
5.Gül, Geç!
Zamane insanı, hele hele zamane ergenleri, sanki dünyaya “acil koduyla” gönderilmiş gibi yaşıyor.
Elinde telefon, ruhunda, özgüven eksikliği, gerçeklerden uzak hayaller, tembellik ve hazırcılık….cebinde de borç…Borcun sebebi?
Kendisi değil çoğu zaman; “millet ne der” ekonomisi! ‘’hava atma ekonomisi’’ ”reklam kapitalizmine yenik düşüş…”
Ergen dediğin, daha ağzından süt kokusu çıkmadan hayata küsmüş, daha hayat başlamadan “ya ben bu hayattan soğudum” ”başlarım böyle hayata…” demeye başlamış, her şeyden memnuniyetsiz bir insanlık….
Dertler, sıkıntılar var. Ama dertlerin yarısı gerçek değil; öteki yarısı da gereksiz!
Aileler de pek farklı değil. Anne-baba yıllarca çalışır, didinir, çabalar “çocuk mutlu olsun” diye uğraşır, sonra bir bakar çocuk mutsuz… ve Anne babayı beğenmeyen, öteleyen tamamen bencil hayalperest ayağı yere basmayan insanlar olmuş…
Kendilerine sorarlar:
“Biz neyi nerede yanlış yaptık?”
Cevap basit:
‘’Bu hayatta herkes kendi yükünü taşımayı unuttu ve roller değişti,değiştirildi’’.
Anne-baba çocuğa yüklenir, çocuk hayata… hayat da garibim kimseye söylemeden çekip gider.
İnsanların genel derdi belli aslında:
Sahip olduklarını göremez, olmayanın yasını tutar.
Yanındakilerin kıymetini bilmez, uzaktakine içerler.
Bugünün tadını çıkarmaz, yarının tasasını taşır.
Kendi sorumluluğunu almaz- aldırmaz, sonra da “niye olmuyor” diye sızlanır.
Sonra psikologlar, psikiyatristler , koçlar…Aman da aman ne uzmanlar bulunur sonrasında…
Bir de acelecilik var tabii ki …
Sanki kimse ölmek istemiyor ama herkes bir yerlere yetişmek zorundaymış gibi koşuyor!
Koşarken de geçici olduğunu unuttuğu bu dünyada, kalıcıymış gibi dert biriktiriyor.
Oysa kimse farkında değil:
Bir gün sevdiklerin de gidecek, sevmediklerin de.
Sen de gideceksin.
Bu kadar geçici bir yerde, bu kadar kalıcı keder niye?
İnsan, kendi yapamayacağı şeyler için kendini paralıyor…
Yapabileceği şeylere de üşenip sırt dönüyor.
Faydasız duygular, gereksiz düşünceler, uydurulmuş kaygılar…
Hepsi çantada, hepsi bedende, hepsi yürekte. Bu kadar yükü taşıyamazsın. İnat etme.
Bütün mesele, bazen bir adım geri çıkıp daha yüksekten bakmakta.
Okumak, araştırmak, düşünmek…
Kafayı çalıştırıp panoramik görmeyi öğrenmekte. Bazen de siyasiler gibi retorik apmak gerekmez mi?
İnsan geniş alandan bakınca, derdinin küçüklüğünü fark eder zaten.Bir metrelik dert, yüz metreden bakınca bir nokta kadar kalır.
Ve butun bunların yanında Yaratanı da unutunca ne idüğü belirsizliklerden çare beklemek te ayrı bir yük ve uğraş….
İnancını unutan insan, dertsiz kalmaya değil; derdi yanlış anlamaya başlar.
Oysa insan bilmeli ki: Allah, kulunun yanındadır.
O yeter ki dua etsin, kalbini açık tutsun, gayretini göstersin.
Dertler geçmek için gelir, kalmak için değil.
Hayat bir imtihan sahasıdır; dertler sorulardır. Soruları çok ta önemsememek sanırım bizleri rahatlatacaktır.
Ve sorulara sabır ve dua ile karşılık veren, okuma ve araştırma ile karşılık veren, mutlaka huzura da kavuşacaktır.
Gece nasıl gündüze bırakıyorsa yerini, sıkıntı da huzura bırakır, bırakacaktır. Atalar şöyle der hep:
“Dua et, çalış, gayret et… Gerisini Allah halleder.”
Sen yeter ki korkma, panik yapma, acele etme.
Her fırtınanın bir sahili,
Her trajedinin bir tebessümü,
Her sıkıntının bir çıkışı,
Her insanın da bir kurt postunu giyip giyip güleceği bir anı vardır.
Zaman Odur ki
Baba bir gün işten eve gelir; ama gelir gelmez anlar ki evde rutubet yok ama zamane dertlerinin kokusu var.
Oğlu surat bir karış… Sanki hayat ona değil, o hayata trip atıyor.
Moda… Teknoloji… “Kolay para kazanma” hayalleri…
Her şey var; mutluluk hariç.
Baba konuyu üç aşağı beş yukarı bilse de yine de sorar:
— Oğlum, neyin var?
— Hiiç baba…
— Hastasın?
— Yok baba…
— Moralin mi bozuldu?
— Yook baba…
Zamane ergenlerinin kendilerine has geliştirdikleri ‘homurtu dili’ ne dedikleri belli olmuyor anlaşılmıyor…
Baba ne dese olmuyor “Bu çocuk için doktor değil, veteriner bile çare bulamaz” diye içinden geçirir. Çaresiz çıkar odadan…
Ama çaktırmadan bir plan kurar.
Evde ne var? Bir adet baba. Bir adet suratı düşük ergen. Bir adet de yıllar öncesinden kalmış kurt postu.
Baba, postu üzerine geçirir… Eller dizler yerde… Kapıya doğru ağır ağır yaklaşır…
Sonra bir uluma:
“Auuuuuuuu!”
Odaya girer.
Bunu gören çocuk önce afallar… sonra kahkahayı patlatır:
— Baba deli misin?!
— Manyak mısın?!
— Ne yapıyorsun yaaa, saçmalama!
Zamane çocuklarının klasik paketi: Saygısız + sevgisiz + kısa kelimeli + düşünmeden konuşmalı.
Baba, kurt postunun içinden başını çıkarır:
— Bak oğlum… Kurt dediğin tehlikeli, ürkütücü bir hayvan. Ama postun içindekinin baban olduğunu bildiğin için korkmadın, hafife aldın, hatta güldün.
Derin bir nefes alır, devam eder:
— Hayat da tıpkı bu kurt postu gibidir. Başına gelen dertlerin içi aslında korktuğun kadar karanlık değildir. Eğer “Bunun içindekini biliyorum, bu da geçer!” dersen, korkmazsın. Korkmayınca hafifler…Hafifleyince de geçer.
— İnancını da koru. Duanı et. Elinden geleni yap. Geri kalanına karışma; onu Yaratan halleder.
Sonra göz kırpar:
— Hem unutma: Trajedi ve mizah kardeştir. Bugün ağladığına yarın güleceksin. O yüzden Kederlere Gül geç!
Yapabileceğin bir şey varsa zaten yaparsın; yoksa boşuna kendini yemiş olursun.
Fıkradan Anladıklarımız
- “Sabreden derviş muradına ermiş.” (Anadolu / tasavvuf geleneği) Acelecilik insanı yorar; sabır ise zamanla yolu açar.
- “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.” (Türk atasözü, Anadolu geneli) Görünürdeki öfkenin ve mutsuzluğun altında çoğu zaman daha derin sebepler vardır.
- “Yükünü bilen yolunu bulur.” (Erzincan yöresi) Sorumluluk alan insan, hayatın yönünü daha net görür.
- “Gönül daralınca dünya dar gelir.” (Konya / Mevlânâ çevresi halk sözü) İnsan çoğu zaman dış dünyayı değil, kendi iç sıkışmasını yaşar.
- “Evlat kokusu cennet kokusudur.” (İslam kültürü yaygın sözü) Aile içi sabır ve şefkat, gençlerin ruh dünyasında en büyük ilaçtır.
- “Korkunun ecele faydası yok.” (Türk atasözü) Sürekli kaygı üretmek sorunu çözmez, yalnızca yükü büyütür.
- “Dert insanı yoğurur.” (Doğu Anadolu halk sözü) Sıkıntılar bazen insanın karakterini olgunlaştıran imtihanlardır.
- “Taş düştüğü yerde ağırdır.” (Anadolu geneli) Gencin yaşadığı sorun, dışarıdan küçük görünse de onun dünyasında ağır olabilir.
- “Çocuğun dili kısa, derdi uzun olur.” (Karadeniz yöresi) Ergenlik döneminde ifade eksikliği çoğu zaman yanlış anlaşılmalara yol açar.
- “Her gecenin bir sabahı vardır.” (İslam irfanı / halk sözü) Sıkıntıların kalıcı olmadığını hatırlamak insana güç verir.
- “Boş duranın aklına vesvese gelir.” (Gaziantep yöresi) Faydasız düşünceler çoğu zaman üretimsizlikten beslenir.
- “İnsan kendine ettiği kötülüğü kimse etmez.” (Kars yöresi) Gereksiz kaygı ve kuruntular insanın kendi ruhunu yorar.
- “Tedbir kuldan, takdir Allah’tan.” (İslam dünyası yaygın sözü) İnsan gayretini göstermeli, sonucu tevekkülle karşılamalıdır.
- “Gülen yüz pas tutmaz.” (Rumeli Türkleri sözü) Mizah ve tebessüm, psikolojik yükleri hafifletir.
- “Düşen kalkar, duran kalır.” (Azerbaycan Türkleri) Hayatta ilerleme ancak çaba ve hareketle mümkündür.
- “Ananın duası, babanın gölgesi eksik olmaz.” (Yörük halk sözü) Aile desteği, gençlerin zorlu dönemlerinde en sağlam dayanaklardan biridir.
- “Küçük dert büyütülürse dağ olur.” (Tokat yöresi) Zihinde sürekli taşınan kaygılar olduğundan büyük görünür.
- “Gül geç, ömür geçer.” (metninize özel özdeyiş) Geçici meseleleri kalıcı kedere dönüştürmemek gerekir.
- “Aklı çalışanın yükü hafifler.” (Türk dünyası ortak hikmet) Okuma, araştırma ve düşünme insanın dert algısını küçültür.
- “Dünya bir gölgelik, insan bir yolcudur.” (İslam irfan geleneği) Hayatın geçiciliğini bilen kişi sıkıntılara daha geniş bir perspektiften bakar.
Metin KOCA