir yarışa girer. Ama bu yarış düz bir hat üzerinde değil, daireler çizen bir kurgudur.

Çocukken büyük görünmeye çalışır, yaşlanınca çocuk gibi görünmeye…

Böylece hayat, bir türlü kendini olduğu yaşta kabul edemeyenlerin tiyatrosuna dönüşür.

Toplumun dayattığı güzellik algısı da bu tiyatronun başrol oyuncusudur.

Sanki kırışıklıklar yaş değil hata, beyaz saçlar tecrübe değil kusur gibi görülür.

Sosyal medya filtreleriyle gerçek aynalar savaşa tutuşur. Yüz gergindir ama ruh yorgun; göz parlaktır ama bakışlar kaçaktır. Güzellik, artık bir hâl değil, bir illüzyon hâline gelmiştir.

Estetik merkezleri dolup taşar; insanlar bedenlerini değil, özgüvenlerini düzelttirmek ister.

Oysa asıl estetik, zamanında yapılmış bir şaka, yerli yerinde bir gülümseme, onurlu bir kambur ya da anlatılacak bir hatıradır. Ama biz, yaş almayı değil; yaşlanmayı çirkinlikle özdeşleştirdik.

Yaşlandıkça işe yaramaz olacağımıza, unutulacağımıza, kenara atılacağımıza inandırıldık. Bu yüzden 70 yaşındaki insanlar, makyajla, pozla, perukla kendilerini 30 yaşındaymış gibi göstermeye çalışıyor. Ne hazindir ki artık dürüstlük değil, genç görünmek bir erdem sayılıyor.

Kadınlar yüzlerine haritalar çizerken, erkekler göbekleri büyüse de saç tellerine tutunur.

Peki biz ne zaman yaş almakla gururlanmayı unuttuk da, onu saklamaya çalıştık?

Oysa yaş almak bir çöküş değil; zamanın birikmiş şerefidir.

Ne var ki bu şerefi gizlemeye çalıştıkça, daha da komik, daha da yorucu hale geliyoruz. Çünkü insanı yaşlandıran şey, kırışıklıklar değil; kendini kandırma çabasıdır.

Bir zaman gelir ki sabahları yataktan kalkmak bir maraton, ayakkabı giymek yoga pozisyonu olur. Ama ruh hâlâ zıpkın gibidir. Yaş bedene işler ama kabullenmemek, ruha bataklık olur.

Kendini olduğu gibi kabul etmek, yaşını sevmek ve onunla barışmak; olgunlaşmanın en zarif hâlidir.

Toplumsa yaş meselesine hâlâ estetikle, filtreyle, kalın yalanlarla yaklaşır. “Sen hiç  ……. yaşında gibi durmuyorsun!” cümlesi, çoğu zaman bir iltifat değil, bir illüzyon övgüsüdür.

Oysa ki esas övülmesi gereken, yaşına rağmen değil; yaşıyla birlikte güzelleşebilenlerdir.

Yaş, sadece bir sayı değildir.

Bazen kaçtığımız, bazen unuttuğumuz, bazen de abartarak saklamaya çalıştığımız bir aynadır.

O aynaya cesaretle bakabilmek ve kırışıklıkların ardındaki hikâyeleri görebilmekse gerçek özgüvendir.

İşte bu yüzden kimisi 30 yaşında yaşlı, kimisi 70’inde gençtir. Mesele kaç yaşında olduğun değil, hangi duyguda yaşadığındır.

Unutma: Ruhun yaşı, insanın aynadaki hâlinden değil, kahkahasındaki samimiyetten belli olur.

Haydi şimdi, bu yaş karmaşasında yönünü kaybetmiş ama kahkahasını kaybetmemiş insanların dünyasına, bir otobüs yolculuğuyla adım atalım…

 

Zaman Odur ki

Bir akşam otobüsü, kalabalık, havasız ama dedikodu dolu.  (… gençlik, kulaklarda tavşanlar, yorgunluk numaralarında.  koltuklarda otururken….) İki hanım ayakta. Yaşları kemale ermiş. Makyaj kırışıklıkla savaşıyor, ama savaşı kaybetmiş, karadeniz yağmuru gelse arkların etrafını aşma durumu yok.., Peruk enseye inmiş, dişler arada sağa sola yalpalarken, özgüven hâlâ zirvede. Diller liseli, beden biraz ortaokul yorgunu.

Keriman, yanındaki Neriman’a sordu:

— Bacım sen bu sene kaç yaşına bastın?

Neriman başını salladı:

— 36’ya bastım. Ama bastım dediysem çat diye değil ha! Dizim kaydı, belim tutuldu. Kimse de gelmedi doğum günüme. Yani fiziksel de, duygusal da yalnız bastım!

Keriman güldü:

— Ay kıyamam! Ben de geçen hafta 40’a bastım. Komşular geldi sağ olsun. Ama doğum gününde dişlerimi kaybettim. O panikte nereye koyduğumu da unuttum. Şimdi yoğurdu çatalla yiyorum!

Otobüs bir kahkaha tufanına doğru sürüklenirken, arkada genç bir öğretmen kız donup kaldı. Beyaz saçlar, bastonumsu çantalar, ama hâlâ “genç yaş” iddiası… Şaşkınlığını saklayamadı. Keriman onu fark etti:

— Ay kuzum şaşırdın sanırım! Sen kaç yaşındasın bakalım?

Kız, nazikçe gülümsedi:

— Valla sizin takviminize göre… ben daha doğmamışım sanırım! 

Keriman’la Neriman kahkahayı bastı:

— Ay guzuuum, biz yattığımız yılları saymıyoruz ki! O yüzden yıllar işlememiş, hâlâ toy sayılırız!

O an otobüs kahkahadan kırıldı. Bir amca arkadan bağırdı:

— Ben de 28 yaşındayım, ama 44 yıldır aynı yerde takılı kaldım. Kronik gençlik bu!

Fıkradan Anladıklarımız

  1. . Yaş, ruhun değil toplumun cebine bastığı mührün adıdır.K imlikte yazan rakamdan çok, insanların sana hangi gözle baktığı yaşını belirler.
  2.  Kadın, yaşını değil kırışığını gizler; çünkü toplum ona zamanı değil zamanı yıkmayı öğütler. Peruklar enseye inse de, toplumun kadına biçtiği “genç kalma” baskısı hep yukarıda asılı durur.
  3. Dişini kaybetmek, bazen sadece yoğurdu çatalla yemeye başlamak değil, hayata karşı ısırma cesaretini yitirmektir. Ama çatalla bile olsa devam edebilenler hâlâ hayattadır.
  4. Gençlik, takvimde değil, otobüsün arka koltuğunda başlar. Arkadan “Ben 28’im” diye bağıran bir adam varsa, hâlâ umut vardır!
  5. Eğitim sistemi yaşla değil yaşamla işler.  Genç öğretmen, doğmamış hissederken; otobüste kahkaha atanlar yaşam bilgisiyle profesörleşmiştir.
  6. Özgüven, bel tutulmasına rağmen topukluyla dik durabilmektir.  Hayat dizinden alırken, sen kahkahayla geri verebiliyorsan, ayakta sayılırsın.
  7. Dili liseli, bedeni yorgun olanlar; toplumsal çatlaklarda kendi gençliğini tamir etmeye çalışır.  toplum yaş aldıkça gençlik maskesiyle çırpınır.
  8. “Toy sayılırız” diyen her kadın, kendini değil toplumu kandırmakla meşguldür. Ama bu kandırma değil, hayatta kalma yöntemidir.
  9. Kahkaha, yaşın en doğal ilacıdır.  Bir otobüs dolusu insan aynı anda güldüyse, orada hayat hâlâ nefes alıyor demektir.
  10. Modern çağda görünüş, gerçekliğin önüne geçmiştir.  Peruk kayar ama bakışlar takılmaz; çünkü insanlar artık sadece “genç görünmekle” ilgilidir.
  11. Mizah, toplumsal baskının merhemi değil, direnme biçimidir.  Otobüste atılan her espri, aslında toplumsal yargıya karşı bir başkaldırıdır.
  12. İnsanlar yaşıyla değil, yaşadıklarıyla büyür.  Otobüsteki kadınlar yaşlarını sayarken, hayatın kaç yılını kendilerine ayırdıklarını hatırlamaya çalışır.
  13. Genç olmak, doğmak değil; içinden yeniden doğmaya cesaret etmektir.  “Ben daha doğmadım” diyen genç öğretmen, belki de bu yüzden en yaşlısıdır.
  14. Sınıf farkı, otobüste kalkmayan koltuklar gibi görünmez ama etkilidir. Doğum gününe kim gelir, kim gelmez meselesi; sosyal çevrenin görünmeyen haritasıdır.
  15. Toplum, kadına hem genç kalmayı hem de yaşına uygun davranmayı aynı anda dayatır.  Bu çelişkiyle başa çıkabilen kadın, kahkahasında devrim taşır.
  16.  Kendiyle barışık insan, takvimi değil tebessümü temel alır. Takvim yaşını unutanlar, gülümsemeyi anımsayanlardır.
  17. Her otobüs yolculuğu, toplumun bilinçaltına yapılan bir seans gibidir.  Kahkahayla açılır, aynayla biter.
  18.  Hayat bir duraktan ibaret değildir; ama en çok gülünecek durakta yaşamak gerekir.  Çünkü bazen gençlik, bir tebessümün kenarında asılı kalır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Mideyi Bastır, Kafayı Sustur Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir