5.Gül, Geç!

  1. Gül, Geç!

Zamane insanı, hele hele şu zamane ergenleri, sanki dünyaya “acil koduyla” fırlatılmış gibi yaşıyor. Elde son model akıllı telefon, ruhun derinliklerinde devasa bir özgüven eksikliği, ayakları yere basmayan hayaller, muazzam bir tembellik ve her şeyin önlerine hazır gelmesi beklentisi… Cebinde ise gırtlağa kadar borç. Üstelik bu borcun sebebi kendisi de değil; tamamen “millet ne der” ekonomisi! Namıdiğer “hava atma kapitalizmi”.

Bu yeni nesil ergenlik, daha ağzından süt kokusu çıkmadan hayata küsme sanatı üzerine kurulu. Hayat daha ısınma turlarında bile değilken, “Ya ben bu hayattan acayip soğudum, başlarım böyle coğrafyaya…” nidalarıyla her şeyden bir memnuniyetsizlik, her şeye bir trip atma hali… Elbette dertler, sıkıntılar var. Ama bu dertlerin yarısı tamamen sosyal medya kurgusu, öteki yarısı da bünyeye gereksiz yük.

Aileler de bu modern tiyatrodan muaf değil. Anne-baba yıllarca yemez yedirir, yemyeşil gençliğini feda eder; tek gayeleri “çocuk mutlu olsun” diye didinmektir. Sonra bir bakarlar ki karşılarında her şeyden mutsuz, ebeveynini beğenmeyen, onları sürekli “cringe” bulan, tamamen bencil ve hayalperest bir kuşak türemiş. Çaresizce kendilerine sorarlar: “Biz neyi, nerede yanlış yaptık?”

Cevap aslında çok basit: Bu hayatta herkes kendi yükünü taşımayı unuttu; roller değişti, dengeler bozuldu. Anne-baba çocuğa yüklenir, çocuk hayata trip atar; hayat da garibim, kimseye haber vermeden sessizce akıp gider.

İnsanoğlunun genel derdi bellidir: Sahip olduklarını görmez, elinde olmayanın yasını tutar. Yanındakinin kıymetini bilmez, uzağındakine içerler. Bugünün tadını çıkaracağına, henüz gelmemiş yarının tasasını çeker. Kendi sorumluluğunu almaktan kaçar, sonra da “İşlerim niye rast gitmiyor?” diye sızlanır. Ondan sonra gelsin psikologlar, gitsin yaşam koçları, aman da aman ne gizemli uzmanlar…

Bir de şu bitmek bilmeyen acelecilik var tabi. Sanki kimse ölmek istemiyor ama herkes bir yerlere gecikmiş gibi koşturuyor. Koşarken de geçici olduğunu unuttuğu bu dünyada, sanki kalıcıymış gibi dert, keder ve fatura biriktiriyor. Oysa farkında değiliz: Bir gün sevdiklerin de gidecek, sevmediklerin de. Sen de bu sahneden çekileceksin. Bu kadar geçici bir sahnede, bu kadar kalıcı bir keder biriktirmek niye?

İnsan, kendi elinde olmayan küresel meseleler için kendini paralarken, aslında iki dakikada düzeltebileceği kendi hayatına üşenip sırtını dönüyor. Faydasız duygular, uydurulmuş kaygılar hep heybede. Bu kadar yükle bu fani gemi yürümez, inat etme.

Bütün mesele, bazen bir adım geri çekilip hayata panoramik bakabilmekte. Kafayı çalıştırıp, okuyup, araştırıp meseleleri geniş açıdan görmek gerek. İnsan yukarılardan bakınca kendi derdinin aslında ne kadar mikroskobik olduğunu fark eder. Bir metrelik dert, yüz metreden bakınca sadece küçük bir noktadır.

Hele bir de tüm bunların yanında Yaratanı unutup, ne idüğü belirsiz felsefelerden çare beklemek insanı daha da tüketir. İnancını unutan insan, dertsiz kalmaz; derdi yanlış okumaya başlar. Oysa insan bilmeli ki Allah kulunu başıboş bırakmamıştır. Kul yeter ki kalbini açık tutsun, gayretini göstersin. Gece nasıl yerini sabaha bırakıyorsa, sıkıntı da elbet yerini huzura bırakacaktır.

Sen yeter ki panik yapma, acele etme, üzerine düşeni yap ve gerisini zamana bırak. Çünkü her fırtınanın bir sahili, her trajedinin bir tebessümü, her insanın da bir “kurt postunu” giyip kederlere güleceği o muazzam anı vardır.

Zaman Odur Ki…

Baba bir gün işten eve gelir. Kapıdan girer girmez anlar ki evde rutubet kokusu yok ama buram buram zamane dertlerinin isyanı var.

Oğlunun suratı beş karış… Çocuk sanki evde değil de hayata karşı süresiz grevde. Moda, teknoloji, oturduğu yerden kolay para kazanma hayalleri kafasında uçuşuyor; her şey var ama mutluluktan eser yok. Baba konuyu az çok tahmin etse de babalık vazifesidir diyerek sorar:

Oğlum, neyin var?

Hiiç baba…

Hasta mısın yoksa?

Yok baba…

Moralin mi bozuk? Arkadaşlarınla mı kapıştın?

Yook baba…

Zamane gençlerinin kendilerine has geliştirdiği o meşhur “homurtu dili”… Kelimeler ağızda yuvarlanıyor, ne dendiği belli değil. Baba ne dese, hangi tuşa bassa olmuyor. İçinden, “Bu çocuğun derdine doktor değil, veteriner bile çare bulamaz” diye geçirir ve çaresizce odadan çıkar.

Ama çaktırmadan zihni sinir bir plan hazırlar. Evde ne var? Bir adet endişeli baba, bir adet dünya yıkılsa oralı olmayacak ergen ve yıllar öncesinden kalma bir dekoratif kurt postu.

Baba, kurt postunu sırtına geçirir. Eller ve dizler üzerinde, kapıya doğru ağır ağır vahşi bir hayvan gibi yaklaşır. Koridorun ortasında derinden bir uluma patlatır:

Auuuuuuuu!

Ve aniden ergenin odasına dalar. Bunu gören çocuk önce donakalır, gözleri yuvalarından fırlar… Ardından odada bir kahkaha tufanı kopar:

Baba, deli misin sen ya?!

Manyak mısın, ne yapıyorsun, saçmalama gözünü seveyim!

Zamane çocuklarının klasik refleks paketi devrededir: Kısa kelimeler, hafiften saygısız ama sevecen şaşkınlıklar… Baba, kurt postunun içinden kafasını çıkarıp kan ter içinde gülümser:

Bak oğlum… Kurt dediğin vahşi, ürkütücü ve tehlikeli bir hayvandır. Ama bu postun içindekinin baban olduğunu bildiğin için korkmadın, aksine olayı hafife aldın ve kahkahayı patlattın.

Derin bir nefes alıp oğlunun omzuna dokunur:

İşte hayat da tıpkı bu kurt postu gibidir. Başına gelen dertlerin, geleceğe dair kaygılarının dışarıdan görünüşü seni korkutur. Ama eğer o dertlerin arkasında seni koruyan, seni kollayan ve her şeyi gören bir Güç olduğunu bilirsen korkmazsın. Korkmayınca yükün hafifler, hafifleyince de o dertler sabun köpüğü gibi geçer.

Gözlerinin içine bakarak ekler:

İnancını koru, elinden gelen gayreti göster, gerisini Yaratan’a bırak. Hem unutma; trajedi ile mizah ikiz kardeştir. Bugün dert edip ağladığın şeylere yarın olgunlaşınca kahkahalarla güleceksin. O yüzden şimdiden kederlere gül, geç!

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Sabreden derviş muradına ermiş.”(Anadolu tasavvuf geleneği) — Acelecilik insanı yorar; sabır ise zamanla yolu açar.
  2. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.”(Türk atasözü) — Görünürdeki öfkenin ve mutsuzluğun altında çoğu zaman daha derin sebepler vardır.
  3. “Gönül daralınca dünya dar gelir.”(Konya halk sözü) — İnsan çoğu zaman dış dünyayı değil, kendi iç sıkışmasını yaşar.
  4. “Evlât kokusu cennet kokusudur.”(İslâm kültürü sözü) — Âile içi sabır ve şefkat, gençlerin ruh dünyasında en büyük ilâçtır.
  5. “Korkunun ecele faydası yok.”(Türk atasözü) — Sürekli kaygı üretmek sorunu çözmez, yalnızca yükü büyütür.
  6. “Dert insanı yoğurur.”(Doğu Anadolu halk sözü) — Sıkıntılar bazen insanın karakterini olgunlaştıran imtihanlardır.
  7. “Çocuğun dili kısa, derdi uzun olur.”(Karadeniz yöresi) — Ergenlik döneminde ifade eksikliği çoğu zaman yanlış anlaşılmalara yol açar.
  8. “Her gecenin bir sabahı vardır.”(İslâm irfanı / halk sözü) — Sıkıntıların kalıcı olmadığını hatırlamak insana güç verir.
  9. “Boş duranın aklına vesvese gelir.”(Gaziantep yöresi) — Faydasız düşünceler çoğu zaman üretimsizlikten beslenir.
  10. “Gülen yüz pas tutmaz.”(Rumeli Türkleri sözü) — Mizah ve tebessüm, psikolojik yükleri hafifletir.
  11. “Düşen kalkar, duran kalır.”(Azerbaycan Türkleri) — Hayatta ilerleme ancak çaba ve hareketle mümkündür.
  12. “Ananın duası, babanın gölgesi eksik olmaz.”(Yörük halk sözü) — Âile desteği, gençlerin zorlu dönemlerinde en sağlam dayanaklardan biridir.
  13. “Gül geç, ömür geçer.”(Metninize özel özdeyiş) — Geçici meseleleri kalıcı kedere dönüştürmemek gerekir.
  14. “Aklı çalışanın yükü hafifler.”(Türk atasözü) — Okuma, araştırma ve düşünme insanın dert algısını küçültür.
  15. “Dünya bir gölgelik, insan bir yolcudur.”(İslâm irfan geleneği) — Hayatın geçiciliğini bilen kişi sıkıntılara daha geniş bir perspektiften bakar.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3. Kitabına Uygun Haydutluk Rehberi!

3. Kitabına Uygun Haydutluk Rehberi! Bir memlekette hukuk terazisi mutfak tartısına dönerse, adaletle tartılamayan her …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir