181.Yalancı Grip !

181.Yalancı Grip !

Eğitim dediğimiz şey, milletlerin geleceğini şekillendiren en temel yapıtaşıdır derler.

Hatta bazen o kadar önemli ki, “Bugünün çocukları yarının büyükleri” diye nutuklar çekilir durur. Ama gelin görün ki, günümüz eğitim sistemi çocukların kafasını o kadar çok karıştırıyor ki, bazıları “Bize oyun mu lazım yoksa matematik mi?” diye içinden geçiriyor. Çünkü artık okullar bilgi fabrikası olmaktan çıkıp, sınav maratonu, ödev çetesi, proje ordusuna dönüşmüş. Çocuklar oyun alanlarından çok, sınav kaygısı ve ders yüküyle kuşatılmış durumda. Oysa çocukluk, sandalye ısırmak değil; koşmak, düşmek, yeniden kalkmak ve en çok da hayal kurmak demek!

Eğitim sadece bilgi aktarmak değildir; aynı zamanda çocukların karakterini, sorumluluk bilincini, dürüstlüğünü ve sosyal ilişkilerini biçimlendiren karmaşık bir süreçtir.

Günümüzde yoğun akademik programlar, sınav kaygıları ve artan ders yükü nedeniyle çocuklar özgürce keşfetme imkanlarından uzak kalıyorlar. Bu durum çocukların okulu sevmemesine, motivasyonlarının düşmesine, hatta bazen davranış problemlerinin ortaya çıkmasına yol açıyor. Çocukluk sadece öğrenme değil, oyunla, hayal gücüyle, deneme yanılma yoluyla gelişme dönemidir.

Ne yazık ki, eğitim sistemlerinin aşırı yüklediği müfredatlar çocukların masumiyetle harmanlanan oyunlarını sınırlar hale getirirken, onları çeşitli roller oynamaya zorlar.

Bazen çocuklar kendilerini yetişkinlerin beklentilerine uygun davranmak için rol yapar gibi hisseder. Bu roller bazen “hasta olma,” bazen “aile üyelerinin seslerini taklit etme,” bazen de küçük yalanlarla gerçeklerden kaçma şeklinde ortaya çıkar. Bu davranışlar, çocukların masum dünyasında bir nevi savunma mekanizmasıdır; hem kendilerini korumak hem de aile ve çevre baskılarından kurtulmak için geliştirdikleri yollar olabilir.

Yalancılık ise bu saf dünyada ciddi bir kırılmadır. Çocuk için yalan söylemek bazen oyun, bazen deneme, bazen de kaçış yolu olarak görülür.

Ama unutulmamalıdır ki; her yalan, ne kadar küçük veya masum görünse de, çocuğun karakterine ve toplumla kurduğu güven bağlarına zarar verir. Bu noktada eğitimciler, ebeveynler ve toplum olarak üzerimize düşen büyük bir sorumluluk vardır. Çocukların bu tür davranışlarının altında yatan nedenleri anlamak, onları yargılamadan rehberlik etmek, doğruyu sevdirerek ve örnek olarak öğretmek esastır.

Bu hikâye de aslında tam bu karmaşık süreci, sorumluluk bilincini ve yalan söylemenin kısa vadede kazandırdığı yanıltıcı rahatlığın uzun vadede doğuracağı sonuçları mizahi bir dille anlatmaktadır.

Okul ve aile arasındaki iletişimin ne kadar hayati olduğunu, çocukların oyun ve gerçeklik arasında gidip gelirken nasıl zorlandığını gözler önüne serer.

Sorumluluk, dürüstlük, sevgi ve anlayışla örülen bir eğitim süreci, çocukların hem birey olarak gelişmesini sağlar hem de toplumda güvene dayalı sağlıklı ilişkiler kurmalarına zemin hazırlar.

O yüzden sorumluluk bilinci, küçük yaşta kazandırılması ve yaşatılması gereken en kıymetli değerdir.

Zaman odur ki…

Öğretmen sabah sınıfa girdi. Daha yerine bile oturmadan sınıfı bir süzdü. Öğrencilerin durumunu yokladı. Bir eksik vardı: İdris.

Yoklama listesinde adı okununca sınıf sessizleşti. Öğretmen, okul idaresinden de bir bilgi almayınca içi rahat etmedi. Sorumluluk duygusuyla hemen ailesini aradı.

– Alo! Merhaba. İdris’i merak ettim, bugün okula gelmedi. Acaba bir sorun mu var?
Karşıdan tiz bir ses döküldü:
– İdris çok hasta öğretmenim, bugün okula gelemeyecek.

Öğretmen, yılların tecrübesiyle o sesin küçük bir çocuğa ait olduğunu anlamıştı. Yine de onu utandırmak istemedi, tatlı tatlı sordu:
– Peki, şu an kiminle konuşuyorum acaba?
– Babamla konuşuyorsun öğretmenim.
– Hmm, peki öğrencimiz İdris nerede?
– İçeride öğretmenim.
– Annesi nerede?
– Babamla çarşıya gitti öğretmenim…

Öğretmen telefonu yavaşça kapattı. Gülümsedi ama içten içe hüzünlendi: Çocuklar artık sadece hasta numarası yapmayı değil, ses taklidiyle aile bireylerini canlandırmayı da öğrenmişti…

Fıkradan Anladıklarımız

1. “Ağaç yaşken eğilir.” (Türk atasözü) — Dürüstlük küçük yaşta kazanılır.

2. “Çocuk evin aynasıdır.” (Anadolu halk sözü, Kayseri) — Çocuk aileyi yansıtır.

3. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” (Türk atasözü) — Yalan uzun süre gizli kalmaz.

4. “Ne ekersen onu biçersin.” (Türk atasözü) — Verilen eğitim davranışa dönüşür.

5. “Evladın huyu evden gelir.” (Anadolu sözü, Sivas) — Çocuk terbiyesi ailede başlar.

6. “Doğru söz acıdır.” (Türk atasözü) — Gerçeği kabul etmek bazen zordur.

7. “Söz ağızdan çıkar.” (Türk atasözü) — Söylenen her söz sahibini gösterir.

8. “Bir yalan kırk doğruyu götürür.” (Anadolu halk sözü, Erzurum) — Güven bir kez sarsılınca zor düzelir.

9. “Çocuk gördüğünü yapar.” (Türk halk sözü) — Model alma çocuk psikolojisinde temeldir.

10. “Ana gibi yar olmaz.” (Türk atasözü) — Çocuk eğitiminde ailenin etkisi büyüktür.

11. “Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.” (Türk atasözü) — Dil karakteri belirler.

12. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” (Türk atasözü) — Dürüstlük her zaman kolay değildir.

13. “Küçük su çatlağı büyük duvar yıkar.” (Anadolu sözü, Trakya) — Küçük yalanlar büyür.

14. “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” (Türk atasözü) — Önce kendi kusurumuzu görmeliyiz.

15. “Çocuk oyunla büyür.” (Türk halk sözü) — Davranış oyun içinde açığa çıkar.

16. “Doğru eğrilmez.” (Türk atasözü) — Dürüst karakter kalıcıdır.

17. “İnsan sözünden belli olur.” (Türk atasözü) — Kişilik dilde görünür.

18. “Güven bin nasihatle değil, bir doğruyla kurulur.” (Anadolu irfan sözü) — Dürüstlük güvenin temelidir.

19. “Söz gümüşse sükût altındır.” (Türk atasözü) — Gereksiz bahane yerine dürüstlük değerlidir.

20. “Körle yatan şaşı kalkar.” (Türk atasözü) — Çocuk çevresinden etkilenir.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk!

3.Bir Keselik Vicdan, Bir Keselik Hukuk !   Bir memlekette hukuk terazisi şaşarsa, adalet terazisiyle …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir