10.Ağaçtaki Çuval !
Minareyi çalan kılıfını hazırlar” der atalarımız. Öyle ya, kılıfı olmayan hırsız mı olur? Kimi hırsız minareyi sırtlar götürür, kimi hırsız koca bir toplumun hakkını….
Modern hukuk sistemi bazen örümcek ağına benzer. Güçlüler ağı deler geçer, zayıf olan sinekler o ağda takılır kalır. Kanunları güçlüler yaptığı için, yine en çok onlar ve yakınları korunur. Gariban vatandaş, en ufak bir hatasında yargının çarklarında öğütülürken, “büyük hırsızlar” çoğu zaman devlet protokolünde ağırlanır.
Ama unutmamalıyız ki, hayat boyunca hep gözleniriz. Ya komşularımızın gözüyle, ya devletin kameralarıyla, ya da vicdanımızın terazisiyle…
Asıl mesele şudur:
Hırsız kimdir? Çalan mı suçludur, yoksa çaldıran mı? Malını korumayan mı sorumludur, yoksa sistemi kurmayan mı?
Bugün nelerimiz çalınmadı ki hayatta?
Cebimizdeki üç kuruş parayı belki kimse fiziken almadı; ama değerini kim çaldı?
Adalete olan güvenimizi kim götürdü?
İnsanlara duyduğumuz saf güveni kim aşırdı?
Dürüstlüğü, namusu, emeğin kıymetini kim yerine “pislik” koyar gibi kirletti?
Eğer gönül hırsızına “değerli” dersek;
adalet hırsızına ne diyeceğiz?
Emek hırsızına ne diyeceğiz?
Yalanla makam kapan, torpille mevki alan, başkasının hakkını yiyen… Bunlar gönül hırsızı kadar masum mudur, yoksa daha mı azılıdır?
İslâm’ın adalet anlayışı, “hakkı hak sahibine vermek”ti. Doğruya doğru demek, yanlışı saklamadan ortaya koymaktı. Şimdi soralım: Adalet neydi? Dürüstlük neydi? Yalan konuşmak neydi? Eğer bunların tanımı bozulursa, hırsız sadece çuvaldan para çalan değil; bir milletin umudunu, geleceğini ve değerlerini çalan kişi olur.
Ve asıl acı olan şudur: Bu hırsızlıkların üstü kılıfla örtülür, mahkeme salonlarında aklanır, toplumun gözünde meşrulaştırılır.
O yüzden belki de en tehlikeli hırsız, kapımızı kıran değil; içimizdeki güven duygusunu çalıp yerine pislik bırakan o görünmez ellerdir.
“Ben yorgunum, patron… İnsanların kalplerinde birbirlerine yaptıkları tüm o kötülükleri hissetmekten yorgunum.” (Yeşil Yol)
Zaman Odur ki
Çok çok eski zamanlardan bahseder bu fıkra…buradaki hoca hangi hocadır onu bilmem belki de sensin ya da ben….ya da hayal dünyasının bir mağduru…
Bakalım bu hoca kimmiş!!
….
Hoca çalışmış çabalamış, helalinden çoluk çocuk hep birlikte para biriktirmişler. para biriknce de korkusu artmış tabiiki… onu saklamak lazım. Emniyete almak lazım….
Bir gün evde kimse yokken gizlice bir kuyu kazıp gömdü. Uzaktan bakıp kendi kendine düşündü:
— “Ben hırsız olsam, buraya para saklandığımı anlarım…”
Sonra oradan çıkardı, başka bir yere koydu. Oradan aldı, bankaya götürdü, bankadan aldı eve getirdi. Bir türlü içi rahat etmedi.
En sonunda bir çuvala koydu, ormana gitti. Bir ağacın tepesine çıkıp çuvalı oraya astı. Uzaktan baktı:
— “Hırsız kuş olacak değil ya, bu param burada güvende kalır.” dedi.
Ama unuttuğu şey şuydu: Hırsız çalmaya karar verdiyse, çalacağının nerede olduğunu da bir şekilde bulur. Nitekim hoca gidince işini bilen bir el çuvalı indirdi; içindekileri boşalttı ve yerine de biraz pislik doldurup geri yerine astı.
Günler geçti. Hoca paraya ihtiyaç duydu, gitti. Çuvalı açınca ne görsün? Para yok, içinde sığır pisliği!
Şaşırdı, kendi kendine söylendi:
— “Biz insan çıkamaz dedik, meğer sığır çıkmış; hem de içine pislemiş!”
Ama hoca hukuka inanan biriydi. Doğru mahkemeye gidip şikâyetçi oldu. ( Hırsız bulunurdu. her taraf kamera dolu. Adalet yerini bulmalı. Alın teri kutsaldır…)
Kısa bir süre geçti. ben diyeyim 3 yıl. siz deyin beş yıl. hırsız mahkemeye getirildi. Hoca parasına kavuşabilmenin umudunda. çoluk çocuk perişan….
Mahkeme Salonunda, Savcı, iddianameyi okudu. Kamera kayıtları, şahitler, deliller; dosya kabarıktı. Hakim sonunda sanığa döndü:
— “Suçüstü görüntüler var. Ne diyorsunuz bu işe?”
Avukat ayağa kalktı, cübbesinin eteklerini düzeltti. Kendinden emin bir sesle başladı:
— “Sayın hakim, müvekkilim ormanda gezerken bir ağacın tepesinde asılı bir çuval görmüştür. İçindekini almıştır, bu doğrudur. Ancak unutmamalıyız ki o çuvalı alan müvekkilimin eli ve koludur; tüm vücudu değil! Bir kolun işlediği hatanın bedelini neden bütün beden çeksin? Bu nedenle cezanın yalnızca müvekkilimin koluna verilmesini talep ediyoruz. Ayrıca, çuvalı ağaca asarak müvekkilimi tahrik ve teşvik eden hocanın en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Müvekkilim toplumsal bir şahsiyet olduğu hâlde olumsuz etkilenmiştir…”
Salon kahkahaya boğulmasa da, herkesin dudak kenarı kıpırdadı. Hakim düşündü, sonra konuştu:
— “Avukat bey, dediğiniz mantıksız değil ama… İnsanla kolunu ayırmak da kolay değil. Kanuna göre suç şahsidir, kol tek başına hapse giremez. Ama cezayı da ona göre ayarlamak gerekir.”
Karar: Hakim tokmağını kaldırdı:
— “Sanık X kişisi, hırsızlık suçundan 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Ancak tahrik ve teşvik indirimiyle ceza **1 yıla düşürülmüştür. Bu ceza yalnızca müvekkilinizin koluna verilmiştir. Kol tek başına hapiste kalamayacağı için isterse sahibi de refakatçi olarak kolla beraber gidebilir. Ayrıca, suça sebebiyet veren, toplumsal düzeni bozacak şekilde malını korumayı beceremeyen hoca da ilgili kanun maddelerine göre 13 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.”
Tokmak indi.
Salon bir anda sessizleşti.
Avukat ve hırsız birbirlerine baktılar. Sonra hırsız, ceketinin altından çıkardığı takma ağaç kolu sanık sandalyesine bıraktı, gerçek kollarıyla kapıyı açtı, avukatıyla birlikte dışarı çıktı.
Hoca şaşkın, iki jandarma arasında kaldı. Hak ve hukuk adına o götürüldü cezaevine.
O gün milletin aklına şu soru kazındı:
— “Kırılan kol muydu, yoksa adaletin omurgası mı?”
Fıkradan Anladıklarımız
- “Doğru terazi eğri tartmaz.” (Türk atasözü, Anadolu geneli) Adaletin ilk şartı ölçünün herkese eşit uygulanmasıdır.
- “Kör kazma ile bağ bellenmez.” (Amasya yöresi) Bozuk hukuk sistemiyle sağlam sonuç alınamaz.
- “Suç gizlenirse kök salar.” (Kars yöresi) Üstü örtülen haksızlık zamanla kurumsallaşır.
- “Haksız mal tez tükenir.” (Türk atasözü) Emeğe dayanmayan kazanç kalıcı olmaz.
- “Çürük direk dam tutmaz.” (Sivas yöresi) Adalet mekanizması bozuksa toplumun çatısı sızdırır.
- “Elin kiri suyla, vicdanın kiri hakla çıkar.” (İslam irfan geleneği) Haksızlığın temizliği ancak hakkı sahibine vermekle mümkündür.
- “Kuyu eğri kazılırsa su bulanık çıkar.” (Kayseri yöresi) Sürecin başı bozuksa sonuç da bozuk olur.
- “Zayıf dal çok yük kaldırmaz.” (Tokat yöresi) Güçsüz vatandaş sistem baskısını daha ağır hisseder.
- “Çobanın adaleti sürüye huzur verir.” (Türkmen halk sözü) Yönetimde adalet, toplumda güven üretir.
- “Karanlık oda aynayı suçlar.” (Doğu Anadolu halk sözü) Bozuk düzen kendi kusurunu mağdura yükler.
- “İp ince yerinden kopar.” (Türk atasözü) Sistem baskısı önce en savunmasız kişileri kırar.
- “Haram malın ateşi geç sönmez.” (Anadolu irfan sözü) Haksız kazanç sadece sahibini değil çevresini de yakar.
- “Yaman hırsız ev sahibini bastırır.” (Türk atasözü) Suçlunun mağduru suçlu göstermesi en tehlikeli adaletsizliktir.
- “Kantar şaşarsa yük suçlanmaz.” (Gaziantep yöresi) Sorun çoğu zaman bireyde değil sistemi tartan ölçüdedir.
- “İnce hesap kalın zarara döner.” (Konya esnaf sözü) Küçük menfaat uğruna adaletin bozulması büyük toplumsal kayıplara yol açar.
- “Kırık testi su tutmaz.” (Türk atasözü) Güven kaybedilmişse kurumlar işlevini yitirir.
- “Yel esince zayıf yaprak düşer.” (Rize yöresi) Kriz zamanlarında ilk zarar görenler dar gelirli ve güçsüz kesimlerdir.
- “Kurt kapıya değil sürünün boşluğuna bakar.” (Erzurum yöresi) Hırsızlığı büyüten şey çoğu zaman denetimsizliktir.
- “Hak gecikirse gönül yorulur.” (İslam hukuk hikmeti) Geciken adalet toplumsal inancı aşındırır.
- “Adaletin gölgesi serin, zulmün ateşi derindir.” (Türk–İslam hikmet geleneği) Bir toplumun huzuru adaletin gücüyle ölçülür.
Metin KOCA
