
179.Çevre İncelemesi Şart Azizim!
Zaman okur, zaman anlatır…
Fakat en çok da anlamayan okur.
Bir şeyi anlatmak kolaydır da, anlatılanın anlaşılmasını sağlamak ayrı bir ilim, ayrı bir sabır, hatta yer yer ayrı bir mizah ister. Çünkü bilgi, taşıma suyla değil, doğru kaynakla yoğrulan bir hamurdur. Eğer mayası tutmazsa, koca kazan kaynamaz.
İmam olmak, sadece kürsüye çıkıp vaaz vermek değildir; cemaatin yorgunluğunu, kimin bakkalda veresiye defteri olduğunu, hangisinin aklı cepte kaldığını, kimin “amin” deyince horladığını da bilmektir. Hoca olmak, insanın anlamadığı dili konuşan bir çocuğa mama anlatması gibidir bazen. Mama güzeldir ama o çocuk ağzını açmazsa, boşa kaşık sallarsın.
Ve bazen bir “bakara” çıkar başımıza, altında kalırız. Hoca Bakara’yı okur, cemaat hayvan pazarında boğa tartar gibi düşünür. Lakin kimse bilmez ki, anlamadığı din, anlaşılmayan bir yük gibi sırtındadır.
İşte bu fıkrada bir imam, cemaatini tanımadan başladığı ilk yatsı namazında; “aşk ile başladım” derken, “dağ fare doğurmasın” misali, sabahı cemaatle değil tek başına karşılar… Çünkü mesele sadece hangi sureyi okuduğun değil, cemaatin sureyi ne zannettiğidir.
Zaman okur ki…
Zamanın birinde, yeni atanmış bir imam efendi, tayini çıkınca büyük bir heyecanla cübbesini parlatır, takkesiyle ütü izini bile hizalar. Nihayet, ilk yatsı namazı için cemaati karşısında görünce, gözleri parlar:
— “Elhamdülillah! Cemaati gören sevaba doyar!”
Yatsı namazı başlar. İmam efendi, aşk ile, vecd ile bir girer Bakara Suresi’ne… Dili şeker gibi, telaffuz dondurma gibi, ama sure… maşallah ansiklopedi gibi. Birinci rekat geçer, ikinci rekatta müezzin sağa sola bakar. Cemaatten biri içinden sayar:
— “Bu ne sureymiş, bitmedi gitti… Hoca kime inek diyo acaba?”
En son selam verilir. Cemaatten bir amca elindeki bastona dayanır:
— “Hoca efendi… Bu ineği biz ne zaman kesicez?!”
İmam güler, açıklama yapar:
— “Değerli cemaatim… Bu okuduğum sure, Bakara. Anlamı inek ama mecazlarla doludur. Yani güçtür, engeldir, Allah’ın sözü önünde duran her şeydir. Yarın sabah inşallah Fil Suresi’ni okurum.”
Cemaat birbirine döner:
— “Uleeen! 56 sayfa inekse, bu fil en az 300 sayfadır. Biz buna sabah namazı mı diycez, yoksa sabah mesaisi mi?”
Sabah ezanı okunur… Cami boş.
İmam kürsüye çıkar, bakar ki cemaat yok, sadece ayakkabılar kalmış, ama onlar da camiye girmemiş.
Gün içinde imam, kahve kahve dolaşır, mahallenin WhatsApp grubuna mesaj atar, cami önünde broşür dağıtır.
En sonunda halkı ikna eder:
— “Azizim, Fil Suresi beş ayet! Hatta üç cümlelik! Endişeye mahal yok, ne cüz var ne fiil… Sadece Fil!”
Cemaat rahatlar.
— “Haa, o zaman biz sabah geliriz hocam. Ama siz gene de uyarın yani… Biz kurbanlık gibi kala kalıyoz safta!”
Fıkradan Anlayabildiğimiz:
1. “Söz, kulağın anlayacağı yerden girer.” (Anadolu halk sözü, Konya yöresi) — Bilgi muhatabın seviyesine göre aktarılmalıdır.
2. “Kulak hazır değilse söz kapıda kalır.” (Anadolu irfan geleneği) — Anlatılanın etkisi, dinleyenin hazırlığına bağlıdır.
3. “Her değirmen kendi suyuyla döner.” (Türk atasözü, Anadolu geneli) — Her topluluğun kendi anlayış düzeyi vardır.
4. “Söz uzarsa akıl yorulur.” (Erzurum halk sözü) — Gereğinden fazla uzun anlatım dikkati dağıtır.
5. “İmam cemaate göre, söz kulağa göre.” (yöresel söz, İç Anadolu halk deyişi) — Anlatıcı muhatabını tanımalıdır.
6. “Bilmediğin sözü korku büyütür.” (Kars yöresi halk sözü) — İnsan anlamadığı şeyi çoğu zaman yanlış yorumlar.
7. “Az söz çok mana taşır.” (Osmanlı hikmet geleneği) — Kısa ve öz anlatım daha kalıcıdır.
8. “Söz yerini bulursa vaaz kısa olur.” (Anadolu irfan sözü) — Etkili iletişim uzunlukta değil, isabettedir.
9. “Cemaatin nabzını tutmayan minberde yorulur.” (özdeyiş,) — Muhatap tanınmadan yapılan konuşma etkisiz kalır.
10. “Kuru bilgi, susuz toprak gibidir.” (Anadolu tasavvuf geleneği) — Bilgi kalbe dokunmazsa fayda vermez.
11. “Her başa aynı sarık olmaz.” (Türk dünyası sözü, Kırgız Türkleri) — Her kişiye aynı yöntem uygulanamaz.
12. “Söz çoksa mana kaçar.” (Tekirdağ halk sözü) — Laf kalabalığı özün önüne geçer.
13. “Bilgiyi ağır veren, gönlü yorar.” (Anadolu hikmet sözü) — Dinleyicinin kapasitesi dikkate alınmalıdır.
14. “İşin ilmi kadar usulü de önemlidir.” (Osmanlı medrese geleneği) — Doğru yöntem, bilginin yarısıdır.
15. “Cahile mecaz anlatılmaz.” (yöresel söz, Sivas halk deyişi) — Anlatım dili muhataba göre seçilmelidir.
16. “Halkın dilini bilmeyen, kürsüde yalnız kalır.” (Anadolu irfan sözü) — İnsanlarla onların anlayacağı şekilde konuşmak gerekir.
17. “Korku, bilginin eksik kardeşidir.” (hikmet sözü, Hz. Ali’ye atfedilen sözler geleneği) — Cehalet yanlış korkular üretir.
18. “Sözün ölçüsü, muhatabın aklıdır.” (Balkan Türkleri halk sözü) — Anlatım seviyesi dinleyene göre ayarlanmalıdır.
19. “Fil kadar sözü serçe kulağa sığdırma.” (özdeyiş,) — Bilgi yükü ölçülü verilmelidir.
20. “Anlatmak marifet değil, anlatıp anlaşılmaktır.” (özdeyiş, ) — Gerçek iletişim anlaşılma ile tamamlanır.
Metin KOCA