
146.Bir Toplumun Yarası: Prosedür
Zaman oldu, yollar daraldı. İnsanın omzuna hayat ağırlaştı, ama bir yandan da işler kağıt kadar ince hâle geldi. İnsan, bir derdi olduğunda çareyi sormak için değil; kimin hangi evrağı eksik bıraktığını öğrenmek için kapıları aşındırır oldu. Artık mesele hastalık değil; hangi kapıdan girileceği, hangi sıranın beklenileceği, hangi formun dolacağı oldu. İnsanlar şifa ararken, prosedürlerin labirentinde kayboldu.
Çünkü çağ değişti, ihtiyaç değişti ama zihniyet pek değişmedi.
Eskiden bir çobanın derdine köyün ihtiyarı derman olurdu. Şimdi hastane var, uzman var, yönetmelik var, ama iyileşen ruh yok. Kurumlar çoğaldı, ama insanlık zayıfladı. Hatta bazen öyle olur ki, kapı kapı dolanır da bir bakarsın, başladığın yere dönmüşsün. Hem de kanayan parmağınla, sızlayan yüreğinle.
İşte bu karmaşanın, bu modern keşmekeşin içinde bir Temel vardı.
Zaman odur ki
İşsizlikten aylak aylak dolanan Temel, yol kenarında duran boş bir şişeye bir tekme savurur. Şişe kırılır, o da eğilip cam parçasıyla biraz oynar. Fakat oynarken birden parmağını keser. Az değil, epeyce derin bir yara olur bu. Parmağına önce mendil sarar. Sonra “belki kendi kendine geçer” der. Ama yanındakiler ısrar eder:
— “Hele bir git de hastaneye göster Temel. Dikiş gerekebilir ha!”
Temel razı olur. Bir sağlık kuruluşuna gider. Girişte bir görevli bile yoktur. Sadece duvarda bir sürü kapı… Hangi kapıdan girse, önünde yeni bir kapı daha. İlk kapıda yazar:
“Ölümcülse sağa, değilse sola.”
Temel sol kapıdan girer. Bir başka yazı karşılar onu:
“Hastalıklar sağda, yaralılar solda.”
Yaralı olduğu için yine sola döner. Bu kez:
“İç yaralanma sağda, dış yaralanma solda.”
Yine sola gider. Ama bu defa karşısında iki yeni seçenek:
“Bugün olmasa da olur” – “Yarın olsa da olur.”
Temel “yarın olsa da olur” kapısından girer, kendini hastane bahçesinin dışında bulur. Yarası hâlâ sızlarken, içi içini yerken, sessizce yürürken, bir arkadaşı onu görür:
— “Hele ne oldi? Hastaneye gittin mi? Pansuman yaptırdın mı?”
Temel der ki:
— “Gittim gitmesine. Pansuman olmadı ama organizasyon mükemmeldi!”
Fıkradan Anladıklarımız
- “Usul esastan önce gelirse iş uzar.” (Türk hikmet sözü) Prosedür amaç değil, çözümün aracı olmalıdır.
- “İş bilenin, yol gösterenindir.” (Türk atasözü) Doğru yönlendirme çözümün yarısıdır.
- “Kapı çok, çıkış bir.” (Türk halk sözü) Karmaşık sistemler insanı yorar.
- “Derdi olana derman gerek, evrak değil.” (Türk hikmet sözü) İnsan önce ilgi ve çözüm bekler.
- “Şekil kurtarmaz, öz kurtarır.” (Türk atasözü) Görünüşte düzen, sonuç üretmiyorsa faydasızdır.
- “Söz değil çare gerek.” (Türk atasözü) Sorun yaşayan insan çözüm ister.
- “Yol gösteren olmazsa menzil bulunmaz.” (Türk atasözü) Kurumların temel görevi rehberlik etmektir.
- “Çok kapıdan geçen yorulur.” (Türk halk sözü) Gereksiz bürokrasi insanı tüketir.
- “Dert sahibine ağır gelir.” (Türk atasözü) Sorun yaşayanın hassasiyeti unutulmamalıdır.
- “Merhamet olmayan yerde nizam işlemez.” (Türk hikmet sözü) Sistem vicdanla güçlenir.
- “Ehil el yarayı sarar.” (Türk atasözü) Uzmanlık kadar insanlık da gereklidir.
- “Kağıt çoğalırsa iş çoğalmaz.” (Türk halk sözü) Evrak yükü çözüm anlamına gelmez.
- “Bir düğüm bin eli yorar.” (Türk atasözü) Küçük sorunların karmaşıklaştırılması zarar verir.
- “Güven kaybolursa kapı çoğalır.” (Türk hikmet sözü) İnsan kuruma güvenmezse süreç zorlaşır.
- “İnsana hizmet ibadettir.” (Türk halk sözü) Sistem insanı yaşatmak için vardır.
- “Yaraya tuz değil merhem sürülür.” (Türk atasözü) Sorun çözülmeli, ağırlaştırılmamalıdır.
- “Çözüm kapıda değil, niyettedir.” (Türk hikmet sözü) Doğru niyet sistemi işler kılar.
- “Kural insan içindir.” (Türk hikmet sözü) İnsan kuralların kurbanı olmamalıdır.
- “Aksayan çark yükü çoğaltır.” (Türk atasözü) İşlemeyen sistem sorunları büyütür.
- “Şefkat olmayan düzen eksiktir.” (Türk hikmet sözü) Başarılı sistemler insan odaklı olur.
Metin KOCA