1.Cennette Seçim Oldu!

1.Cennette Seçim Oldu!

Toplumlar, zamanla sadece yönetim biçimleriyle değil, yanlışlara karşı gösterdikleri “bağışıklık sistemiyle” de şekillenir. Toplumda en tehlikeli bozulma; kötülüğün yapılması değil, “E ne yapalım, devir böyle.” denilerek bünyeye kabul edilmesidir.

İnsan, her gün maruz kaldığı defoları bir süre sonra dekor zannetmeye başlar. Psikolojide buna alışma, sosyolojide toplumsal kabullenme, sokakta ise “gemisini kurtaran kaptanlık” denir. Böylece birey, kendi vicdanının sesini kalabalığın gürültüsüyle bastırıp “Herkes yapıyor.” konforuna sığınır. Sonuç? Hem bizzat yanlışın faili olur hem de yanlışı hayatın yeni normali ilan eder.

Bu toplumsal illüzyon, en çok da kutsal mekânlarda, kutsal kavramların arkasına saklanarak meşrulaştırılır. İbadet, bir arınma ve adalet arayışı olmaktan çıkıp; haftalık, aylık ya da yıllık bir vicdan yıkama seansına, yani ilahi bir “reset tuşuna” indirgenir. Üstelik bu seansa biraz sponsorluk ekleyip iyi de reklam yaptınız mı, işlem tamamdır! Oysa inanç, insanı başkalarının hakkına karşı paratoner yapmalıydı. Fakat güçle temas eden her değer gibi, inanç da eğitimsiz ellerde bir ahlak üretmez; sadece suçluluk duygusuna mazeret üretir. Dindarlığı çoğaltmaz, piyasadaki ikiyüzlülük hisselerini artırır.

“İnsan bazen yaptığı yanlışı savunmak için dine değil, dini kendine benzetmeye çalışır.”

Bu oksijenizasyonu bozuk ortamda yönetenler, hesap vermeyi dünyevi mahkemelerde değil, semboller üzerinden yapmayı tercih eder. Gösterişli ibadetler, kameralı yardımlar, cımbızla seçilmiş ayetler ve duruma uygun uydurulmuş hadisler… Hepsi lüks birer savunma zırhına dönüşür. Psikolojik olarak bu, ağır bir suçluluk duygusunu bastırma çabasıdır; sosyolojik olarak ise kitlelerin adalet refleksini uyuşturma narkozudur. Ahlak, bireysel bir duruş olmaktan çıkar; protokolde sergilenen bir rol yapma becerisine dönüşür.

Aşağıdaki fıkra, bir camide geçen sıradan bir cuma günü gibi görünse de aslında toplumun aynaya bakmamak için gözünü kapattığı o anı anlatır. Bu trajikomik sahnenin içinde sen varsın, ben varım, biz varız. Gücün, inancın, eğitimsizliğin ve aile içi kayırmacılığın yanlış potada eridiğinde nasıl bir canavar doğurduğunu; kurtuluşun kalabalık dalgalarda değil, bireysel sorumluluk limanında olduğunu fısıldar.

Zaman Odur ki…

Zamanlardan bu zaman. Günlerden cuma, anlardan da cuma namazıydı…

Gösterişe endeksli bir yönetici ve avanesi, her zamanki gibi caminin en ön safında, VIP yerlerini almıştı. Saf demeye bin şahit isterdi; sağında faiz lobisi, solunda karaborsacı stokçu, arkasında “ben yaparım mevzuat arkadan gelir”ci… Burnundan kıl aldırmayanlar, kul hakkını temassız kredi kartı gibi fütursuzca kullananlar yan yana dizilmişti. Sanki ibadethane değil; haftalık günah sıfırlama ve vicdan aklama merkezi… Allah kabul etsin!

Hoca hutbeye çıktı. Ses tonu kadife gibi sakin, ama sözleri zımpara gibi sertti:
— “Değerli cemaat… Sağınızdaki yanlış yapıyor, solunuzdaki yanlış yapıyor, önünüzdeki cebe indiriyor. Siz de gözlerinizi kapatıp ‘Piyasa böyle.’ diyerek hazır tezgâha su taşıyorsunuz. Unutmayın, ‘Allahu Ekber’ deyip secdeye varmak, kul hakkı yiyenlere otomatik adli kontrol şartı kaldırması sağlamaz…”

Bir iki kişi başını öne eğdi, çoğunluk ne dendiğini anlamadı ama adettendir diye coşkuyla “Âmin!” dedi.

Namaz kılındı, dualar edildi. Cami çıkışında cemaatin üzerine muazzam bir hafiflik çöktü. Omuzlar gevşedi, yüzler güldü. Günahlar içerideki halılara bırakılmış, dışarıda bildik hayat kaldığı yerden devam edecekti. Şakalar başladı, tebessümler arttı.

Tam o sırada yönetici, kendinden son derece emin bir edayla hocaya yaklaştı:
— Hocam… Ben kesin cennetlik miyimdir, ne dersin?

Sorarken bile gözlerinde tapu senedi güveni vardı. Çünkü hitabeti kusursuzdu, namazı naklen yayına uygundur, yardımları boldu ama mutlaka sponsor logoluydu. O kadar muazzam bir yardımseverdi ki; bütün svdiklerini, akrabalarını ve eş dostunu devletin en ballı yardım ve maaş listelerine eklemişti. Üstelik bunu da tefsir ilmine taş çıkartarak savunurdu: “Yakına bakmak sevaptır hocam, sıla-i rahim yapıyoruz…”

Hoca ise Allah’tan korkan, kurusıkı fetva vermeyen, delikanlı bir yiğitti. Hiç kıvırmadı. Liderin gözünün içine bakarak cevabı yapıştırdı:
— Sen net cehennemliksin başkanım.

Bir anda ortam derin dondurucuya girmiş gibi buz kesti.

Yönetici köpürdü, arkasındaki amigo takımı homurdanmaya başladı:
— Nasıl olur da senin gibi bodrolu bir memur liderimize cehennemlik der? Allah’ın işine mülki amir mi kesildin? Camiye de mi gelmeyelim yani? Bizim verdiğimiz vergilerle maaş alıyorsun sen!

Hoca kalabalığın refleksini süzdü. Sesini hiç yükseltmeden, tane tane açıkladı:
— Efendim… Vallahi ben de sizin için cennette lüks bir köşk isterdim. Ama teknik bir sorun var. Sizin bu dünyada haklarını gasp ettikleriniz, canını yaktıklarınız, torpille geleceğini çaldıklarınız, ahını aldıklarınız var ya…
— Hepsi sizden önce gidip cenneti doldurmuş. Hatta orada acil kurultay toplayıp yeni bir yönetim kurmuşlar.
— Toplantı bitmiş, oy birliğiyle karar alınmış… Mazlumlar kapıya ortak dilekçe vermiş. Sizin adınızı kapıdaki listede görünce, cennetin kapısını içeriden sürgülüyüp kilitlemişler.

Hoca biraz durakladı, cemaatin yutkunmasını bekledi ve öldürücü darbeyi vurdu:
— Ben de yukarıda açıkta kalıp zebanilere maskot olmayasınız diye, tamamen sizin konforunuzu düşünerek “Mecburen cehenneme gideceksiniz.” dedim. Yoksa benim size bir garezim yok, tamamen lojistik imkânsızlık!

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Mazlumun ahı, indirir şahı.” (Türk atasözü)— Güç ne kadar büyük görünürse görünsün, adaletsizlik eninde sonunda sahibine döner.
  2. “Eğri otur, doğru konuş.” (Türk atasözü)— Toplumların iyileşmesi, önce kendi yanlışlarıyla yüzleşebilmesine bağlıdır.
  3. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” (Türk atasözü)— Hakikati dile getiren insanlar çoğu zaman ilk önce dışlanır ama toplumsal değişim onların sözüyle başlar.
  4. “Su testisi su yolunda kırılır.” (Anadolu geneli)— Sürekli aynı yanlış davranışları sürdüren kişi, sonunda o yanlışların sonucuyla karşılaşır.
  5. “Keskin sirke küpüne zarar.” (Türk atasözü)— Öfke, kibir ve güç tutkusu çoğu zaman önce sahibini yıpratır.
  6. “Ne ekersen onu biçersin.” (Türk atasözü)— Ahlak, eğitim ve aile içinde verilen her davranış modeli gelecekte toplumsal sonuçlar doğurur.
  7. “Bal tutan parmağını yalar.” (Türk atasözü)— Güce yakın olanların menfaat üretmesi, toplumsal çürümenin en belirgin işaretlerinden biridir.
  8. “Taşıma suyla değirmen dönmez.” (Türk atasözü)— Gösteriş, reklam ve yapay imajlarla sürdürülen sistemler kalıcı olmaz.
  9. “Damlaya damlaya göl olur.” (Türk atasözü)— Küçük yanlışların sürekli tekrar edilmesi zamanla büyük toplumsal bozulmalara dönüşür.
  10. “Kör ölür, badem gözlü olur.” (Anadolu geneli)— İnsanlar çoğu zaman güç sahiplerini eleştirmek yerine, sonradan olduğundan daha iyi gösterme eğilimindedir.
  11. “Ayağını yorganına göre uzat.” (Türk atasözü)— Aile, ekonomi ve yönetim planlamasında ölçüsüzlük büyük krizlere yol açar.
  12. “Rüzgâr eken fırtına biçer.” (Türk atasözü)— Topluma korku, baskı ve adaletsizlik eken yapılar daha büyük tepkilerle karşılaşır.

 

 

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3. Kitabına Uygun Haydutluk Rehberi!

3. Kitabına Uygun Haydutluk Rehberi! Bir memlekette hukuk terazisi mutfak tartısına dönerse, adaletle tartılamayan her …

2 Yorumlar

  1. Muhteşem bir tesbit olmuş.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir