70. Hıyarın Kimliği

70.Hıyarın Kimliği

Kimi insanlar vardır, güneş gibi doğar; ısıtır, aydınlatır, yol gösterir.

Kimi insanlar da vardır, o güneşe bakamaz; gözleri kamaşır, içleri yanar.

Kendi gölgesine bile tahammülü olmayan bu ruhlar, başkasının ışığını söndürerek parlamaya çalışır.

Kıskanır, küçümser, kötü sözle saldırır… çünkü kendini yüceltmenin tek yolunu başkasını alçaltmakta sanır.

Kıskançlık, sessiz bir zehirdir.

İçten içe işler, kişiyi hem ruhen çürütür hem de sözüne, duruşuna bulaşır.

Kaba söz ise içteki bu çürümüşlüğün dilden dışa sızmış halidir.

İnsan, ağzından çıkanla kim olduğunu fısıldar dünyaya.

Bazısı bir selamla gönül alır, bazısı bir cümleyle gönül kırar.

Hele ki kendini beğenmişse, kibriyle birlikte cehaletini taşır yüreğinde; üstelik bunu meziyet sanarak.

İşte böyle bir memlekette, bir gün dört büyük ruh—vakarın adı Mehmet Akif, zekânın dili Necip Fazıl, hicvin sesi Neyzen Tevfik, ve halkın mizah ustası Aziz Nesin—bir fıkranın kurgusunda bir araya gelir.

Onlar aynı zamanda yaşamamış olabilir, yolları gerçek hayatta kesişmemiş olabilir ama fikirleriyle, duruşlarıyla, incelikli cevaplarıyla aynı çağın, hatta her çağın adamıdırlar.

Ve yolları, kıskançlığı diline vurmuş, içi kararmış bir adamla kesişir…

 

Zaman Odur ki

Bir memlekette, öyle bir adam yaşarmış ki, ne zaman bir güzellik görse içine kurt düşermiş. Başkasının gölgesinde kalmaya zerre tahammülü yokmuş. Kitap görse kapağını yırtar, bilgi görse sahibini küçümser, sanat görse fırlatacak bir şey ararmış.

Bir gün duyar ki, büyük şair Necip Fazıl konferans verecekmiş. Aklına hemen parlak (!) bir fikir gelir: “Herkesin önünde bir posta koyarım, hem içim soğur, hem meşhur olurum.” Yanına bir salatalık ( hıyar) alır, cebine koyar. “Kelimeyle döven adama, hıyarla cevap!” der kendi kendine.

Yolda ilerlerken Mehmet Akif Ersoy’la karşılaşır. O da kaldırımdan karşıya geçmektedir. Adam durur, bakar, kıskanır. Ne de olsa herkes Akif’in vakarını, duruşunu överler. Dayanamaz, lafa girer:

—. Amacı dalga geçmek onu küçümsemektir:

  • Siz baytar mıydınız  ?

Akif başını sallar, kendinin küçümsendiğini anlar, gözlüğünü düzeltir:

— Evet, baytarım. Nereniz ağrıyordu?

Adamın içi cız eder, dövemez de. Pehlivan adam ama dilini tutamaz:

— Madem baytarsın, ne bu sakallar….bıçağın yoksa baltan da mı yok. Maymuna dönmüşsün !

Akif gözlüğünü indirir, nazikçe cevaplar:

— Madem biz maymuna döndük, sırtımızı dönelim de hayvanı rahatsız etmeyelim der ve uzaklaşır.

Adamın içi içini yer. “Dur, asıl büyük şovu konferansta yapacağım,” der kendi kendine .

Salona girer. Necip Fazıl kürsüde konuşmaktadır. Adam, salonun en arkasında yerini alır. Söz sırası kendisine gelmişçesine cebinden salatalığı çıkarır:

— Heyyy! Devletin parasıyla Avrupa’ya gittin, Paraları pavyonlarda, kumarda yedin, sonra dönüp edebiyat satıyorsun! Utanmadan bir de ikinci ”İstiklal Marşını” yazacağım dersin! Al sana edebiyat…  ve sahneye fırlatır.

Salatalık şairin ayaklarının yanına düşer. Necip Fazıl eğilir, hıyarı eline alır, havaya kaldırır:

— Arkadaşımız heyecandan kimliğini buraya attı. Lütfen bunu kendisine ulaştırın !

Salonda bir kahkaha tufanı… Adam darmadağın. Hemen dışarı çıkar.

Sokakta Neyzen’i görür. Yanına sokulur. Küçümseyerek sorar:

— Sana ne diye ‘Neyzen’ diyorlar?  Sen ne anlarsın sanattan?

— Sen sarhoşsun! Hastasın! derken arkadan saydırır adam…hayvaann…eşeekk !

Neyzen, elini uzatır, hafifçe başını eğer:

— Ben de Neyzen. Memnun oldum Eşek Bey.

Adam çileden çıkar, Neyzen’i  iyi bir döğer. . .Neyzen yere düşer. Sonra gider .  her zaman ki gibi sarhoştur Neyzen. Zar zor kalkar toparlanır. Olayı seyreden ”meraklı melehatlar”:

— Baba Gurban,  adam sana her türlü hakareti saydı. bir de döğdü. Niye karşılık vermedin?

Neyzen başını sallar:

— Size köpek havlayınca siz de havlıyor musunuz?

  • Hayır.
  • Eşek size çifte atınca çifte mi atıyorsunuz veya anırınca siz de ona anırıyor musunuz?

Kalabalık susar.

Adam bu sefer bir meydanda köşeye kurulmuş Aziz Nesin’i görür. Hemen atılır:

— Sen de mi geldin buraya? Dinli misin, Dinsiz misin, komünist misin, yoksa  egolu bir adamsın mısın?

Aziz Nesin başını kaldırmadan cevap verir:

— Ben sadece aynayı tutuyorum. Suratınız pislikse, suç aynada değil.

Adam sinirlenir:

— Sen milleti aşağılıyorsun!

Aziz Nesin gülümser:

— Yok, ben sadece herkes kendi yerini bulsun diye yerlere isim yazıyorum. Ama bakıyorum ki, siz hep başkasının yerine oturmaya çalışıyorsunuz.

Fıkradan Anladıklarımız

1. “Köpek havlar, kervan yürür.” (Yaygın Anadolu atasözü) — Gürültü sahibini yorar, yolu değiştirmez; vakarlı yürüyüş en güçlü cevaptır.

2. “Taş atana ekmek at; çünkü ya açtır ya da cahildir.” (Anadolu irfan geleneği özdeyişi) — Saldıran insanın içinde eksik olan şeyi anlamak, ona verilecek en büyük cevabın kapısını açar.

3. “Kötü söz söyleyenin ağzına bakmayın, kalbine bakın.” (Konya yöresi) — Söz, kalbin dışarıya açılan penceresidir; pencerenin görüntüsü iç manzarayı ele verir.

4. “Duman çıktığı yerde ateş, kötü söz çıktığı yerde kir vardır.” (Kayseri yöresi özdeyişi) — Kaba sözün kaynağı tembellik, kıskançlık ya da cehalettir; ikisi de sahibini tanıtır.

5. “Saman alevi gibi parlar, çabuk söner.” (Yaygın Anadolu atasözü) — Kıskançlıkla yükselen sesler hızla alev alır, hızla da söner; asıl kor, vakarlı sessizliktir.

6. “Bilen bildiğini söylemez, söyleyen bildiğini bilmez.” (Kastamonu yöresi) — Gerçek bilgi sahibi ölçer, biçer, konuşur; gürültücü olanın çantası çoğu zaman boştur.

7. “Kendini beğenen kimseye beğendiremeyen, başkasını beğenmez.” (Çorum yöresi) — İçten gelen güven sessiz ve sağlamdır; dışa vurulan kibir ise boşluğun sesidir.

8. “Kabak çiçeği gibi açar, kabak gibi yerde kalır.” (Sivas yöresi) — Gösterişli çıkışlar kalıcı iz bırakmaz; toprağa oturan her şeyin sonu bellidir.

9. “Çamur at, izi kalır, ama atanın eli de kirlenir.” (Erzurum yöresi özdeyişi) — Hakaret fırlatmak bir bumerang gibi işler; iz bırakır ama önce sahibini leketler.

10. “Dilini tutan, canını kurtarır.” (Trabzon yöresi) — Susmanın gücü, bazen en yıkıcı cümleden daha sarsıcıdır; söylenmeyenler düşündürür.

11. “Kıskanç gözün içi hiç doymaz.” (Bolu yöresi) — Başkasının ışığına bakan kıskanç göz ne o ışığı söndürür ne de kendine bir ışık yakar.

12. “Kötüye iyilik etmek, iyiye kötülük etmektir.” (Anadolu halk geleneği özdeyişi) — Kötü niyetli davranışı ödüllendirmek, onu cesaretlendirir; vakar ve sınır aynı zamanda koruyucudur.

13. “Küçük taş büyük arabayı devirir.” (Afyon yöresi) — Önemsiz görünen bir söz yılların inşasını sarsabilir; küçümsenmemesi gereken şey küçük tetiklerdir.

14. “Gönlü dar olanın yolu da dar olur.” (Sinop yöresi) — Kıskançlık yalnızca içi değil, önü de daraltır; dar gönüllü insan kendine de yol açamaz.

15. “Kavgayı büyüten, haklı bile olsa küçülür.” (Giresun yöresi özdeyişi) — Sesi yükseltmek argümanı güçlendirmez; haklılık sessizlikte de kendini ispat eder.

16. “Arı, çiçeğe iner; sinek, çürüğe.” (Anadolu irfan geleneği özdeyişi) — İnsan neyi seçtiğiyle kendini tanımlar; güzelliği arayanla çürüğü arayanı ayıran tercihtir.

17. “Yüksek ses, boş fıçının sesidir.” (Rize yöresi) — Gürültü çoklukla boşluğun habercisidir; içi dolu olan ses kısarak konuşur.

18. “Büyük adam küçük sözle uğraşmaz; uğraşırsa küçülür.” (Kırşehir yöresi) — Vakar, seviyeyi koruyarak cevap vermektedir; seviyeye inmek, seviyeyi onaylamaktır.

19. “Kendi gölgesinden korkan, güneşe düşman kesilir.” (Amasya yöresi özdeyişi) — Kendinden güvensiz olan, başkasının varlığını tehdit olarak hisseder; kıskançlığın kökü orada büyür.

20. “Güzel söz, kılıçtan keskin; çirkin söz, sahibinden başkasına işlemez.” (Tokat yöresi) — Zekâyla bilenmiş cevap yaralayarak değil düşündürerek vurur; kaba söz ise sahibine döner.

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

 5.Gül, Geç!

 5.Gül, Geç! Zamane insanı, hele hele zamane ergenleri, sanki dünyaya “acil koduyla” gönderilmiş gibi yaşıyor. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir