9.Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

9.Mideyi Bastır, Kafayı Sustur

Dünya tarihi boyunca sistem değişti, yönetimler değişti, ama değişmeyen tek şey vergilerin fakirin sırtına binmesi oldu.

Kapitalizm denilen dev canavar, aynı oyunu asırlardır oynuyor:

Zengin sermayeyi biriktirir, fakir borcunu biriktirir.

Bugün modern bankalar neyse, Osmanlıdaki “Galata bankerleri” oydu.

Devlet kasası boşalınca yine fakirin cebine uzanılırdı. Halk, sabah pazara çıkarken “soğan kaç para oldu?” diye düşünürken, market market dolanır 3 kuruş ucuzunu bulmak için…. zengin ise sofralara kaç şişe şarap açılacağını hesaplıyordu. Birinin derdi karnını doyurmak, diğerinin derdi kârını büyütmekti.

Kapitalizmin ince zekâsı burada gizliydi: Fakiri o kadar yorar ki, adamın düşünecek hâli kalmaz. Önce kampanyalarla, reklamlarla, hayallerle aldırır borca sokar. Kazandığı da zaten minimaldir. Midesiyle uğraşır durur…

Karnı aç olanın aklı fikri sadece ekmektedir; adaleti, hakkı, hukuku sorgulamaya mecali yoktur.

‘’Mideyi bastır, kafayı sustur.’’

Devletin vergi sistemi de buna çanak tutar. Zenginin vergisi affedilir, fakirin vergisi katlanır. Çünkü zenginle uğraşmak “devletle kavga etmek” gibidir; ama garibanın kapısını çalınca en fazla bir tas çorba soğur.

İşte böylesi bir düzende, halkın sesi çoğu zaman çıkmaz çıkamaz. Çıkarsa ötekileşir ve pişman edilir.  Ama arada bir, Bekri Mustafa gibi “dünyayı kafasının dumanıyla bile sorgulayan” tipler çıkar. Onlar sarhoş görünür ama sözleri ayıkların cesaret edemediği kadar berraktır. Akıllı işi değildir böyle sistemde yanlışları söylemek…

Bekri Mustafa’nın gözüyle bakalım tarihe… ve de tarihin gözüyle bu güne…

Zaman odur ki

Osmanlı’da sistem basitti:

Gayrimüslimlerin toprağı varsa haraç, eli ayağı varsa cizye… Müslümanlardan ise “kervan yolda düzülür” mantığıyla her tür vergi alınırdı. Haraçla, cizyeyle işi bitiren yabancılar askere gitmez, başka vergi vermez, keyiflerine bakarlardı. Müslüman ise “devlet kuşu” değil “devlet vergisi”yle yaşardı.

Zamanla buğun olduğu gibi Müslüman ezildi fakirleşti, yabancı zenginleşti. Öyle ki devlete ‘’Galata Bankerleri’’ gibi devlete yüksek faizli borç verir hale geldiler.

Gittikçe devlet sistemi bozulunca, memurlar da haracı yanlış yerden toplamaya başladı. Zenginlere diş geçiremeyince, meyhanelere dadandılar. Gerçi yönetenler de zenginler değil miydi. Zengini sıkıştırırsan kapı gibi adamlar çıkar karşına, ama meyhanede sarhoşla uğraşırsan en fazla küfretmiş olur.

Bir gün böyle bir tahsildar kafilesi Bekri Mustafa’nın oturduğu meyhaneye daldı. Bekri, masaya abanmış, şarabı içip içip memleket meselelerini çözüyordu. Klavye delikanlıları doğmamıştı o zamanlar….

Memurlar soruverdi:

— Kafa kâğıdın nerede? Gavursan haracı basarız!

Bekri’nin gözü çakmak çakmaktı. Başladı:

— Siz devletin erkanına bakın! Şatafat, israf, dengesizlik… Sarayda ipekten perdelere güneş doğmuyor, halkın üstüne de devamlı vergi doğuyor! Haraç maraç yok sana!

Alkolün de gazıyla “defolun karşımdan” diye devletin memurlarını hem azarladı hem de tokadı bastı. Memurlar şaşkın; “Buna sadece vergi değil, devletin değer veyargılarını aşağılamaktan biraz hapis biraz da dayak düştü!” diye güvenliği çağırdılar. Bekri apar topar götürülürken yolda tanıdıklarıyla karşılaştı.

— Ula Bekri, ne oldu, nereye götürürler seni?

— Haraç vermedim diye götürürler!

Tanıdıkları kahkaha attı:

— Ula, sen Müslümansın, niye söylemedin? Müslümandan haraç alınmaz. Bu memurlar gavur mu bilmiyolar mı bunu?

Bekri derin bir nefes çekti, gözlerini kısarak dedi ki:

— Vallahi aklıma gelmedi Müslüman olduğum… Çünkü alkol var, haksızlık var, eşitsizlik var, rüşvet var, torpil var… Devlet kendi halkına haraç kesiyor, kumar var, yalancılık var, dolandırıcılık var, yetim hakkı yemek var… Devletin malı deniz, yiyen kerizler var…

Gavur huzurla yaşar, Müslüman ezilir…Sonra başını eğip ekledi:

— Sahiden biz Müslüman mıyız, değil miyiz, ben de karıştırdım gitti!

Bunu duyan vergi memurları dondu kaldı. “Ulan adam hem  haklı, hem sarhoş, Medyaya düşmeyelim bırakalım bunu !” dediler ve Bekri’yi serbest bıraktılar. Sonra döndüler, başka garibanların peşine düştüler. Çünkü Osmanlı’da sistem değişmişti:

Vergi, güçlüden değil, kolaydan ve zayıftan alınırdı…..

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Aç ayı oynamaz.” (Türk atasözü, Anadolu geneli) Temel ihtiyaçları karşılanmayan insanın düşünmeye ve sorgulamaya gücü kalmaz.
  2. “Kepçe büyük kazandan yer.” (Gaziantep yöresi) Güçlü kesimler sistemin nimetlerinden daha fazla faydalanır.
  3. “İğreti mal tez gider.” (Amasya yöresi) Emeğe dayanmayan servet ve düzen kalıcı olmaz.
  4. “Dar boğazdan geçen çok olur.” (Kayseri esnaf sözü) Kriz dönemlerinde yük çoğu zaman halkın sırtına bindirilir.
  5. “Dolu testi ses çıkarmaz.” (Türk atasözü) Gerçek bilgelik çoğu zaman bağırmadan hakikati gösterir; Bekri Mustafa’nın sözü bunun örneğidir.
  6. “Tarlayı süren ekmeği yer.” (Konya / Karaman yöresi) Alın teriyle çalışan üretir, hazır yiyen tüketir.
  7. “Kimin sırtı kalınsa yük ona hafif gelir.” (Sivas yöresi) Varlıklı kesim, ekonomik sıkıntıları daha az hisseder.
  8. “Unu elemiş eleği asmış.” (Türk atasözü) Sorumluluk duygusu kaybolduğunda toplum çözülmeye başlar.
  9. “Suyu bulanık olan göl balık vermez.” (Doğu Anadolu sözü) Adaletsiz sistem verimli toplum üretmez.
  10. “Kepenk kapanınca pazar susar.” (İstanbul esnaf sözü) Ekonomik baskı arttığında üretim ve ticaret zayıflar.
  11. “Aç kurt kapıya erken gelir.” (Erzurum yöresi) Yoksulluk arttıkça toplumsal huzursuzluk da artar.
  12. “Helal kazanç geç gelir, bereketli gelir.” (İslam irfan geleneği) Emekle kazanılan az bile olsa huzur verir.
  13. “Boğaz derdi aklı yorar.” (Tokat yöresi) Sürekli geçim kaygısı yaşayan insan uzun vadeli düşünemez.
  14. “Taşın ağırlığı düştüğü yerde belli olur.” (Van yöresi) Vergi ve ekonomik yükü en çok alt kesim hisseder.
  15. “Ekin zayıfsa biçen çok olur.” (Kars yöresi) Savunmasız halk, sistem tarafından daha kolay hedef alınır.
  16. “Yamalı bohça çabuk dağılır.” (Anadolu halk sözü) Sürekli geçici çözümler üreten ekonomik düzen sürdürülebilir olmaz.
  17. “Gözü aç olanın karnı doymaz.” (Türk atasözü) Aşırı sermaye birikimi toplumsal dengeyi bozar.
  18. “Kuru değirmen dönmez.” (Afyon yöresi) Üretim olmadan sadece borç ve vergiyle düzen kurulamaz.
  19. “Ateş bacayı sararsa ev durmaz.” (Rize yöresi) Ekonomik kriz sadece cebin değil toplum ruhunun da çökmesine yol açar.
  20. “Halkın sabrı ince iptir.” (Türkmen halk sözü) Sürekli gerilen toplum bir noktada kopar.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir