34.Ses Kafadan mı Elden mi?

34.Ses Kafadan mı Elden mi?

Hayatta bazı insanlar vardır ki sesi çok çıkınca haklı olduklarını zannederler. Hatta öyle inanmışlardır ki kendi içlerindeki boşluğu, çevrelerine bağırarak doldurmaya çalışırlar.

Çocukken misket kaybeden, büyüyünce racon kesmeye başlar. Varoşlarda farklı kesilir bu racon, şehirlede farklı. Eğer belli makam ve mevkilere gelmişse orada daha farklı olur. Kraldan fazla kıralcılık öne çıkar….

İki kez köpek kovalamış, bir kerede  köpekten kaçamamış ısırmıştı onu. Sinek öldürmüşlüğü de vardı elbette. O artık mahalle filozofu değil, mahalle celladı kesilmiştir !!!

Dünya burası….

Kimisi yüksek sesle konuşmayı karakter, vurmayı delikanlılık, susturmayı saygınlık sanır. Oysa hak, yumrukta değil, ölçüdedir. Adalet; bağırarak değil, durarak, sabrederek gerektiğinde tokatla ( güçle) tecelli eder. Ama bu tokat öyle rastgele değil; düşünceyle gelir, hesapla iner, terbiye olarak kalır.

Toplumun ironisi de buradadır zaten… Sessiz olana “silik”, efelik taslayana “karizmatik” denir.

Biri sabreder “ezik” olur, diğeri patlar “erkek” olur. Oysa hayat bazen bir kel kafanın üstünde, bazen de eşek sanılmamak için koşan bir Hüso’nun ayaklarında döner.

İşte böyle bir mahallede başlar bizim hikâyemiz…

Biri haddini aşar, diğeri haddini bildirir.

Tokat mı elde patladı, kafada mı?

Belki de bu sorunun cevabı, kimliğimizin aynasıdır.

Zaman Odur ki

Mahallenin racon kesen delikanlısıydı Celal. Yani kendi öyle sanıyordu. Çocukken iki kez bilek güreşinde kazanmış, bir kere de kahvede çay karıştırırken kaşığı eğmişti. O günden sonra herkese efelik taslamaya başlamıştı. “Ben var ya ben!” diye başlayan cümleleriyle, bir nevi mahalleye özgü bir diktatör havası estiriyordu. Varoşun dar sokağında ses yüksek çıkınca adam sanıyorlardı herhalde…

Bir gün Celal, kahvehane önündeki tahta bankta sessizce oturan kel kafalı bir adamı gördü. Adamın adı Rauf’tu. Sessizliğin kitabını yazacak kadar suskun, ama bir o kadar da derin bakardı.

Celal, efelik damarına bastı. “Bu kafaya bir tokat atsam yankısı kaç sokak gider acaba?” diye düşündü. Derken sinsice arkadan yaklaştı, elini tükürükle ıslattı ve…

ŞIIIIIRRAAAK!

Koca avuç Rauf’un parlayan keline indi.

Rauf irkildi, şaşkın gözlerle döndü, tam ayağa kalkıp haddini bildirecekti ki Celal ellerini açtı:

— Dur Rauf abi dur, bir dakika ya… Ben sana şimdi bir tane geçirdim ya, hani böyle şırrak diye bir ses çıktı. O ses benim elden mi geldi, senin kafadan mı geldi? Onu merak ettim. Valla onu öğrenmeden içim rahat etmeyecek. Dilersen beni dövebilirsin, ama önce bu sorunun cevabını bulalım.!

Rauf bir an sustu, sonra hüzünle gülümsedi:

— Vallahi Celal, öyle bir çattın ki, ne elin kaldı ne kafam. Ama merakını gidereceğim şimdi…

Ve bir anda Rauf, yılların biriktirdiği sabrı, siniri ve dizde bekleyen adaletiyle Celal’i öyle bir patakladı ki, çocuk tokadı gibi gelen önceki “şırrak” sesi, bunun yanında ninni kalırdı. Rauf, yerde iki büklüm yatan Celal’in yanına eğildi:

— Az önce diyordun ya, ses nereden geldi diye… Vallahi ben de anlayamadım. Ama şimdi düşündükçe fark ediyorum: Ses bazen elde çıkar, bazen kafada. Ama esas yankı yürekte olur. Sen şimdi yattığın yerden iyi düşün, kararını ver. Cevabını bulunca bana da söyle. Ha bir de… Kafana yediğin ses, belki de karakterine tokattı. Geçmiş olsun…

Rauf ağır adımlarla uzaklaşırken, birden hızla koşan biri yanından geçti. Ters şeritten gelen Hüso’ydu bu. Terlemiş, gömleği omuzlarına yapışmış, gözleri panik içinde…

— Hüsoo! Nereye ulan öyle yangından mal kaçırır gibi?

Hüso durdu ama bir ayağı hâlâ koşar gibiydi:

— Vallahi Rauf emmi, sultanın adamları gelmiş! Eşekleri yüzüp, postlarına saman doldurup çocuklara oyuncak yapıyorlarmış!

— Ee iyi de oğlum, sen eşek değilsin ki?

Hüso gözlerini açtı, dizlerini gösterdi:

— Ben de biliyorum Rauf emmi, ben de biliyorum… Ama sultanın adamları bu işe öyle gönül vermiş ki, kimi yakalasa eşek sayıyor. Onlara eşek olmadığımızı anlatana kadar, postumuz elden gidiyor!

Ve arkasına bile bakmadan koşmaya devam etti.

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Ağır baş altın taçtır.” (Türk halk sözü, Anadolu geneli) Sessizlik çoğu zaman zayıflık değil olgunluktur.
  2. “Gürleyen bulut her zaman yağmaz.” (Türk atasözü) Çok ses çıkaran herkes güçlü değildir.
  3. “Aslan sessiz yürür.” (Türkmen halk sözü) Gerçek kuvvet gösterişe ihtiyaç duymaz.
  4. “Taş yerinde ağırdır.” (Doğu Anadolu sözü) Sakin insanın ağırlığı çoğu zaman geç fark edilir.
  5. “Kuru dal çabuk kırılır.” (Sivas yöresi) Temeli boş olan kibir ilk darbede dağılır.
  6. “Haddini bilmeyen yolunu şaşırır.” (Kayseri yöresi) Ölçüsüz davranış sonunda sahibini zora sokar.
  7. “Tokat akılsıza derstir.” (Anadolu halk sözü) Bazı insanlar sözü değil yaşadığı sonucu anlar.
  8. “Duru su derin olur.” (Azerbaycan Türkleri sözü) Sessiz kişilerin iç dünyası çoğu zaman daha güçlüdür.
  9. “Yüksekten uçan erken yorulur.” (Konya yöresi) Gösteriş üzerine kurulu itibar kalıcı olmaz.
  10. “Yiğit meydanda belli olur.” (Türk atasözü) Gerçek karakter kriz anında ortaya çıkar.
  11. “Kaba el gönül kırar.” (Gaziantep yöresi) Güç, ölçüyle kullanılmadığında yıkıcı olur.
  12. “Sert taş keseri köreltir.” (Karadeniz halk sözü) Yanlış hedefe yönelen güç sonunda kendine zarar verir.
  13. “Dik baş eğri yola girer.” (Tokat yöresi) Kibir insanı sağduyudan uzaklaştırır.
  14. “Sözün bittiği yerde tokat başlar.” (Rumeli Türkleri sözü) Şiddet çoğu zaman düşüncenin bittiği yerdir.
  15. “Sabırlı taş suyu deler.” (İslam hikmet geleneği) Ölçülü ve sakin tavır, kaba gücü yener.
  16. “Kafa boşsa ses çok çıkar.” (Van yöresi) Gürültü çoğu zaman iç boşluğun işaretidir.
  17. “Zorbalık uzun sürmez.” (Türk dünyası hikmet sözü) Korkuyla kurulan düzenler ilk dirençte sarsılır.
  18. “Eğri bilek doğruyu tutmaz.” (Erzurum yöresi) Güç ahlakla birleşmezse adalet doğmaz.
  19. “Suskunun sabrı ağırdır.” (Kars yöresi) Sessiz insanların tepkisi çoğu zaman daha etkili olur.
  20. “Hak yerini bulur.” (Türk–İslam irfan geleneği) Ölçüsüz davranışın karşılığı er ya da geç sahibine döner.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir