186.Fıkra: BAĞA GİREN ÜÇ HIRSIZ VE TEMEL

BAĞA GİREN ÜÇ HIRSIZ VE TEMEL

Toplumlar tankla, tüfekle değil; zihinle ele geçirilir.

Bir ülkeyi yıkmak isteyen, önce onun sınırlarına değil; inancına, yönetimine ve düşüncesine saldırır.

Çünkü bir toplumun üç temel direği vardır:

  1. Din Adamları (İnanç ve Vicdan Alanı)

İnsanların doğru–yanlış algısını, ahlaki sınırlarını ve vicdanını şekillendirir. Ne doğru, ne günah, ne helal gibi kavramlar burada belirlenir. Yanlış yönlendirilirse toplum, yanlışı doğru zannetmeye başlar.

  1. Siyasetçiler / Yöneticiler (Güç ve Karar Alanı)

Devleti, yasaları, ekonomiyi ve düzeni yönetir. Kimin neye sahip olacağını, nasıl yaşayacağını belirler. Bozulursa toplum adaletsizliğe alışır; eğitim ve düzen zedelenir.

  1. Aydınlar – Gazeteciler – Sanatçılar (Bilgi ve Algı Alanı)

Toplumun neyi nasıl gördüğünü ve nasıl düşündüğünü belirler. Gerçeği anlatma, sorgulama ve farkındalık oluşturma görevleri vardır. Yanlış kullanılırsa toplum, gerçeği çarpıtılmış şekilde algılar.

Kısaca deriz ki:

Din vicdanı, siyaset gücü ve düzeni, aydın ise aklı ve algıyı yönlendirir.

Bu üçü doğruysa toplum ayakta kalır.

Bu üçü bozulursa toplum kendi kendini yıkmaya başlar.

Tarih bunun örnekleriyle doludur. Orta Doğu’dan Anadolu’ya, İran’dan bütün İslam coğrafyasına kadar…

Hiçbir büyük güç bir toplumu doğrudan yıkamamıştır. Yıkamaz da. Ama ne yapmıştır?

Din adamını siyasetçiye, siyasetçiyi aydına, aydını halka düşman etmiştir.

Onları halkın duygu ve düşüncesinden uzaklaştırmış, sonra da kenara çekilip seyretmiştir.

Toplum kendi kendini bölmüş, kendi kendini tüketmiş ve sonunda… bağ başkasının olmuştur.

Bunu devlet bağlamında da değerlendirebiliriz. Yalnızlaşan ve bencilleşen toplumlar, başkalarının sömürüsüne açık hâle gelir.

İşte bu hakikatin bir fıkrası…

Zaman odur ki…

Temel’in bir bağı varmış… Temel’in dediysek sadece onun değil; senin, benim, bizim olan bahçe yani.

Ama öyle sıradan bir bağ değil… İçinde alın teri, dua ve umut olan bir bağ… Meyvelerin, sebzelerin; mutluluğun, huzurun, çocuk seslerinin olduğu bir bağ… Rengârenk kelebeklerin ve kuş cıvıltılarının olduğu bir bağ…

Ama işin garibi şuymuş:

Bağ bizim olmasına bizimmiş ama sahip çıkma işi hep “yarın bakarız”a kalırmış. Genelde keyif yapar, boş işlerin peşinde dolanır, bahçeyle fazla ilgilenmezmişiz.

Temel bakmış, ürünler gittikçe azalıyor. Aldığı sattığı bir durum da yok. Kameralara bakıyor, bekçilik yapıyor, ama bir şey göremeyince gece evine gidiyormuş.

Bir gece uyku tutmamış.

“Ula bir bakayım şu işe,” demiş, yine bahçeye gitmiş.

Ne görsün…

Bağa üç kişi girmiş. Gayet rahat, gayet profesyonel şekilde topluyorlar. Hırsıza da benzemiyorlar… Kılık kıyafetleri düzgün, hâlleri tavırları ciddi…

Temel kendi kendine demiş:

“Ula bunlar hırsız değilse, ben de bahçıvanım!”

Bakmış:

Biri din adamı…

Ama dini olduğu gibi anlatmazmış. Zor olanı pas geçer, işine geleni anlatırmış. Millet “hocam doğru nedir?” diye sorunca, öyle bir hikâye anlatırmış ki… din değil masal gibi… ama sonu hep kendine çıkarmış.

Biri siyasetçi…

“Millet için buradayım,” dermiş. Ama elini attığı her yerden bir şey çıkar, çıkan da dönüp dolaşıp kendi cebine girermiş. Millet de uzaktan bakar, “herhalde hizmettir,” dermiş.

Öteki de gazeteci/aydın…

“Ben gerçeğin peşindeyim,” dermiş. Ama gerçeğin değil, alkışın peşindeymiş. Yanlışı öyle süslermiş ki, doğru bile utanırmış.

Üçü bir olmuş, tapulu yerleri gibi topluyorlarmış.

Temel kafasını kaşımış:

“Bunları böyle yakalarsan olmaz… Üçü bir arada, üçü de haklı gibi konuşur. Üçü birleşirse beni de döver. En iyisi bunları ayırmak…”

Sonra kendi kendine:

“Bunları dövmek kolay… ama üçü bir aradayken değil,” demiş.

Yaklaşmış, sırıtmış:

— “Maşallah… ne güzel çalışıyorsunuz! Kolay gelsin…”

Bu sakinliği görünce üçü de rahatlamış, işi iyice büyütmüşler.

Temel gazeteciye dönmüş:

— “Sen akıllı adamsın… git şu işi dünyaya anlat. Sensiz olmaz bu iş. Hem az ileride kavga var, yaralılar da varmış!”

Gazetecinin gözü parlamış:

— “Manşet kokusu aldım!” demiş, koşarak gitmiş.

(Doğru için değil… görünmek için.)

İki kişi kalmış.

Temel din adamına dönmüş:

— “Sen doğruyu anlatan adamsın. Bu siyasetçi var ya… milleti yer. Senin yanında ne işi var bunun?”

Hoca sakalını sıvazlamış:

— “Olabilir…” demiş.

Siyasetçiye dönmüş:

— “Sen millet diyorsun ama bu hoca var ya… millete yarım anlatır. Senin yanında ne işi var bunun?”

Siyasetçi bozulmuş:

— “Yok artık!” demiş.

İkisi birbirine girmiş:

— “Sen şöylesin!”

— “Sen böylesin!”

Sonunda siyasetçiyi kovmuşlar.

Siyasetçi gider gitmez Temel sopayı kapmış:

— “Millet diyordun ha!” diye diye bir güzel dövmüş.

Siyasetçi bağırmış:

— “Bugün bana… yarın size!”

Ama o an Temel’den başka duyan olmamış.

Temel geri dönmüş.

Hocaya demiş:

— “Yalnız kaldın… doğruyu anlatıyorum diyorsun, benim bahçede ne işin var? Doğruları önce kendine anlatsaydın ya!”

Onu da bir güzel dövmüş.

Hoca, dövülürken düşünmüş:

“Üç kişiydik… nasıl yalnız kaldım?”

“Satmayacaktım arkadaşlarımı…” diyebilmiş zar zor.

Hoca gitmiş.

Gazeteci geri gelmiş.

Temel bu sefer ona dönmüş:

— “Sen gerçeği yazan adamsın. Sahtekârlarla ne işin var? Neden halkın menfaatine göre davranmazsın?”

Gazeteci başını sallamış:

— “Analiz doğru…Ben aslında bunu ifşa edecektim…”

Temel gülmüş:

— “Sen önce kendini ifşa et!”

Onu da güzelce dövmüş ve kovmuş.

Bağda bir sessizlik olmuş…

Temel durmuş, etrafa bakmış ve Hocanın sözü aklına gelmiş demiş ki: “Biz birbirimizi kaybettik ve yenildik”

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Birlikten kuvvet doğar.” (Türk atasözü) — Bir arada olan toplum en güçlü yapıları bile dengeleyebilir.
  2. “Ayrılıkta azap, birlikte rahmet vardır.” (İslam irfan geleneği) — Bölünme zayıflatır, birlik ise toplumu ayakta tutar.
  3. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” (Türk atasözü) — Dayanışma olmadan güç ortaya çıkmaz.
  4. “Balık baştan kokar.” (Türk atasözü) — Yönetim bozulursa toplum da bozulur.
  5. “Yalnız taş duvar olmaz.” (Türk atasözü) — Tek başına doğruluk yeterli değildir, birlik gerekir.
  6. “Düşman uyumaz.” (Türk atasözü) — Dış tehditler her zaman fırsat kollar.
  7. “Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.” (Türk atasözü) — Dil doğru kullanılmazsa yıkıcı olur.
  8. “Emanete hıyanet eden, kendine de eder.” (İslam irfan geleneği) — Gücü kötüye kullanan sonunda kendini de kaybeder.
  9. “Akıl akıldan üstündür.” (Türk atasözü) — Farklı görüşler birleşirse doğruya ulaşılır.
  10. “Körle yatan şaşı kalkar.” (Türk atasözü) — Yanlışla birlikte olan zamanla ona benzer.
  11. “Ateş düştüğü yeri yakar.” (Türk atasözü) — Toplumsal krizlerin yükünü en çok halk taşır.
  12. “İki cambaz bir ipte oynamaz.” (Türk atasözü) — Aynı alanda çıkar çatışması kaçınılmazdır.
  13. “Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur.” (Türk atasözü) — Gerçekleri dile getiren çoğu zaman yalnız kalır.
  14. “Birlik olmazsa dirlik olmaz.” (Türk atasözü) — Toplumun huzuru ancak birlikle sağlanır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

 5.Gül, Geç!

 5.Gül, Geç! Zamane insanı, hele hele zamane ergenleri, sanki dünyaya “acil koduyla” gönderilmiş gibi yaşıyor. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir