96.Rize’den Çıktım Yola, Hakikat Olmuş Tabela!

 

96.Rize’den Çıktım Yola, Hakikat Olmuş Tabela!

Bazı insanlar soruyu duymazdan gelir, bazılarıysa duyup başka yerden cevaplar.

Bir de vardır ki lafı döndürür, dolaştırır, seni yorar. En sonunda “asıl mesele neydi?” diye kendi kendine kalırsın.

Bu yöntem, sadece bireysel ilişkilerde değil; siyaset, medya, eğitim ve toplum yönetiminde de sıkça karşımıza çıkar.

Toplumların sağlıklı gelişimi ise bireylerin sorgulama ve düşünme becerileriyle doğrudan ilişkilidir.

Ancak çoğu zaman açık ve net sorular, dolaylı, süslü ve duygusal cevaplarla geçiştirilir.

Bu geçiştirme hali bir zayıflık değil, bilinçli bir tercih olabilir.

Çünkü kitleleri yönetmenin yolu, onların aklını değil; duygularını yönlendirmekten geçer.

Bu işleme de güzel isimler bulunmuştur:

Laf cambazlığı, demagoji, hitabet sanatı, kitle psikolojisi…

Hepsi çoğu zaman bir tür oyalama taktiğidir.

Gerçek soruya doğrudan cevap verilmediği her durumda, hakikat perdelenecek, toplum yönlendirilecektir.

Demagoji, duyguları öne çıkararak aklı geri plana itmenin yöntemidir.

Kişi ya da gruplar, esas sorundan dikkatleri uzaklaştırmak için uzun, duygusal, bağlantısız hikâyeler anlatır.

Siyasi alanlarda da, yardım kuruluşlarında da bu yöntem bolca kullanılır.

Duygularımızı ‘’full’’ yapıyorlar sonra klavye delikanlılığı…

Şişeleri devirirken, taşları dizerken…bir bakmışsın Köroğlu olmuşuz, Karacaoğlan olmuşuz, Leyla Mecnun olmuşuz…yetmedi mi !  Haydi sokaklar inelim. Çöllere vuralım rumuzu… Dağları mesken yapalım…

Sonuç:  Yorgunluk..küsmüşlük…hayallerin vedası…Ve bitmişlik….

Bizlere ‘’Tavşan kaç, tazı tut’’ gösterisi yapanlar acaba arkadan neyi götürüyor. Hangi gerçeklikleri yaşıyor? Yaşatıyor.

Ama unutulmamalıdır ki, gerçek ne kadar ötelenirse ötelenin, doğru sorular ve uyanık bir zihin sayesinde bir gün mutlaka ortaya çıkar.

Zaman odur ki…

Cingöz Şakir, Rize’de yaşar. Ama 18 yıl önce İstanbul’da bir suç işlemiştir. Yıllar sonra yakalanır, İstanbul’a gönderilir. Mahkemede hâkim sorar:

— “Anlat bakalım Cingöz, olay nasıl oldu?”

Cingöz başlar anlatmaya:

— “Hakim Bey, ben denizciliğe gönül vermiş bir adamım. Balığın hakkını bilirim. Yavruya dokunmam, denizi hor görmem. O gün Rize’den çıktık yola. Daha Trabzon’a varmadan, bir kaptan bana yamuk baktı. Kavga çıkacakken bastı fırtına. Dedim yazık çoluğa çocuğa, döndük Rize’ye…”

 

Hâkim sabırla:

— “Sonra?”

— “Fırtına geçince yeniden çıktık. Trabzon, Giresun, Ordu… Derken Ordu’da mola verdik. Yine bir olay oldu, dönüp geldik. Emek ziyan olmasın dedik…”

Hâkim göz çevirir:

— “Sonrasında?”

— “Samsun’u geçtik, Sinop’a ulaştık. Ama sahil zenginlerin olmuş, garibana yer yok. Yüzecek yer ararken hanımdan haber geldi. Altıncı çocuğa hamileymiş. Mecburen geri döndük…”

Hâkim artık patlar:

— “Evladım! Altı aydır liman liman dolaşıyorsun. Her defasında Rize’ye dönüyorsun. İstanbul’a ne zaman geldin? Olay neydi?”

Cingöz başını eğer, içlenir:

— “Hakim Bey… Hemen İstanbul’a gelmemi istiyorsunuz. Ama  gelirsem bu salonda da okuyasınız canıma, öyle mi…”

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Laf uzadıkça hakikat kısalır.” (Türk atasözü tadında halk sözü) Konu gereksiz yere uzatıldığında asıl mesele gözden kaybolur.
  2. “Suyu bulandıran balığı gizler.” (Azeri atasözü) Bazı insanlar gerçeği saklamak için konuyu karmaşıklaştırır.
  3. “Doğru yol düz gider.” (Türkmen atasözü) Hakikat dolambaçlı anlatıma ihtiyaç duymaz.
  4. “Söz çoksa mana azalır.” (İran / Fars atasözü) Fazla laf çoğu zaman düşünceyi bulanıklaştırır.
  5. “Kervan dolaşır, yol aynı kalır.” (Özbek atasözü) Konuyu dolandırmak sonucu değiştirmez.
  6. “Soruyu kaçıran cevabı da kaybeder.” (Ankara yöresi halk sözü) Net sorulara net cevap vermemek güven kaybı doğurur.
  7. “Duman çoksa ateş başka yerdedir.” (Türk atasözü) Büyük laf kalabalığı çoğu zaman gizlenen başka bir gerçeği işaret eder.
  8. “Dili hızlı olanın niyeti sorgulanır.” (Hint atasözü) Güzel konuşmak her zaman dürüstlük anlamına gelmez.
  9. “Yol uzarsa menzil unutulur.” (Karadeniz halk sözü) Konu uzadıkça hedef kaybolur.
  10. “Söz oyalarsa akıl yorulur.” (Azeri atasözü) Sürekli dolaylı anlatım, sorgulama gücünü azaltır.
  11. “Hakikat kapıyı çalar, masal pencereden girer.” (Türkmen atasözü) Gerçek ile duygusal manipülasyonu ayırt etmek gerekir.
  12. “Laf cambazı ipte yürür, hakikat yerde kalır.” (Anadolu halk sözü) Demagoji çoğu zaman özü gölgeler.
  13. “Uzun hikâye kısa gerçeği örter.” (Kayseri yöresi sözü) Gereksiz ayrıntılar asıl meseleyi saklayabilir.
  14. “Aklı yoran söz, kalbi yöneten tuzaktır.” (İran atasözü) Duygusal yönlendirme aklı geri plana iter.
  15. “Gür söz değil, doğru söz değerlidir.” (Türk atasözü) Etkili konuşma ile doğru konuşma aynı şey değildir.
  16. “Dolaşan dil, duran aklı sever.” (Özbek atasözü) Oyalama taktikleri sorgulamayan zihinlerde daha etkili olur.
  17. “Yol gösteren tabela değil, menzildir.” (Karadeniz halk sözü) Görünen yönlendirme ile gerçek hedef farklı olabilir.
  18. “Soru netse cevap da net olmalı.” (Türk halk sözü) Sağlıklı iletişim açıklık ister.
  19. “Hikâye dinleyen yorulur, hakikat dinleyen uyanır.” (Hint atasözü) Bilinçli zihin özü ayırt etmeyi bilir.
  20. “Hakikat liman liman dolaşmaz.” (Modern Anadolu taşlaması) Doğru cevap geciktirilmeden verilmelidir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir