177.Bir Patlıcan Uğruna…

Ben padişahın yalakasıyım. Patlıcanın değil !

177.Bir Patlıcan Uğruna…

Toplumların tarih boyunca karşı karşıya kaldığı en büyük zafiyetlerden biri, fikrin değil, şahısların kutsanması olmuştur.

Bu durum, bireylerin düşünce üretme yeteneğini köreltir, sorgulama refleksini bastırır ve toplumu şekillendiren karar mekanizmalarını sağlıksız hale getirir.

Yönetici ne söylerse doğru, lider ne yaparsa haklı kabul edilirse; geride kalanlar yalnızca alkış tutar, düşünmez, sorgulamaz, cesaret etmez hale gelir. Oysa ilerleme, eleştiri kültürüyle; sağlıklı yönetim ise çoğulcu bakış açısıyla mümkündür.

Bir toplumda dalkavukluk, yalnızca gülüp geçilecek bir karakter zafiyeti değil, ciddi bir toplumsal hastalıktır.

Dalkavuklar; güç kimdeyse ona göre şekil alır, doğrularını değil, işlerine geleni söyler, menfaate dayalı bir sadakat gösterirler. Bu tip kişiler; gerçeği eğip büker, eleştirel düşünceyi küçümser, toplumun geleceğini değil, kendi çıkarını gözetir.

Asıl trajikomik olan ise dalkavuğun yalnızca yöneticiyi değil, toplumun genel ahlaki ve düşünsel sağlığını da tehdit etmesidir.

Bu bağlamda, aşağıdaki fıkra; dalkavukluk, iki yüzlülük, sorgulamama ve otoriteye körü körüne bağlılık gibi bireysel zafiyetleri hiciv yoluyla çok güzel yansıtmaktadır. Hem güldürürken düşündüren bu fıkra, aynı zamanda tarihsel ve toplumsal bir ders niteliğindedir.

Zaman odur ki;

Çook eski zamanlarda bir padişah varmış. Bu padişah, o sıralar patlıcanı çok severmiş. Günlerden bir gün saray erkanıyla sohbet ederken şöyle demiş:

Padişah:
“Şimdi şöyle nefis bir patlıcan oturtması olsa da yesek, ne kadar güzel olurdu değil mi?”

Dalkavuk hemen atılmış:
“Buyruğunuz başım üstüne efendim! Patlıcan gerçekten mübarek bir yiyecektir. Oturtması ayrı güzel, kebabı ayrı lezzetli.”

Padişah heveslenmiş:
“Patlıcan kızartması yok mu? Yemeye doyamıyorum! Hele zeytinyağlı rulo sarması… Oof ki ne oof!”

Dalkavuk daha da coşmuş:
“Kesinlikle padişahım. Yanında bir de yoğurt oldu mu… Mis gibi olur. Öncesinde de patlıcan çorbası… Dört dörtlük bir sofra!”

Padişah gülerek devam etmiş:
“İmam bayıldıya da bayılıyorum doğrusu.”

Dalkavuk onaylamış:
“Elbette! Közlenmişi, söğürtmesi, dövmesi… Hepsi ayrı şahane. Hele en son patlıcan reçeliyle taçlandırdık mı sofrayı, değmeyin keyfimize!”

Sarayda artık herkes padişahın patlıcana olan düşkünlüğünü öğrenmiş. O günden sonra mutfakta sadece patlıcan yemekleri pişer olmuş. Sevmeyenler bile seve seve yer gibi yapar, öve öve bitiremezlermiş. Herkes, padişah ne seviyorsa onu sever görünürmüş.

Gel zaman git zaman, padişah bu işten bıkmaya başlamış. Aynı tat, aynı yemekler… Bir gün sarayda şöyle demiş:

Padişah:
“Yeter artık! Nedir bu patlıcan sevdası? Tadı da bir tuhaflaştı sanki. Ne kebabı kaldı, ne oturtması… Bıktım vallahi!”

Dalkavuk hemen yön değiştirmiş:
“Çok haklısınız padişahım. Zaten bu patlıcan hiç de yenilesi bir şey değil. Ne tadı var, ne de besleyici bir değeri. Hatta zararlı bile olabilir.”

O sırada olayı baştan sona izleyen aklı başında bir vezir, dalkavuğu bir kenara çeker ve şöyle der:

Vezir:
“Yahu sen daha geçen gün patlıcanı göklere çıkartıyordun. Şimdi yerin dibine sokuyorsun. Hiç mi sözünün ağırlığı yok? Hiç mi fikir sabitin yok?”

Dalkavuk gülerek cevap verir:
“Ah Vezir Efendi… Ben padişahın yalakasıyım, patlıcanın değil!”

Fıkradan Anladıklarımız:

1. “Rüzgâra göre eğilen dal, kök tutmaz.” (Anadolu halk sözü, Konya yöresi) — İlkesiz insan menfaate göre yön değiştirir.

2. “Her kapıya göre selam verenin eşiği olmaz.” (Edirne yöresi halk sözü) — Güce göre tavır değiştiren kişi güven kaybeder.

3. “Söz, sahibinin gölgesidir.” (Osmanlı hikmet geleneği) — İnsan karakteri en çok tutarlılığıyla anlaşılır.

4. “Dün öven, bugün yerenin dili kiralıktır.” (Bursa yöresi halk sözü) — Fikir değil çıkar peşinde olanlar kolay saf değiştirir.

5. “Kime kul olduysan ona benzer söz söylersin.” (Anadolu irfan geleneği) — İnsan bağlı olduğu gücün dilini konuşur.

6. “Kırk yalan bir menfaate sığar.” (Tekirdağ yöresi halk sözü) — Çıkarcı insanlar doğruyu kolayca eğer büker.

7. “Dalkavuğun aynası efendisinin yüzüdür.” (Osmanlı saray halk sözü geleneği) — Yalaka kişi kendi fikrini değil, güç sahibinin fikrini yansıtır.

8. “Sofrada patlıcan değişir, yalakanın dili değişmez.” (özdeyiş, Metin Koca tarzı) — Menfaatçi insan her şartta kendini korur.

9. “Çok övenin gönlünde hesap vardır.” (Anadolu halk sözü, Kayseri yöresi) — Aşırı övgü çoğu zaman samimiyetten uzak olur.

10. “Güç gölgesinde büyüyen söz, güneşte solar.” (Anadolu irfan geleneği) — Menfaat üzerine kurulan sadakat kalıcı olmaz.

11. “Korkudan susan, yalakalıktan konuşan birdir.” (Trakya halk sözü, Kırklareli yöresi) — İkisi de hakikati örter.

12. “İlkesiz akıl, rüzgâr gülü gibidir.” (Balkan Türkleri halk sözü) — Nereden eserse oraya döner.

13. “Bugün patlıcan diyen, yarın kabak der.” (yöresel söz, Bursa mutfak halk mizahı) — Tutarsızlık kişiliği zayıflatır.

14. “Doğru söz padişahı da rahatsız eder.” (Anadolu irfan sözü) — Gerçek eleştiri çoğu zaman rahatsızlık verir ama faydalıdır.

15. “Sarayın sessizliği, halkın çığlığıdır.” (özdeyiş, Metin Koca tarzı) — Kimsenin konuşmadığı yerde sorun büyür.

16. “Laf çoksa fikir azdır.” (Türk dünyası sözü, Kazak Türkleri) — Sürekli övgü düşünce üretmez.

17. “Menfaatin dostu, fırtınada ilk kaçar.” (Anadolu halk sözü, Balıkesir yöresi) — Çıkar dostluğu uzun sürmez.

18. “Dilin omurgası olmazsa adamın da olmaz.” (Anadolu hikmet geleneği) — Tutarsız konuşma, karakter zafiyetidir.

19. “Doğru eğilmez, dalkavuk doğrulur.” (yöresel söz, Sivas yöresi) — İlke sahibi insan güç karşısında değişmez.

20. “Padişaha değil, hakikate kul ol.” (tasavvuf geleneği, Anadolu irfanı) — İnsan kişiye değil ilkeye bağlı olmalıdır.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir