12.Evdendir Padişahım… Evdendir

12.Evdendir Padişahım… Evdendir

İnsan, elinin izini bırakır dünyaya; Ve her nasır, bir destanın parmak izidir.

Bir insanın başını sokacak evi yoksa, varsa da kirası maaşını aşıyorsa…
Çocuklarının geleceğini düşünürken her gece uykusuz kalıyorsa;
O insanın alnındaki ter değil, içindeki umudu kurur önce. Yerini yavaş yavaş öfke alır. Sessiz, içten içe büyüyen bir öfke.

Geçim sıkıntısı yaşayan biri, isterse mesleğinin en iyisi olsun; işine ruhunu veremez.
Çünkü gözü ustabaşında değil, pazardaki etiketlerdedir.
Kulağı müşteri memnuniyetinde değil, ev sahibinin vereceği son mühlettedir.
Eli taşta gibi görünür ama aklı “Bu ay doğalgazı mı yatırayım, çocuğa okul pantolonu mu alayım?” sorusuna takılı kalmıştır.

olaya sadece madde ve somut unsurlar olarak ta bakmamak gerekir.

Evdeki huzur ve huzursuzluk ta bütün işimizi ve aşımızı ve aşıkımızı oumlu veya olumsuz etkileyecektir.

Bunların yanında,  ülkede hukuk sistemi güven vermiyorsa, adalet kimin güçlü olduğuna göre şekilleniyorsa;
Orada alın teri sadece yer siler, zihin ise başka yollara yönelir.

Din adamı halkı değil, kendi menfaatini düşünüyorsa…
Siyasetçi gerçeği değil, tribünleri oynuyorsa…
Dürüst insanlar konuşmaktan çekinir hale gelir; çünkü artık bağıran haklıdır.
En çok bilen değil, en çok gösteriş yapan kazanır.
En ahlaksız en dindar görünür.
En işsiz olan en lüks hayatı yaşar.

Ve insan…
Barınamıyorsa, dinlenemiyorsa, yılda bir tatili bile hayal edemiyorsa;
Borçla uyanıyor, borçla uyuyorsa…
İster duvar ustası olsun, ister öğretmen, ister sanatçı, ister zanaatkâr — işine kendini veremez.
Çünkü yük sırtında değil, zihnindedir.
Zihni meşgul olan biri, neyi sağlam kurabilir ki?

Bu noktadan sonra işini hakkıyla yapmak değil,
Nasıl kısa yoldan geçiştiririm, nasıl daha az çabayla daha çok kazanırım,
Nasıl dolanırım sistemi — onun hesabına düşer.

Sonra da sistem, billboardlara süslü sloganlar asar:
“Değerler eğitimi”, “Ahlak reformu”, “Milli kalkınma vizyonu”…

Ama duvara afiş asmakla bina sağlam olmuyor.
Temel çürükse, boyanın anlamı yok.

Bir toplumda insanlar yalnızca konuşanlara değil, yaşayanlara da bakar.
Ve eğer yaşayanlar şatafatlı yalanlarla sıyrılıyorsa,
Suskunlar sessizce çürür.

Tıpkı dışarıdan bakınca parlayan ama içten içe çürüyen toplumlar gibi…
Kuzey Kore’ye sorun, en zeki, en gelişmiş milletin kendileri olduğunu söylerler.
Ama dışarıdan bakınca, nasıl bir kafesin içinde yaşadıkları hemen anlaşılır.

Çünkü sorun çarkın dönmemesi değil;
Çarkın kimin sırtından dönüp, kimin cebine aktığıdır.

Oysa bir toplumun rönesansı; krala başkaldırmakla değil,
Halkın temel ihtiyaçlarını gidermekle başlar.
Adaletle…
Güvenle…
Barınmayla…
Aşla…
Ve en çok da huzurla…

Sistemin görevi bireyi köşeye sıkıştırmak değil,
Onu çıkamayacağı karanlıklardan çekip almaktır.

Unutmamak gerekir ki , Aile çökerse toplum çöker. Toplum çökerse düzen değil, sadece propaganda ayakta kalır.

Kırılan her hayal, sistemin tuğlasından düşen bir parçadır.

Ve şunu biliriz ki
Temeli eğri olanın, duvarı düz olmaz.

Zaman Odur ki

Vaktiyle bir duvar ustası, sarayın yakınındaki bir inşaatta duvar örüyordu. Taşları üst üste koyuyor ama duvar… duvar bildiğin yılan gibi kıvrıla kıvrıla yükseliyordu.

Tam o sırada padişah atıyla oradan geçiyordu. Göz ucuyla bir baktı ki, duvar değil sanki deve hörgücü!

Atını durdurdu, kaşlarını çattı:

— Ustaaa! dedi, bu ne hal? Duvar değil, sanki sarhoş gibi zikzak çiziyor. Bunu üstüne bina kursak, içine kimse giremeden çöker. Taşları niye böyle eğri büğrü örüyorsun?

Usta hiç istifini bozmadı, elindeki mala ile harcı yayarken cevap verdi:

— Evdendir padişahım… evdendir.

Padişah bu cevabı duyunca hafif kıllandı. Hemen vezirine dönüp kulağına fısıldadı. Vezir, “baş üstüne sultanım” diyerek çekip gitti.

Aradan birkaç hafta geçti. Padişah yine şehirde dolaşırken aynı ustayı başka bir inşaatta gördü. Ama bu defa… Aman ya Rabbi! Duvar değil sanki halı gibi örülmüş! Taşlar inci gibi dizilmiş, harç bile sanki kuyumcu terazisiyle ayarlanmış. Estetik desen var, simetri desen al sana geometri!

Padişah hayretle atından indi:

— Ustaa! Bu nasıl iş? O gün duvar yılan gibi dolanıyordu, bugün sanat eseri gibi yükseliyor. Nedir bu farkın sebebi?

Usta, yine aynı ustalıkla cevap verdi:

— Evdendir padişahım… evdendir.

Padişah bu cevabı ikinci kez duyunca dayanamadı, vezirini çağırdı:

— Bak vezir, bu adam iki farklı duvar ördü. Biri yamuk, biri sanat eseri! İkisine de “evdendir” dedi. Şimdi sen bana bunun ne anlama geldiğini araştır, çöz ve rapor et!

Vezir üç gün araştırdı, ustanın mahallesine gitti, komşularla konuştu, karısıyla çay içti, ev kirasını hesapladı… Sonra padişahın huzuruna çıkıp şöyle dedi:

— Sultanım, mesele duvarda değil, mesele evde.

— İlk duvarı örerken bu adamın borcu vardı, evi rutubet içindeydi, çocuğu okula gidemiyor, hanımı da “eve ekmek getiremiyorsun” diye surat yapıyordu. Kafası bin türlü dertle doluydu, duvarı da kafasına göre ördü.

— Sonra biz emrinizle borçlarını ödedik, evine destek verdik, çocuğuna kitap defter aldık. Adam artık başını yastığa koyduğunda ev yıkılacak diye korkmuyor. İşine gönlünü verebiliyor.

Ve son noktayı koydu:

— Usta duvarı değil, hayatı örüyordu sultanım. Eğri olan duvar değil, geçim derdiydi.

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Aç ayı oynamaz.” (Türk atasözü) Temel ihtiyaçları karşılanmayan insan işine tam anlamıyla odaklanamaz.
  2. “Evde huzur yoksa elde bereket olmaz.” (Anadolu halk sözü) Aile içindeki huzursuzluk üretkenliği doğrudan etkiler.
  3. “Balık baştan kokar.” (Türk atasözü) Yönetim ve adalet sistemi bozulduğunda toplumun tamamı zarar görür.
  4. “Adalet mülkün temelidir.” (Osmanlı devlet hikmeti / Türk–İslam geleneği) Güven ve hukuk olmadan ne emek büyür ne toplum ayakta kalır.
  5. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” (İslam ahlak geleneği / hadis-i şerif meali) Toplumsal huzur dayanışma ve paylaşmayla mümkündür.
  6. “Tencere kaynamayan evde akıl duman olur.” (Karadeniz halk sözü) Geçim sıkıntısı insanın düşünme gücünü de yıpratır.
  7. “Temeli çürük binanın duvarı düz olmaz.” (Türk atasözü) Sağlam bir düzen kurulmadan yüzeysel çözümler işe yaramaz.
  8. “El eli yıkar, el de yüzü.” (Türk atasözü) Toplum ancak karşılıklı destekle ayakta kalır.
  9. “Aile ocağı sönünce mahalle kararır.” (Ankara yöresi halk sözü) Küçük aile yapısındaki bozulma toplumsal düzeni etkiler.
  10. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” (Osmanlı siyaset hikmeti) Halkın refahı devletin devamlılığının temelidir.
  11. “Kış gelmeden dam onarılır.” (Kayseri yöresi sözü) Sorunlar büyümeden çözülmelidir.
  12. “Aş olmayan evde söz de eksik olur.” (Azeri atasözü) Maddi sıkıntı iletişimi ve aile huzurunu zedeler.
  13. “Borç kapıyı çalınca uyku pencereden kaçar.” (Türkmen atasözü) Ekonomik baskı insan psikolojisini bozar.
  14. “Dertli baş düz duvar örmez.” (Anadolu taşlaması) Zihni yük altında olan kişi işini tam verimle yapamaz.
  15. “Kılıç adalet için, ekmek huzur için gerekir.” (İran / Fars atasözü) Toplum hem güvene hem refaha ihtiyaç duyar.
  16. “Boş çuval ayakta durmaz.” (Türk atasözü) İnsan temel ihtiyaçları karşılanmadan güçlü kalamaz.
  17. “Evdeki yangın sokağa da vurur.” (Urfa yöresi halk sözü) Aile içi sorunlar toplumsal hayata da yansır.
  18. “Geçim sıkıntısı gönül kapısını daraltır.” (Konya halk sözü) Maddi sorunlar ruhsal huzuru azaltır.
  19. “Rızık helalse duvar da sağlam olur.” (Türk–İslam irfan sözü) Emek ve ahlak birlikte olduğunda kalıcı eser ortaya çıkar.
  20. “Usta duvarı değil hayatı örer.” (Modern Anadolu hikmet sözü) İnsanın yaşam koşulları emeğinin niteliğini belirler.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir