33.Sözün Edebi, Aşkın Adabı

33.Sözün Edebi, Aşkın Adabı

Söz…
Sadece harflerin yan yana gelişi değildir.

Söz, aklın süzgecinden, gönlün eşiğinden geçerek dile düşen ince bir ışıktır.

İnsan kendini sözle var eder.

Düşüncesini, duygusunu, niyetini, karakterini ve hatta kaderini sözle belirler.

Söz vardır, bir ömrü iyileştirir; söz vardır, bir ömrü yaralar.

Söz vardır, bir toplumu ayağa kaldırır; bir diğeri yerle bir eder. Bu yüzden söz söylemek, sıradan bir edim değil, hem ahlaki hem de sanatsal bir sorumluluktur.

Nice cümleler vardır, basittir belki ama incelikle söylenmiştir; iz bırakır, dua olur.

Herkes konuşabilir; lakin herkes güzel söyleyemez. Güzel söylemek, bir iç olgunluğun, bir terbiye ve irfanın ürünüdür.

“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.” der Yunus.

İnsan, yaratılmışların en şereflisi kılındıysa, bunun en açık delillerinden biri de ona bahşedilen “dil” nimetidir. Dil ile beliren söz, insanın düşüncesine vücut verir; kalbinden süzülen duyguları dile getirir.

Sözler vardır, dostluk kurar; söz vardır, düşmanlık doğurur. Söz, aklın meyvesidir ama ahlakın aynasıdır. O yüzden söz söylemek yalnızca konuşmak değildir. Bir ruhun, bir terbiyenin, bir niyetin dile bürünmesidir.

Dili olan herkes konuşur; fakat herkes güzel konuşamaz. Zira güzel konuşmak, sadece kelime seçmekle değil; yeri geldiğinde susmayı da bilmektir.

Yerinde söylenen bir söz, yaraya merhem olur; vakitsiz ve kaba bir kelime, nice kalpleri kanatır. Bu yüzden eskiler “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” demiştir.

Sözü tatlandırmak, hakikati eğip bükmek değildir; bilakis hakikati kırmadan, incitmeden, zarafetle sunmaktır.

Söz, köprü kurar; söz, perde indirir. Bazen bir tebessüm, bir bakış, bir kelime bir ömrü değiştirir.

Biliriz ki söz sadece kelimeler de degildir.Bu yüzden sözün hem ahlaki bir yönü hem de sanatsal bir boyutu vardır. Söz sanatları işte bu estetik boyutu taşıyan, anlamı incelikle nakşeden zanaatlardır. Bir kelimenin, bir mecazın, bir benzetmenin ardına gizlenmiş duygular, çoğu zaman doğrudan söylenenden daha derin tesir eder. Çünkü sanat, söyleyip geçmek değil; hissettirip düşündürmektir.

Söz söylemenin adabı da işte bu hassas dengeler üzerine kuruludur. Söz, karşındakini yalnızca bilgilendirmez; ona değer verir, onu yüceltir ya da küçültür. Bu sebeple büyükler, bir insanın kıymetini onun malıyla, makamıyla değil; sözüyle tartmışlardır.

Sözde nezaket varsa, o söz sahibini yüceltir.

Hikmet varsa, yol gösterir.

Sevgi varsa, gönül kazanır.

Aksi halde, ne kadar bilgi taşısa da kuru bir söz, kalbi yormaktan başka işe yaramaz.

Gönül ehli insanlar, sözün hem edebini hem de etkisini bilerek konuşurlar. Onlar bilir ki, gönülden çıkan söz gönüle ulaşır. Bu incelikle konuşanların kelimeleri, zamanın ve mekânın ötesine geçer. Asırlar geçse de bir beytin, bir ayetin, bir mısranın tadı kaybolmaz. Çünkü içinde hakikat, zarafet ve edep vardır. Bu sebepledir ki, padişahlar bile şairleri saraylarına alır, onları baş tacı ederlerdi. Zira sözüne sahip olan, devletine de, milletine de, gönüllere de hükmeder.

İşte böyle bir dönemde, böylesine zarif ruhların yaşadığı bir vak’a düşer tarihin satır aralarına. Sözün bir gönül macerasında nasıl ölçü, nasıl perde, nasıl yol olduğunu gösteren ibretlik bir olay…
Kelimelerle yazılmış, ama kalple okunacak bir fıkra, kıssa…

Zaman Odur ki

Fatih Sultan Mehmet, yalnızca büyük bir hükümdar değil, aynı zamanda şair ruhlu bir padişahtı.

Edebiyata, şiire, derinlikli söze büyük değer verirdi.

Görev verdiği vezirlerinin de ince ruhlu olmasını isterdi. Çünkü bilirdi ki, ruhu sanatla yoğrulmuş bir insanın bakışı da hizmeti de başka olurdu.

İşte o vezirlerden biri de Ahmet Paşa’ydı. Hem şairdi hem de hafızdı. Duygusu derin, sözü latif bir devlet adamıydı.

Günlerden bir gün, Fatih’le birlikte saray bahçesinde yürürlerken, padişahın atının ayağından sıçrayan çamur bir cariyenin yanağına sıçrar. O cariye ise Ahmet Paşa’nın kalbinde taşıdığı gizli bir aşktır.

Zaman eski zaman… bu zamanki sosyal medya göstergeleri yok…

Sevdası olanlar da şair olunca, hislerini ayetle, beytle, kelamla, şiirle  dökerler ortaya. Ahmet Paşa da iç geçiren bir eda ile, Nebe Suresi 40. ayetten bir parçayı mırıldanır:
“Ya leyteni küntü turaba”“Keşke toprak olaydım.”
Bu ayet, Kur’an’da kâfirlerin ahiret gününde duydukları pişmanlığı dile getirir. Ancak Paşa’nın niyeti bambaşkadır: Sevdiği cariyenin yanağına değen toprak parçası olmak, onunla bir olma arzusu…

Fatih Sultan Mehmet, bu mırıldanışı duyar.

Söz inceliklidir ama dikkatli bir zihin için açık bir emaredir. Padişah, cariyenin de bu gönül işinde bir karşılığı olup olmadığını merak eder. Çünkü saraydaki cariyeler yalnızca padişaha ait değildir; devlet erkânı ile evlendirilmek üzere de yetiştirilirler.

Cariyeye sorar:
– Ne dedi Ahmet Paşa?

Cariye de , hem şairdir hem de hafız. Durumu anlar, sözün altında yatan anlamı sezmiştir. Yine aynı ayeti okur, bu defa başından:
“Ve yekûlül kâfiru: Yâ leyteni küntü turâb┓Ve kâfir der ki: Keşke toprak olaydım.”

İnce bir cevap, zekice bir ret… Padişah anlar ki, cariyenin gönlünde Ahmet Paşa’ya dair bir meyil yoktur. Böylelikle bir aşka, sadece bir sözle baş verilmeden, incitmeden….

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Tatlı söz can azığıdır.” (Türk halk sözü, Anadolu geneli) Güzel ifade edilen söz, insan ruhunu besler.
  2. “Dilin kemiği yoktur, ama kemik kırar.” (Türk atasözü) Sözün etkisi bazen maddi güçten daha derindir.
  3. “Sözün güzeli gönülden doğar.” (Konya irfan geleneği) Samimiyet olmadan nezaket yapay kalır.
  4. “İnce söz kalın kapıyı açar.” (Kayseri yöresi) Zarafet, kaba gücün başaramadığını başarır.
  5. “Susmak da sözün yarısıdır.” (İslam hikmet geleneği) Ne zaman konuşulacağını bilmek kadar ne zaman susulacağını bilmek de edeptir.
  6. “Gönül kıran dil, dost kapısını kapatır.” (Türkmen halk sözü) Yanlış kullanılan kelimeler ilişkileri zedeler.
  7. “Sözün oku kalbe saplanır.” (Doğu Anadolu sözü) Kalp yarası çoğu zaman dil yarasından doğar.
  8. “İnci denizde, hikmet dilde saklıdır.” (Azerbaycan Türkleri sözü) Derin anlam, seçilen kelimelerin inceliğinde gizlidir.
  9. “Bir kelime kış getirir, bir kelime bahar.” (Rumeli Türkleri sözü) Tek bir söz insanın ruh hâlini değiştirebilir.
  10. “Ağızdan çıkan kuş geri dönmez.” (Türk dünyası ortak sözü) Söylenen söz geri alınamaz; ölçü şarttır.
  11. “Sözün tartısı akıldır.” (Sivas yöresi) Her ifade önce düşüncenin terazisinden geçmelidir.
  12. “İnce saz ince tel ister.” (Karadeniz halk sözü) Zarif ifade, zarif bir ruh terbiyesi gerektirir.
  13. “Hakikat acıysa dil onu bal ile sunar.” (İslam irfanı) Doğruyu söylemek kadar onu kırmadan söylemek de önemlidir.
  14. “Kırık gönül söze çabuk alınır.” (Gaziantep yöresi) Muhatabın ruh hâlini gözetmek iletişimin temelidir.
  15. “Ağır söz yük olur.” (Tokat yöresi) Kaba ve ölçüsüz dil, hem söyleyeni hem dinleyeni yorar.
  16. “Sözün yüzü gülerse gönül kapısı açılır.” (Van yöresi) Nezaket, insan ilişkilerinin anahtarıdır.
  17. “İlim dilde değil, üslupta görünür.” (Osmanlı nasihat geleneği) Bilgi, ancak edeple birleştiğinde değer kazanır.
  18. “Kalbe inen söz unutulmaz.” (Türk halk sözü) Samimi kelimeler zamanın ötesinde iz bırakır.
  19. “Bir söz dost eder, bir söz düşman.” (Türk atasözü) İletişimin kader belirleyici gücü vardır.
  20. “Edep sözü güzelleştirir.” (Türk–İslam hikmet geleneği) Aynı hakikat, üslup sayesinde ya yara olur ya şifa.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir