16.Kral Sensin! ( Ama Beynin Kimde? )
İnsanoğlu, aklını kullanabildiği sürece insandır.
Aklı rehber edinmeyen kişi ise duygularının, heveslerinin, başkalarının sözüne kananların oyuncağıdır.
Gün gelir alkışlarla tahta çıkar, ertesi gün aynı kalabalığın yuhalamasıyla darağacına yürür.
Bu yüzden, akıl nimeti sadece düşünmek için değil, düşmekten korunmak için de gereklidir.
Tarihte nice insanlar, “sana güveniyoruz” diyerek pohpohlanmış; “bu görevi senden başkası yapamaz” denerek kandırılmış ve sonunda da kurban edilmişlerdir. Bu bazen siyaset meydanında, bazen bir iş yerinde, bazen de mahalle muhtarlığında yaşanır. Yani mesele sadece kral olmak değil, kim tarafından ve hangi niyetle kral ilan edildiğini bilmektir.
Kandırılmanın en yaygın yollarından biri, insanın içindeki zaafları okşayarak onu teslim almaktır. “Sen çok iyisin, senin kalbin temiz” diye başlayan cümleler çoğu zaman aklı devre dışı bırakmak için kurulur. Merhametli olmanın bedeli, bazen beyninden olmaktır. Hele bir de aklına değil duygularına danışarak karar veriyorsan, vay haline!
Toplum olarak duygusal bir milletiz.
İyi niyetliyiz çoğunlukla. Ama bu iyi niyet, bizi istismar edilmeye açık hâle getiriyor. Hele bir de “hizmet” adı altında yapılan tekliflerde, çoğu kişi düşünmeden boyun eğer. Oysa kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bu görevi bana neden teklif ediyorlar? Gerçekten layık olduğum için mi, yoksa bir tuzağın figüranı olayım diye mi?”
Bazı insanlar sizin açlığınızı, bazıları makam sevdanızı, bazıları ise vicdanınızı kullanır. “Sana güveniyoruz” diyenler aslında sizi yem olarak kullanmak istiyor olabilir. Hele bir de önünüze gül dökülüyorsa, bilin ki arkada dikenler hazırlanmıştır.
Bu yüzden bazen sadece akıl da yetmez. Çünkü insan, kendi zaafını göremez. İşte burada devreye istişare girer. Aklına güvendiğin, vicdanından emin olduğun insanlara danışmak, hata riskini azaltır. Modern toplumlar da bunun adını “kamuoyu” koymuştur. Bir kişinin karar vermesiyle, milyonların kaderi değişmesin diye…
Ama dikkat edin: Toplumlarda zalim tek başına zalim değildir. Onu alkışlayan, onunla yol yürüyen, onun ekmeğinden nemalanan “tilkiler” de vardır. Hatta çoğu zaman en tehlikeli olan doğrudan zalim değil, onun kulağına fısıldayan o sinsi akıldır.
Ve unutmayın: Size “Kral sensin!” diyenin gözleri açsa, sizin kafanızı yemeği çoktan planlamıştır.
O hâlde bu hikâyeye sadece bir fıkra olarak değil, bir toplum aynası olarak da bakmak gerekir. Çünkü bazen bizi yiyen aslan değil, kandıran tilkidir. Bazen de en büyük kaybımız, beynimizi teslim ettiğimiz andır…
Zaman Odur ki
Bir varmış, bir yokmuş. Ormanın derinliklerinde yaşlanmış bir aslan yaşarmış. Gücü kalmamış, dişleri gevşemiş, koşarken dili göbeğine dolanır olmuş.
Zavallı aslan, açlıktan düşünemez hale gelmiş. Tam mağarasında kendi kuyruğunu kemirirken, gözüne bir tilki ilişmiş. Hemen yalvarmaya başlamış:
“Ey tilki! Sen ki kurnazlığın kitabını yazmışsın, bana bir geyik getir. Şöyle beyinli bir şeyler yemek istiyorum. Plan basit: Sen kandır, ben pusu kurar, mideye indiririm. Sni de yardımcım yaparım…”
Tilki, bu daveti geri çevirmemiş çünkü bedava beyin ziyafeti kimin hoşuna gitmezdi?
Az gitmiş, uz gitmiş, ormanda kekik kokularını takip ederek bir geyiğe rastlamış. Hemen gözünü süzüp başlamış anlatmaya:
“Canım kardeşim! Orman meclisi toplandı, ‘Bu aslan yaşlandı, tacı da sallanıyor’ dediler. Seni yeni kral ilan ettiler. Kurt’u düşündüler ama o herkesin ciğerine göz diktiği için elediler. Demokrasi kazandı, halk seni istiyor!”
Geyik, önce şaşırmış ama sonra gururu okşanınca burnu havaya kalkmış. “E ben de yakışırım aslında” deyip abdestini tazeleyip tilkinin peşine takılmış.
Mağaraya yaklaşınca tilki içinden gülmüş: “Bu geyik değil, doğrudan yahnilik.”
İçeri girer girmez aslan pusuya yatmış ve zıplayıp geyiğe saldırmış. Ama yaşlılık bu ya, sadece birkaç çizik atabilmiş. Geyik panikleyip ormanın derinliklerine kaçmış.
Aslan, “Ayy, belim tutuldu, tilki bey! Ne olur bir daha getir,” diye sızlanınca tilki önce nazlanmış ama birkaç makam sözü daha alınca geyiğin peşine düşmüş.
Bu sefer daha yaratıcı yalanlarla gelmiş:
“Ah canım kardeşim, sen içeri girerken Aslan sana kral sırrını fısıldayacaktı. Ama sen panikle kaçınca kulağın çizildi. O sadece kulağına ‘Majesteleri’ diyecekti. Krallığın yollarını anlatacaktı. Halk böyle üzerine atlarsa ne yapman gerektiğini öğretecekti….”
Geyik, biraz tereddüt etmiş ama bir görev bilinciyle geri dönmüş. “Koskoca ormana mahcup olmayayım şimdi, Madem beni layık görmüşler….” demiş.
İkinci gelişlerinde aslan bu kez işi sıkı tutmuş. Geyik içeri girer girmez, “Ne sırrı ne majestesi!” diyerek zıplamış üstüne, bu sefer işi bitirmiş.
Aslan, açlığını bastırmış bastırmasına ama o sırada tilki sinsice yaklaşmış ve geyiğin beynini mideye indirmiş gizlice. Aslan dönüp sormuş:
“Beyni n’oldu bunun? Neden beyni yok ?”
Tilki patlatmış cevabı:
“Aslan kardeş, eğer bu geyiğin beyni olsaydı, aynı numarayla iki kere kandırabilir miydim?”
Fıkradan Anladıklarımız
- “Akıl akıldan üstündür.” (Türk atasözü) İnsan kendi zaafını her zaman göremeyebilir; istişare şarttır.
- “Her sakallıyı deden sanma.” (Türk atasözü) Güvenmeden önce niyeti ve amacı sorgulamak gerekir.
- “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” (Türk atasözü) Övgü ve pohpohlama çoğu zaman manipülasyon aracı olabilir.
- “Aklını kiraya veren, başını belaya verir.” (Anadolu irfan sözü) Başkalarının sözüyle hareket eden kişi ağır bedel öder.
- “Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.” (Türk atasözü) Düşünmeden alınan kararların yükünü insan sonradan taşır.
- “Makam sevdası gözü kör eder.” (Osmanlı hikmet sözü) Güç arzusu muhakemeyi zayıflatır.
- “Tilkinin aklına uyarsan postundan olursun.” (Karadeniz halk sözü) Sinsi yönlendirmelere karşı dikkatli olunmalıdır.
- “Bir musibet bin nasihatten iyidir.” (Türk atasözü) İnsan bazen yaşadığı zarardan sonra uyanır.
- “Dost kara günde belli olur.” (Türk atasözü) Gerçek dost seni tuzağa değil hakikate götürür.
- “Körle yatan şaşı kalkar.” (Türk atasözü) Yanlış insanlarla sürekli beraber olmak zihni de bozar.
- “El elden üstündür.” (Türk atasözü) Her şeyi bildiğini sanmak büyük yanılgıdır.
- “Sözün balı çoksa ardında iğne ara.” (Kayseri yöresi sözü) Aşırı övgü çoğu zaman çıkar kokar.
- “Nefsine hoş gelen söze hemen kanma.” (Türk–İslam irfan sözü) İnsan en çok kendi zaafından yakalanır.
- “Kralı tahta çıkaran kalabalık, indireni de aynı kalabalıktır.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Toplumsal alkış kalıcı güvence değildir.
- “Niyet bozuksa nasihat de tuzaktır.” (Azeri atasözü) Güzel sözler kötü amaçları gizleyebilir.
- “Acele işe şeytan karışır.” (Türk atasözü) Düşünmeden karar vermek hatayı büyütür.
- “Menfaat dostluğu kısa sürer.” (Türkmen atasözü) Çıkar üzerine kurulu ilişkiler kalıcı olmaz.
- “Geyik ikinci kez aynı yola düşmez, düşerse aklını yitirir.” (Anadolu taşlaması) Aynı hatayı tekrar etmek düşünce eksikliğidir.
- “İstişare rahmettir.” (Türk–İslam kültürü) Doğru karar ortak akılla güçlenir.
- “Beyni teslim eden, tacı da teslim eder.” (Modern Anadolu hikmet sözü) Aklını başkasına bırakan kişi kaderini de bırakmış olur.
Metin KOCA
