189. Ananı Öpen Kadıysa…

189. Ananı Öpen Kadıysa…

Modern Türkiye’nin sosyo-politik, psikolojik ve eğitsel yapısını anlamak, devlet ile birey arasındaki asırlık krizi doğru okumaktan geçer.

Bu krizin tam merkezinde ise adalet ve hukuk sisteminin işleyişi yer alır. Hukuk, bir toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en temel çimentodur. Adalet mülkün, yani devletin temelidir. Eğer bir ülkede hukuk bozulursa, o ülkedeki siyaset, ekonomi, ahlak ve toplumsal barış dahil her şey zincirleme olarak bozulur.

Siyaset sosyolojisi açısından kurumlarımız, vatandaşı korumak yerine gücü elinde tutan odağı aklamak için araçsallaştırılmıştır.

Bürokratik devlet geleneğinde adalet, evrensel ilkelerinden koparılmış ve gücün yazdığı kurallara indirgenmiştir. Otoritenin kendi hatalarını, yolsuzluklarını ve usulsüzlüklerini meşrulaştırmak için ürettiği absürt söylemler, rasyonel mantığı tamamen devre dışı bırakır. Hukukun üstünlüğü yerine, üstünlerin hukuku geçerli kılındığında toplumsal çürüme kaçınılmaz hale gelir.

Bu kurumsal güç asimetrisi, sosyolojik düzlemde toplumsal bir biat refleksi yaratır.

Adaletin eşit dağıtılmadığı, hukukun kişiye göre işlediği bir düzende sıradan bireyler, hak aramayı bir özgürlük talebi olarak görmezler. Aksine hak aramak, daha büyük bir zarara uğrama riski taşır. Hak aramaya çıkan her mağdur, sistemin çarkları arasında kendi haklılığından utandırılır. Cezalandırılma korkusuyla baş başa kalan bireylerde, derin bir öğrenilmiş çaresizlik ve kronik bir güven bunalımı gelişir. Haksızlığa karşı çıkmak veya hukuka sığınmak yerine otoriteye övgüler düzmek, “Devlet Baba” figürüne karşı geliştirilen trajik bir hayatta kalma stratejisidir.

Tüm bu döngüsel çürümenin kökeninde ise ezberci eğitim felsefemiz yatmaktadır.

Eğitim sistemimiz, bireylere dogmaları sorgulamayı, hakkını aramayı ve rasyonel akıl yürütmeyi öğretmez. İnsanları adalet bilincine sahip birer yurttaş yapmak yerine, güçlü olanın ürettiği sahte gerçeklikleri onaylayan itaatkar nesnelere dönüştürür.

Sonuç olarak Türkiye’nin geleceği, hukukun ve adaletin tamamen yok oluşuna sessizce rıza gösterenler ile adaletin evrensel ilkelerini talep eden eleştirel akıl arasındaki bu asırlık mücadeleye bağlıdır. Çünkü adalet bittiğinde, geriye savunulacak hiçbir şey kalmaz.

Zaman Odur ki

Bir düşünüre sormuşlar: “Ülkemizin hali nasıldır? Geleceğimizi nasıl görüyorsun?”

Düşünür, soru sorana ve etrafındakilere bakmış. Ağdalı bilimsel teorileri anlamayacaklarını sezerek, onlara Osmanlı döneminin yolsuzlukları ve absürt kararlarıyla ünlenmiş meşhur fırıldak hakimi Karakuşi Kadı’nın bir fıkrasını anlatmış:

Karakuşi Kadı, bir gün fırının önünden geçerken burnuna nefis kokular gelmiş. İçeri girdiğinde, güveçte nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen enfes bir ördek görmüş. Fırıncıya dönüp:

“Fırıncı efendi, ben bu ördeği aldım” demiş.

Fırıncı çaresiz, ördeği paketleyip kadıya teslim etmiş. Az sonra ördeğin gerçek sahibi gelip  Bıraktığı ördeği  isteyince, fırıncı boynunu bükmüş: “Efendim, sizin ördek fırından çıktı ve uçtu!” demiştir.

“Pişmiş ördek nasıl uçar, benimle dalga mı geçiyorsun?” diyen müşteri ile fırıncı arasında büyük bir kavga başlamış. Kavga esnasında fırıncı, araya giren gayrimüslim bir vatandaşın gözünü çıkarmış.

Korkudan kaçmaya başlayan fırıncı, bir duvardan atlarken aşağıda yürüyen hamile bir kadının üzerine düşmüş ve kadının çocuğunu düşürmesine sebep olmuş. Bu kez kadının kocası da takibe katılmış.

Can havliyle koşarken fırıncı bu defa da Yahudi bir esnafa çarpıp onun kolunu kırmış. Sonunda zaptiyeler hepsini yakalayıp Karakuşi Kadı’nın huzuruna çıkarmış.

Kadı önce ördeğin sahibine dönmüş: “Şikayetin nedir?“

Ördeğin sahibi, “Efendim, bu adam ördeğimi gasbetti” demiş.

Kadı fırıncıya sormuş, fırıncı “Efendim, ördek uçtu” deyince Kadı açmış kara kaplı defteri: “Bakın, burada ördeğin karşısında ‘tayyar’ yani uçar yazıyor. Fırıncı doğruyu söylemiştir, ördeğin uçması suç değildir. Sen iftira atıyorsun!” demiş. Ördeğin sahibi ceza almamak için şikayetini hemen geri çekmiş.

Sıra gözü çıkan gayrimüslime gelmiş. Kadı deftere bakıp hükmetmiş: “Kanun der ki, bir gayrimüslimin iki gözünü çıkarana karşılık bir Müslümanın tek gözü çıkarılır. Fırıncı senin tek gözünü çıkarmış. Şimdi adalet için fırıncı senin diğer gözünü de çıkaracak, sonra biz fırıncının tek gözünü çıkaracağız.” Davacı dehşetle şikayetinden vazgeçmiş.

Çocuğunu kaybeden kocaya sıra gelince Kadı, “Haklısın” demiş, “Şimdi adalet zamanı. Karını fırıncıya vereceksin, fırıncı ona yeni bir çocuk yapacak, çocuk doğunca karını geri alacaksın.” Adam arkasına bakmadan kaçmış.

En son kolu kırılan Yahudiye dönmüş Kadı: “Senin şikayetin nedir?“ Yahudi durumun vehametini kavrayıp boyun eğmiş: “Ne diyeyim efendim, adaletinizle bin yaşayın! Benim hiç şikayetim yok, ben sadece kendi kendime düşüp kolumu kırdım.”

Düşünür fıkrayı bitirdikten sonra, kendisini dinleyen kalabalığa derin derin bakmış ve taşı gediğine koymuş: “Kıssadan hisse; ananı öpen kadıysa, kadıyı kime şikayet edeceksin?”

Fıkradan Anladıklarımız

  1. “Kadı ola davacı ve müstenti kime şekva edelim?” — Türkiye (Osmanlı Dönemi)

Hem yargıç hem de davacı aynı güç odağı olduğunda, mağdurun sığınacak hiçbir meşru merciinin kalmadığını ve sistemin tamamen tıkandığını ifade eder.

  1. “Güç hakka galip gelirse adalet sürgüne gider.” — Yunanistan

 Evrensel hukuk ilkeleri yerine gücü elinde bulunduranların kuralları geçerli olduğunda, adaletin o toplumdan tamamen silineceğini vurgular.

  1. “Kanunlar örümcek ağları gibidir; küçük sinekleri yakalar, eşek arıları ise onu deler geçer.” — İtalya

Adaletin eşit dağıtılmadığı düzende, hukukun yalnızca gücü yetmeyen sıradan vatandaşları cezalandırmak için bir araç olarak kullanıldığını gösterir.

  1. “Hakimin rüşvet aldığı yerde, haklı adam suçlu çıkar.” — Rusya

Kurumların yozlaştığı ve ahlaki pusulasını kaybettiği bir sistemde, mutlak doğrunun ve haklılığın hiçbir değerinin kalmadığını açıklar.

  1. “Eğitimsiz insan, cilalanmamış taşa benzer.” — Çin

Bireylere rasyonel akıl yürütmeyi ve adalet bilincini aşılamayan ezberci sistemlerin, insanı toplumsal bir değer haline getiremeyeceğini belirtir.

  1. “Çocuklarına sadece itaat etmeyi öğretenler, onları köleliğe hazırlıyor demektir.” — İskoçya

 Dogmaları sorgulamayı engellemeye dayalı eğitim felsefesinin, özgür yurttaşlar yerine güce boyun eğen itaatkar nesneler ürettiğini vurgular.

  1. “Ağaç yaşken eğilir.” — Türkiye

Bireyin adalet, hak ve özgürlük arayışı algısının çocukluk yaşlarındaki eğitim yapısıyla şekillendiğini ve bu temelin sonraki toplumsal refleksleri belirlediğini ifade eder.

  1. “Büyük balık küçük balığı yutar.” — İngiltere

 Sosyal düzenin adalete değil de tamamen kaba kuvvete dayalı olduğu yapılarda, zayıfların güçlüler karşısında ezilmeye mahkum olduğunu anlatır.

  1. “Körlerin ülkesinde tek gözlü adam kral olur.” — Fransa

Eleştirel düşüncenin yok edildiği ve toplumsal çürümenin her yanı sardığı toplumlarda, liyakatsiz ve absürt söylemler üreten figürlerin gücü kolayca elinde tutacağını simgeler.

  1. “Rüzgara karşı tüküren kendi yüzüne tükürür.” — Almanya

 Kurumsal baskının zirve yaptığı toplumlarda, hak aramanın sisteme zarar vermekten ziyade bireyin kendisine daha büyük zararlar getireceği korkusunu yansıtır.

  1. “Kral çıplak diyebilecek bir çocuk her topluma lazımdır.” — Danimarka

Toplumsal biat refleksini kıracak, gücün ürettiği sahte gerçeklikleri deşifre edecek eleştirel akla ve cesarete olan sosyolojik ihtiyacı belirtir.

  1. “Zulüm ile abad olanın ahiri berbad olur.” — Türkiye

Dünyevi hukuk sistemleri yozlaşsa bile, güç kullanarak haksızlık yapanların er ya da geç ahlaki veya ilahi bir cezayla yüzleşeceğine olan inancı besler.

  1. “Günahın saklandığı yer, adaletin bittiği yerdir.” — İspanya

Otoritenin kendi yolsuzluklarını ve usulsüzlüklerini absürt söylemlerle örtbas etmeye çalışmasının toplumu tamamen ahlaki bir çöküşe sürükleyeceğini ifade eder.

  1. “Vicdanı temiz olanın mahkemeye ihtiyacı yoktur.” — İran

Hukukun çimentosunun aslında bireysel ahlak ve adalet bilinci olduğunu, dışsal kurallar bozulsa bile içsel adaletin korunması gerektiğini savunur.

  1. “Kurt kuzuyu yemeye karar verdiyse, suyun alt tarafında olması bahane değildir.” — Kırgızistan

Gücü elinde bulunduran odağın, kendi çıkarları ve hukuksuz eylemleri için her zaman mantık dışı, absürt bir gerekçe (örneğin fıkradaki “pişmiş ördeğin uçması”) üretebileceğini felsefi olarak açıklar.

  1. “Adalet gecikirse, adaletsizlik olur.” — Hindistan

Hak arama sürecinin rasyonel, hızlı ve adil işletilmediği her anın, aslında mevcut zulmü ve sistemin çarklarını besleyen felsefi bir boşluk yarattığını vurgular.

  1. “Gerçek, rüzgarda eğilmeyen tek ağaçtır.” — İsveç

Otoriteler ne kadar sahte gerçeklikler üretirse üretsin, evrensel doğrunun ve eleştirel aklın en sonunda ayakta kalacak yegane unsur olduğunu belirtir.

  1. “Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.” — Türkiye

Hak aramaya çıktığı için sistemin çarkları arasında mağdur edilen bireyin (fıkradaki Yahudi veya gayrimüslim gibi), sonraki süreçlerde hakkını savunmaktan tamamen korkar hale gelmesini açıklar.

  1. “Bükemediğin bileği öpeceksin.” — Azerbaycan

Derin bir çaresizlik yaşayan bireyin, sistem tarafından cezalandırılmamak için otoriteye övgüler düzmesini ve bunu bir hayatta kalma stratejisine dönüştürmesini yansıtır.

  1. “Yılanın ısırdığı adam, kordondan korkar.” — Japonya

Kronik güven bunalımı yaşayan bireylerin, adaletsizliğe tanık ola ola sisteme ve hukuka karşı tamamen psikolojik bir fobi ve çekimserlik geliştirdiğini ifade eder.

 

 

Şu Yazıya da Bakabilirsiniz

3. Kitabına Uygun Haydutluk Rehberi!

3. Kitabına Uygun Haydutluk Rehberi! Bir memlekette hukuk terazisi mutfak tartısına dönerse, adaletle tartılamayan her …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir