119.Sana Muska mı Yazayım?

119.Sana Muska mı Yazayım?

Hayat dediğimiz şey, çoğu zaman bir dert dinleme ve dert anlatma döngüsüdür.

Kimi zaman kendimiz çözümler ararız, kimi zaman başkaları bizden çözüm ister. Özellikle biraz tecrübe edinmiş, birkaç kitap karıştırmış, birkaç tokat yemiş biriysek, çevremiz hemen bizi “bilge” ilan eder.

Ne var ki, bu danışmaların çoğu samimi bir öğrenme isteğinden değil, aslında içten içe kendi bildiğini onaylatma arzusundan kaynaklanır.

Bir kişi hasta olur, doktora gider ama doktorun verdiği tedaviyi yetersiz, gereksiz ya da fazla bulur.

Psikoloğa giden biri, önerilen yolları “bana uymaz” diye rafa kaldırır.

Çocuğunun davranışlarıyla baş edemeyen bir anne-baba, eğitimciden yardım ister ama eve döner dönmez yine eski yöntemlerine geri döner. Çünkü zihin sorgulamadan, kalp de güvenmeden kabul etmez hiçbir çözümü.

İşin kötüsü, bu tür insanlar sonunda yardımı değil, sadece teselliyi arar hale gelir. “Bana bir çare bul” der ama hiçbir çözümü istemez. İğne istemez, hüzün, ağrı, hap istemez, acı istemez ama iyileşmek ister. Sorunu olan çok, ama çözüme razı olan az. Bu da gösteriyor ki, derdin çözümünde en büyük engel, bazen sadece bizim beklentilerimiz ve ön yargılarımızdır.

İşte böyle bir durumun mizahi ama düşündürücü bir örneği, Erzurumlu bir teyzemizin doktorla yaşadığı şu tatlı fıkrada ortaya çıkar…

Zaman Odur ki

Erzurumlu yaşlı bir teyze, yıllar boyunca sağlığına pek dikkat etmemiştir. Yaşlandığında ise türlü rahatsızlıklar peşini bırakmaz. Defalarca hastaneye gider, farklı doktorlara görünür, ama ilaçlardan, iğnelerden usanmıştır. Artık ne hap yutabiliyordur, ne şurup içebiliyordur. Son çare yeniden doktora gider ama yine bin bir şartla:

— “Evladım,” der doktora, “bana hap virmeyesin, onu yutamirem. İğne hiiç virmeyesin, ondan çok korkirem. Şuruplar acı, içemirem. Ona göre bana ilaç yazasın, olur mu?”

Doktor hafifçe tebessüm eder ve şöyle cevap verir:

— “Ezem, benim üç yaşında bir kızım var. Ona soruyorum: ‘Evlenecek misin?’ ‘Hayır baba!’ diyor. ‘Peki kocasız duracak mısın?’ ‘Hayır baba!’ diyor. Ah benim teyzem! O olmaz, bu olmaz diyorsun. Ben ne yapayım? Sana muska mı yazayım?”

Fıkradan Anladıklarımız.

1. “Akıl soran yol alır, bildiğini okuyan yerinde kalır.” (Erzurum yöresi atasözü) Hayatta ilerlemek için sadece danışmak değil, duyulanı uygulamak gerekir.

2. “İlaç acıysa şifa yakındır.” (Doğu Anadolu halk sözü) Faydalı olan şeyler bazen ilk anda zor ve rahatsız edici gelebilir.

3. “Kendi yarasına tuz değdirmeyen merhem arar.” (Karadeniz yöresi atasözü) İnsan çoğu zaman çözümü ister ama değişimin gerektirdiği zahmeti istemez.

4. “Derdini söylemeyen derman bulmaz, dermanı tutmayan şifa bulmaz.” (Türkmen atasözü) Yardım istemek kadar önerilen yolu izlemek de önemlidir.

5. “Kapalı kapıya güneş girmez.” (Rumeli Türkleri atasözü) Önyargılı zihinler en doğru bilgiden bile fayda göremez.

6. “Akıl kapısı içeriden açılır.” (Tasavvuf halk hikmeti) İnsan değişime ancak kendi isteğiyle açık olduğunda gelişebilir.

7. “Söz kulağa değil, gönle düşerse işe yarar.” (Karadeniz halk sözü) Tavsiyenin etkisi, kişinin onu içten kabul etmesine bağlıdır.

8. “Çare istemeyen derdi büyütür.” (Sivas yöresi atasözü) Çözümden kaçan kişi zamanla sorununu daha da ağırlaştırır.

9. “Her reçete her gönle yazılmaz.” (Erzurum halk sözü) İnsan tavsiyeyi kabul etmeye hazır değilse en doğru çözüm bile sonuç vermez.

10. “Bahane çoksa çözüm uzar.” (Ordu yöresi atasözü) Sürekli mazeret üretmek gelişimin önündeki en büyük engellerdendir.

11. “Sözü alıp yola koymayan menzile varmaz.” (Türkistan atasözü) Bilgi ancak uygulandığında değer kazanır.

12. “Kendi aklına kilit vuran anahtarı dışarıda arar.” (Yozgat yöresi sözü) İnsan bazen çözümün önündeki engelin kendisi olduğunu fark etmez.

13. “Ağrıdan kaçan şifayı geciktirir.” (Doğu Anadolu halk sözü) Kısa süreli rahatsızlıktan kaçınmak uzun vadeli zarara yol açabilir.

14. “Söz çok, niyet yoksa iş yürümez.” (Karadeniz atasözü) Değişim isteği olmadan alınan tavsiyeler etkisiz kalır.

15. “Akıl veren çoktur, alan azdır.” (Azerbaycan atasözü) Hayatta asıl mesele tavsiyeyi duymak değil, onu kabul etmektir.

16. “İnat, kapıya kilit vurur.” (İç Anadolu halk sözü) Kişisel direnç çoğu zaman gelişimin önünü keser.

17. “Dert kapıdan girer, çözüm akıldan.” (Rumeli halk sözü) Sorunların çözümü çoğu zaman düşünce biçimimizi değiştirmekten geçer.

18. “Kuru nasihat değil, yaş tecrübe gerekir.” (Karadeniz halk sözü) İnsan çoğu zaman yaşayarak öğrenir ama yine de tecrübeye kulak vermelidir.

19. “Kendi kendine set çeken suyu suçlamasın.” (Tasavvuf hikmet sözü) İnsan kendi önyargılarıyla gelişimin önüne geçmemelidir.

20. “Şifa gönülden başlar.” (Türk halk atasözü) İyileşme ve değişim önce kişinin içten kabulüyle mümkün olur.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir